ABD ve AKP anlaşmalı sınır ötesi operasyon / Ferhat AKTAŞ - Gazeteler, Haber Manşet, Gündem
Son Dakika Haberler

ABD ve AKP anlaşmalı sınır ötesi operasyon / Ferhat AKTAŞ

ABD ve AKP anlaşmalı sınır ötesi operasyon / Ferhat AKTAŞ
Yorum Yap

ABD ve AKP anlaşmalı sınır ötesi operasyon…

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasındaki telefon görüşmesi ve 13 Kasım’a randevu alınmasının akabinde Beyaz Saray’ın gündemi bir anda değiştiren yazılı açıklaması geldi. Türkiye Dışişleri ve Cumhurbaşkanlığı kaynaklarının liderler arası telefon görüşmesinin içeriğine dair operasyon hususunu dillendirmemesi başlangıçta farklı okumalar yapılmasına yol açsa da sonradan anlaşıldığı gibi ilgili görüşmenin ana konusunun Suriye’nin kuzeyine düzenlenecek sınır ötesi operasyon olduğu görüldü. Taraflar pratik detaylarını henüz tam olarak bilmediğimiz düzlemde bir mutabakata vardı ve bunu doğrulayan açıklama Beyaz Saray ve Donald Trump’a bırakıldı. ABD’nin askeri personelini olası çatışma alanlarından “Türkiye güçleriyle karşı karşıya gelmemek” için çekmesi taktiksel tutumdan ziyade mevcut pozisyonunu tartışmaya açan stratejik bir tercihtir.

ABD, NATO’nun sadık üyesi Türkiye’nin Suriye konusunda daha fazla Rusya’nın çekim alanına girmesini engellemek, askeri alanda S-400 ve F-35 krizleriyle artan gerginliğe son vermek için onun taleplerine karşılık vermeyi çıkarları açısından ertelenemez görüyordu. ABD-Türkiye ilişkilerinde son yıllarda baş gösteren tıkanma bu vesileyle açılırken AKP iktidarına iç siyaset bağlamında kullanabileceği manevra imkânı sunarak ona önemli bir şans daha tanıdı. Himaye ettiği İsrail destekçisi cihatçı toplamla beraber bölgede oynayabileceği ‘dalga kıran’ rolü ona görmezden gelinemeyecek bir önem kazandırıyor. Zaten o da kullanışlı bu potansiyelini fırsata çevirme de çok iştahlı.

Sınır ötesi operasyon bahsinde Beyaz Saray, Pentagon, CENTCOM ve Senato arasında medyaya yansıyan, açı farklılığı gibi aktarılan açıklamaları esası değiştirebilecek nitelikte gelişmeler olarak görmemek gerekir. Yani alınan kararın kamuoyu nezdinde daha fazla sorgulanmasını istemediklerinden olsa gerek bir nevi PR çalışması gündemde. Tek taraflı çizdikleri ‘özgürlükçü, yardımsever Amerika’ imajı sekteye uğramasın da gerisi çok önemli değil. ABD’nin bölgede tutarlılık gösterdiği geçerli tek ajandası var, o da İsrail rejimini korumak ve kollamaktır. Onu bölge halklarının talep ve özlemleri ilgilendirmiyor. Üstlendiği misyon gereği küresel tekellerin ‘kar-zarar’ tablolarıyla ilgili. Mesela Yemenli direnişçilerin ARAMCO saldırısı sonrası Batı dünyasından yükselen senkronize ses öğreticidir.

Türkiye son sınır ötesi harekât ile neyi hedefliyor?

Türkiye uzunca bir süredir ‘güvenli-tampon bölge’ planlarına geçerlilik kazandırmak istiyordu. Bunu Suriye krizinin ilk yıllarında batılı emperyalistleri ‘rejim değişikliği’ temelinde daha fazla cesaretlendirmek adına gündeme getirirken, ‘Fırat Kalkanı’ ve ‘Zeytin Dalı’ harekatlarıyla birlikte Türkiye-Suriye sınır hattının Suriye tarafında kendi güdümü altındaki silahlı unsurlarla beraber tuttuğu “de facto” şekilde bölgeler oluşturmak için dayattı. Bu yolla kendi ifadeleri olan ‘’PYD koridorunu’’ ortadan kaldıracaklarını, sınırı ‘güvenli’ hale getireceklerini söylüyorlar. Suriye dosyasında başarısızlığın ürünü olarak ‘hedef küçültme’ yönü olduğu kadar Kürtlere yönelik uygulanan konseptle alakalı hesapları var. AKP iktidarı Kürt meselesine yaklaşımıyla bütüncül politikalar geliştiriyor, sınırın her iki tarafında elde edilen kazanımları tasfiye etmek üzerine kurgulanan stratejiye dayalı hareket ediyor. Suriye krizine bakış açılarının başından itibaren “Şam neyse Ankara odur, Halep düşerse falanca ilimiz düşer” türünden kıyaslamalarla vücut bulduğunu göz önünde bulundurursak, siyasal İslamcılar açısından meselenin ‘bir iç sorun olma’ özelliği taşıdığı görülür.

Suriye’ye karşı açılan haksız savaşta kullanılan selefi-ihvancı örgütlerin biricik destekçisi, açık kapı politikasıyla çokuluslu cihatçı odakların cephe gerisi, buluşma istasyonu ve yıkım esaslı emperyalist müdahalelerin bölgesel taşeronu rolüyle AKP iktidarı içeriyi de yeni siyasa özgülünde siyaset kurumunun yapısını değiştirerek dizayn etti ve kutuplaştırmayı derinleştiren siyaset mühendisliğiyle kriz yönetimini bugüne değin devam ettirdi. Parçalı muhalefet dinamiklerinin baskılanması, bununla birlikte yeni siyasala uyumlulaştırılmaları süreçleri Suriye başlıklı operasyonel adımlarla desteklendi. Açıkçası; egemen siyasal İslamcılar neden oldukları krizleri manipüle etme hususunda muhalefetin de karakteristik açmazlarından faydalanarak oldukça tecrübe edinmiş durumda. Süregelen sosyal ve siyasal krizleri oluşturan etmenler inşasına soyundukları yeni siyasayı açmaza sokan yönü bulunduğu gibi otoriter yönetim biçimini besleyen politikalarına dayanak oluşturduğu da yadsınamaz bir gerçek. Burada sorunlardan biri de iktidarın sihirbazlık başarısı olarak sahnelediği halüsinasyonların tılsımını bozacak, iktidarın alternatifi olabilecek etkin muhalefet araçları eksikliği var. Aslında şu soruyu sormalıyız; AKP’nin içeriyi de dizayn etmesinin yegâne aracı olan İhvancı kimliğine karşı dişe dokunur tavır alamayan muhalefet çizgisiyle siyasal atmosferi değiştirmek ne kadar mümkün olabilir?

Türkiye’nin sınır ötesi harekâtına onay verici tavrıyla ABD Başkanı Donald Trump’ın Twitter mesainde öne çıkan, sınır ötesi operasyon bahsinde dillendirdiği yorumları her şeyi özetlemekte; “Suriye’de kimsenin tarafında değiliz, biz çıkarımıza olan yerde savaşacağız ve bunu ancak kazanmak için yapacağız.” Anlaşıldığı üzere ABD sadece kendine dosttur ve tekellerinin çıkarlarını düşünür. ABD, Suriye’de başından beri Avrupalı emperyalist ortaklarıyla birlikte kurguladığı, sahada değiştirdiği vekil güçlerle dayattığı stratejik hedeflerine ulaşamadı ve artık kazanamayacakları bu zeminden alt yüklenici muhataplarına sorumluluk yükleyerek çekilmenin koşullarını oluşturuyor. Çekilmenin pratikte alacağı biçimler belirgin bir yol haritası ortada olmadığı için muğlaklık taşısa da sergilediği son tutum devamında olacakların da ipuçlarını veriyor. Bugün TelAbyad ve Rasulayn’dan çekilen ABD’nin harekatın muhtemel hedefleri arasında yer alan diğer yerleşim alanlarından çekilmeyeceğinin hiçbir garantisi yok.

ABD Başkanı Trump’ın IŞİD’li esirlerin aileleriyle birlikte tutulduğu kampların sorumluluğunu Türkiye’ye yükleyen kararı harekatın derinliği konusunda soru işaretlerine yol açtı. Roj ve Ayn İssa kamplarının yanı sıra Haseke’nin güneydoğusunda bulunan el Hol kampına vurgu yapılması -eğer buradan herhangi bir taşıma işlemi olmayacaksa- harekatın tahmin edilenden daha geniş bir alanı kapsayacağı anlamına gelir. Öncelikle M4 otoyoluna kadar inileceği ve açılan celplerin kademeli olarak kapatılacağı vurgulanıyor. Türkiye-ABD arasında süren diplomasi trafiği gelinen aşamada ABD’nin olur verdiği askerî harekât kararıyla mantıki sonucuna ulaştı. 9 Ağustos tarihli ‘güvenli bölge’ görüşmesinde mutabık kalınan, ilan edilen ‘Müşterek Harekât Merkezi’ ile sahaya uyarlanan mantıki buluşma şimdi sınır ötesi operasyona geçit veren uzlaşma haliyle bir üst boyuta taşındı. Bölgedeki SDG bileşenlerinin belirli bir coğrafi derinlikte ABD tarafından yalnız bırakıldığı mevcut koşullarda bu oluşumun zayıf karnını teşkil eden, değişen güç dengelerine göre saf değiştireceği öngörülen yerel aşiretlerin pragmatik tavırları soru işaretleri doğuruyor. ABD’nin TelAbyad ve Rasulayn’dan askeri personelini çekmesi sonrası kaotik ve hesaplanamayan gelişmelerle örülü bir sürece girildi.

AKP iktidarının Suriye’nin kuzeyine yönelik takındığı tavrın arka planını oluşturan etkenler nelerdir diye sorguladığımızda cevaben şunları sıralayabiliriz;

-Kürtler konusunda yüklendiği geleneksel devlet politikasını uygulamak.

-2011’den itibaren koşar adım dahil olduğu, ‘’rejim değişikliği’’ temelinde başlayan savaşta öngördüğü hedeflerine ulaşamaması ve zaruri olarak hedef değiştirmesi.

-Taraf olduğu savaşta erken zafer beklentisiyle teşvik ettiği ve artık kurtulmanın yollarını aradığı Suriyeli sığınmacılara kendi kontrolünde yeni yerleşim alanları açmak.

-Haseke’den Menbiç’e uzanan bir ‘güvenlik kemeri’ örmek.

-Taşımalı nüfuz politikasıyla bu bölgede demografik yapı üzerinde mühendislik çalışması başlatmak.

-Mevcut krizi, Trump yönetiminin hassasiyetlerini gözeterek, ABD ile aralarındaki buzları eritme doğrultusunda kullanmak.

-AB’den sığınmacıların geri dönüşü ve TOKİ projeleri için yeni krediler almak.

-Yerleştiği alanları tutabileceği kadar kontrolü altına tutmak ve diplomasi masasında kullandığı kartları güçlendirmek.

-Ortak emir-komuta zinciri çerçevesinde bir araya getirdiği toplama silahlı grupların ömrünü uzatma temelinde arayışını yeni operasyonlarla somutlaştırmak.

Suriye devletine rağmen Suriye’de bulunan saldırgan yabancı güçler ülkeden çekilmeli.

‘Suriye’nin egemenliği’ bahsinde üretilen demagojik söylemlere prim verilmemeli. Hakikat ortada. Şam’a rağmen orada bulunan tüm yabancı güçler ülkenin egemenliğine, siyasi birliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik müdahalelere hizmet ediyor. Suriye devleti topraklarına davet etmediği yabancı tüm aktörlerin varlığını kabul edilemez görüyor ve topraklarını terk etmelerini istiyor. Türkiye’nin İdlib’den Cerablus’a kadar uzanan varlığı nasıl problem oluşturuyorsa yine aynı şekilde ABD’nin Rakka, Deyrezzor, Haseke ve güneydoğu sınırındaki varlığı iç barışını tesis etmesi, istikrar oluşturma yönünde attığı adımları yavaşlatan negatif rol oynuyor. Burada iç dinamiklere büyük sorumluluk düşmekte. Dış müdahale kanallarını zayıflatacak yegâne yol Suriyeliler arası diyalog ve uzlaşı alanlarını geliştirmekten geçer. Suriye kendi Kürtleriyle güçlüdür ve ortak vatan çatısı altında çözüm iradesine yaslanılmalı. Tarafların deneyimlenen süreçlerden gerekli dersleri çıkarması için daha ne olması bekleniyor? Dış müdahalelere kapı aralayan ayrılıkçı ajandalar terk edilmeli, çözümsüzlük üreten çatışma-tehdit faktörlerini devre dışı bırakacak ve iç barışı tesis etmeye vesile olacak siyasi çözüm iradesi konuşturulmalı. Şam’ın etrafında dolanmadan atılacak her adım kazandırır.

Suriye açısından ‘egemenliğini, bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü’ tehdit eden sorun odaklarının başında El Kaide’nin (HTŞ) kontrolü altındaki İdlib meselesi geliyor. El Kaide’nin İdlib’deki varlığı sadece Suriye için değil, bölgemiz ve dünya açısından ciddi bir tehdit kaynağı olmayı sürdürüyor. Batılı emperyalist devletlerle birlikte iş tutan saldırgan bölge rejimlerinin himaye ettiği selefi unsurların elindeki bu son toprak parçasını Suriye ordusu özgürleştirmekte kararlı ve İdlib dosyası askeri yolla kapatılacak. Ülkenin kuzeydoğusu içinde ABD’nin nüfuzunun ortadan kaldırılması temelinde siyasi çözüm seçeneği gündeme gelecektir.

Ferhat AKTAŞ

*Köşe yazıları haber sitemizin editoryal düşüncesini yansıtmıyor olabilir …

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: