12 Eylül hala iktidarda! / Mahmut ÜSTÜN - Gazeteler, Haber Manşet, Gündem
Son Dakika Haberler

12 Eylül hala iktidarda! / Mahmut ÜSTÜN

12 Eylül hala iktidarda! / Mahmut ÜSTÜN
Yorum Yap

12 Eylül hala iktidarda!

12 Eylül 1980’de gerçekleşen faşist darbenin üzerinden 39 yıl geçti. Ama aradan geçen onca zamana rağmen 12 Eylül Anayasası, oluşturduğu kurumlar (YÖK; YHK vb.) ve topluma dayattığı iktisadi ve siyasi zihniyet bakamından hala yaşıyor. Bir zamanlar AKP müthiş bir 12 Eylül eleştirisi yapmaktayken, biz AKP’nin 12 Eylül’ün en rafine hali ve sürdürücüsü olduğunu savunmuştuk. Ve 2010 yılında radikal gazetesinde çıkan “Bana 12 Eylül’ü anlat” başlıklı yazımıza şu şekilde girmiştik:

“Ortada gerçekten bir gariplik mi var? 12 Eylül’ün gadrine en fazla uğramış olan kesimler 12 Eylül’ün savunucuları haline gelirken, 12 Eylül’le hesaplaşma sorumluluğunu 12 Eylül’den olumsuz anlamda en az etkilenen toplumsal ve siyasal kesimler mi üstlenmiş durumda? Siyaset zemininin kayganlaştığı, kavramların buharlaştırıldığı bir süreçte gerçeğin izinden yürümek o kadar zorlaştı ki… Bu sisli siyaset havasında yolu kaybetmemenin belki de tek yolu güncele takılıp kalmadan olayları tarihsel bağlantıları içinde ele almak… Sahi 12 Eylül neydi? Yıkmak ve yerine koymak istedikleri neydi 12 Eylül’ün?”

12 Eylül sadece ya da temelde asker üniforması mıydı?

Türkiye’de ordu, en güçlü “devlet partisi”dir bütün cumhuriyet serüveninde. Orduya yönelik bir dizi rehabilitasyon ve izayn operasyonuna rağmen halen de öyledir. “Asker/sivil” gerilimi, bu nedenle sıklıkla gündemin öne çıkan maddeleri arasına yerleşmiştir. Ama Türkiye siyasetinin genel serüvenini de askeri darbeleri de yalnızca asker-sivil çatışması ekseninde açıklamak gerçekçi değildir. 27 Mayıs’ı da 12 Mart ve 12 Eylül’ü de gerçekleştiren ordudur.

Askeri darbelere karşı çıkmak ayrı bir şeydir; bu darbelerin tümünü aynı neden-sonuç bağlantısı içinde görmek ayrı bir şey…

Türkiye’de ordu hiçbir zaman iç ve dış güç odaklarından bağımsız, salt kendi kurumsal çıkarlarını esas alan bir “darbe” gerçekleştirememiştir, gerçekleştiremez de…

Son ve başarısız darbe operasyonlarının gözümüzün içine sokarcasına ortaya serdiği en önemli siyasal sonuçlardan biri de budur…

Darbeleri akçalı kravatlılar ister; üniformalılar yapar…

27 Mayıs uluslararası ekonomik sistemde ithal ikameciliğe geçişin yaşandığı bir süreçte ordunun bu süreçten yararlanacak kentli sınıf ve kesimlerle ittifakı temelinde gerçekleştirilmişti. 12 Eylül ise, Türkiye’yi dışa açılmacı/serbest piyasacı ilişkilerin içine sokabilmek için iç ve dış güçlerin ittifakı ile yapılmıştı. Her ikisini de ordunun yapmış olmasından kalkarak, bu darbelerin temel nedenini bir asker-sivil çatışması olarak görmek, gerçeklerin oldukça dışına çıkan bir açıklamadır. Bütün askeri darbeler “üniformalılar ile burjuva kravatlıların” ittifakı ile yapılmıştır ve süreçte belirleyici olanlar ise askerlerden çok, bu yerli ve uluslararası kravatlılar olmuştur.

12 Eylül neydi?

Bir şeyi askerin ya da sivilin yapmış olması, tek başına işin içeriğini ve arkasındaki gerçek güçleri anlamamıza izin vermez. 12 Eylül’ü anti-demokratik yapan yalnızca asker eliyle gerçekleştirilmiş olması değildir. 12 Eylül’ün getirdiği ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel programlar demetinin kendisidir. Biz bu temel önemdeki gerçeği es geçersek 12 Eylül’ü gerçek içeriği ile anlayamayız. Anlayamadığımız için de hâkî elbiseyle uğraşır ama o elbiseyi giyenlerce uygulanan programı atlamış oluruz.

12 Eylül’le ilgili en sıradan okumalar bile bize gösterir ki, 12 Eylül çalışanların ekonomik ve sosyal haklarının tırpanlanmasıdır.

Üretimde kuralsızlaştırmayı egemen kılma ve kamunun ekonomik varlığını sermaye lehine ortadan kaldırma planıdır.

Sosyal devletin yurttaşlara sağlaması gereken güvencelerin ortadan kaldırılması ve bu işin gönüllü kuruluşlara havalesidir.

Halkın siyasal temsil hakkının güçlü bir yürütme yaratma hedefiyle sınırlandırılmasıdır.

Güçlendirilmiş Cumhurbaşkanlığı ve MGK; YÖK; YHK gibi kurumlar ile sistem üzerinde güçlü bir vesayet rejimin oluşturulmasıdır.

Toplumun dinselleştirilmesi programıdır.

Ve uluslararası sermaye için engelsiz bir düzeni inşa hedefidir; ki bu hedef ironik biçimde askerin sistem içindeki ağırlığının da sorgulanmasını zorunlu kılmaktaydı.

AKP, 12 Eylül felsefesinin en iyi uygulayıcılarındandır…

Eğer 12 Eylül tüm bunların bir toplamıysa, AKP’nin bugüne kadarki icraatları bu partinin 12 Eylül’ün ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel programının en rafine uygulayıcılarından biri olduğunu ortaya koyar niteliktedir.

Peki AKP döneminde olan ne?

12 Eylül rejimiyle baskıcı-otoriter bir sistem, asker ve sivil (siz sermaye diye okuyun) ittifakıyla başarıyla oluşturuldu. Bu başarılı uygulama varlığı yeni yönelime uyum sağlayamayan asker-sivil bürokrasinin de tasfiyesini çok geçmeden gündeme getirdi. Bunun izlerini yıllar öncesine rastlayan TÜSİAD- Ordu çekişmesinden bu yana izlemek mümkün. Bu süreç, yani ordudan eski dönemin hayalleriyle yaşayanları ve bu hayalleri hala sürdürmek isteyenleri tasfiye süreci, temel olarak küreselleşme sürecinin ve 12 Eylül programının kaçınılmaz bir gereğidir. İşte AKP döneminde yaşanan kavganın nedeni de budur.

Yani bu kavga bir sivilleşme/demokrasi kavgası değildi. Bu kavga 12 Eylül’ü mantıksal sonuçlarına kadar götürmek isteyen sivil 12 Eylülcülerle artık ayak bağı haline gelmiş/eskimiş 12 Eylülcüler arasında bir kavgaydı.

Aradan 39 yıl geçti; AKP’de ve eski 12 Eylülcüller 2019 Türkiye’sinde artık önceki kavgalarını unuttular ve aynı iktidarı paylaşır hale geldiler.

Bu ittifaktaki ortak zeminleri ise hala ve ne yazık ki 12 Eylül felsefesidir.

Mahmut ÜSTÜN

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: