31 Mart ve "tehlikeli iyimserlik" halleri.../ Mahmut ÜSTÜN - Gazeteler, Haber Manşet, Gündem
Son Dakika Haberler

31 Mart ve “tehlikeli iyimserlik” halleri…/ Mahmut ÜSTÜN

31 Mart ve “tehlikeli iyimserlik” halleri…/ Mahmut ÜSTÜN
Yorum Yap

31 Mart ve “tehlikeli iyimserlik” halleri…

31 Mart yerel seçimlerinde muhalefet bloku adına ortaya çıkan başarı tablosu çok doğal olarak bir zafer ve iyimserlik havası yarattı. Bu başarı ve iyimserlik havası temelde haklı; zira bu seçimler iktidar blokunun ve özellikle de AKP’nin baş aşağı gidişinin durdurulamaz mahiyette olduğunu bir kez daha ve çok daha kuvvetli biçimde teyit eden sonuçlarla nihayetlendi. Ama buradan kalkarak oluşan “tehlikeli iyimserliklere” dikkat!

Ben seçim değerlendirmelerimde, genelde yapılan değerlendirmelerden farklı olarak bu “tehlikeli iyimserlikler”e dikkat çekmeyi yeğliyorum. Gazetelink’teki “31 Mart’ın sonrası ne?” başlıklı bir önceki yazımda ve seçimden hemen bir gün sonra yazdığım “Bir Pirus Zaferi Olmaması için” başlıkla yazımda seçim sonrası dönemin muhalefet açısından muhtemel risklerine işaret ederek söz konusu “tehlikeli iyimserlik”lerin taşıdığı risklerin bir bölümüne dikkat çekmeye çalıştım.

Bu yazıda da “bak gördünüz mü AKP seçimlerle yenilebiliyormuş” olarak ifade edebileceğim bir diğer “tehlikeli iyimserlik” üzerinde duracağım. Bir kere bu ifade biçiminin yanlış olduğunu belirterek başlayalım uyarımıza…

AKP’nin seçimlerle geriletebileceği ve hatta sayısal olarak da yenilebileceği konusunda zaten hiçbir şüphe yok, olamaz. Zira 7 Haziran seçimlerinde zaten yenilmişti. Daha sonraki seçimlerde de düzenli olarak oy kaybetmeye devam ediyor. Bu konuda ifade edilmeye çalışılan düşünce AKP’nin kolaylıkla seçimlerle iktidarı bırakmasını beklememek gerektiğiydi. Ki 7 Haziran seçim sonuçlarına rağmen hemen sonrasında yaşananlar bu saptamayı açık biçimde doğrular nitelikteydi. Bugün şu ana kadar yaşananlar da bu iddiayı yanlışlar değil bilakis doğrular niteliktedir.

Hatırlanacağı üzere 7 Haziran’da AKP tek başına iktidar olma olasılığını yitirmiş Erdoğan’ın marifetiyle bir AKP-CHP koalisyonu olasılığı dinamitlenmiş ve teamüller açıkça çiğnenerek o zamanki ana muhalefet partisi CHP’ye ise hükümeti kurma görevi verilmemişti. Ve yine o zaman da tıpkı bugün olduğu gibi Erdoğan uzun süre piyasada görünmemiş, ekibi ile Saray’da seçim sonuçlarını kadükleştirmek için neler yapılabileceği üzerine hummalı biçimde toplantılar yapmıştı. Yeniden ortaya çıktığında ise elinde savaş ve erken seçim paketleri vardı. Bugünde aynı sessizlik ve hummalı çalışma devam ediyor. Kılıcın bilendiği açıktır. Bu bilenen kılıç parti içine mi, muhalefete mi, yoksa her ikisine birden mi doğrultulacak? Pek yakında göreceğiz.

O zaman sahte koalisyon görüşmeleriyle kazanılmaya çalışılan vakit, bugün sahte ve anlamsız seçim itirazlarıyla kazanılmaya çalışılıyor. Sahte ve anlamsız diyorum zira, burada “normal” bir itiraz prosedürü izlenmiyor. Önce ıslak imzalı tutanaklarla birleştirme tutanakları farklı dendi, öyle olmadığı ortaya çıkınca, geçersiz oylar sayılsın dendi, buradan bir şey çıkmayacağı da bilindiği için, tüm oylar sayılsın denmeye başlanıldı ve şimdi de seçimler iptal edilsin söylemlerine kadar gelindi.

Kimileri bu tutumu kendi tabanını yenilgiye alıştırmak, muhalefetin zaferini şaibeli kılmak ve büyükşehir belediyelerini mümkün olduğunca geç devrederek bu arada belediye evraklarında gereken temizliği yapma imkânı elde etmek vb. gerekçelere bağlıyor. Bunlar da kısmen doğrudur ve/fakat bizce işin esası değildir. Bütün bu atraksiyonlar, AKP’nin özellikle İstanbul’u kaybetmemek için formül/senaryo arayışıyla ilintilidir. Ve muhtemel ki turpun büyüğü bir müddet sonra torbadan çıkarılacak.

“Sandık darbesi” söylemi, bir iki gayretkeş yandaşın söylemi mi yoksa hazırlanan senaryonun bir parçası mı? Bu sorunun cevabını da çok yakında göreceğiz.

Bütün bu yaşananlar bize AKP’nin “normal” bir parti olmadığını, kendi varlığını tümüyle iktidarda kalmaya endekslemiş bir yapıya sahip olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Bu nedenle de sandıktan çıkan sonuçlara “eyvallah” diyerek iktidarı kolayca teslim edemez. İktidar onun en temel varoluşsal (beka) şartıdır. İktidarı kaybetmek ile yok olmak AKP için neredeyse bir ve aynı anlamı taşımaktadır.

Bizim muhalefete yönelik eleştirilerimiz içinde, AKP ile mücadele stratejisini sanki her şey olağan seyrinde akıyormuş ve AKP’de olağan bir partiymiş gibi salt seçime endeksliyor oluşu hep önemle vurgulana gelmiştir. (Gerçi bu kez muhalefetin özellikle de İstanbul’da daha hazırlıklı olduğu söylenmelidir.)
Bugün yaşanan süreç, bizce bu eleştirilerin apaçık doğrulanmasıdır.

Bir kez daha ve altını çizerek vurguluyoruz: AKP kendi varoluşu için iktidarı kaybetmemek zorundadır. Bu uğurda neler yapabileceğine dair bir fragmanı 7 Haziran seçimlerinin ertesinde gördük. Belki bu kez daha az hazırlıklı yakalanmış olabilirler ve İstanbul’u “bağırlarına taş basarak” muhalefete vermek zorunda da kalabilirler. Ama buradan kalkarak, “bak gördünüz mü bu iş seçimlere de olabiliyormuş; kaybedince gidiyorlarmış” sonucunu çıkarmak, yakın gelecekte faturası çok ağır olarak muhalefete ve tüm topluma geri dönecek bir “tehlikeli iyimserlik” olacaktır.

Mahmut ÜSTÜN

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: