Afedersiniz o bir Ermeni / Tülay Yıldırım EDE - Gazeteler, Haber Manşet, Gündem
Son Dakika Haberler

Afedersiniz o bir Ermeni / Tülay Yıldırım EDE

Afedersiniz o bir Ermeni / Tülay Yıldırım EDE
Yorum Yap

Afedersiniz o bir Ermeni!

Bir şekilde dünyaya geliyor, varlık buluyorsunuz. Ne ırkınızı seçiyorsunuz, ne de ailenizi, coğrafyanızı. Sonra birden öfkeli gözler karşılıyor sizi ve doğuştan gelen bir özellik, yani ırkınız öfkenin kaynağı oluveriyor. Küfürlerin baş kaynağı haline geliyorsunuz anlamsızca, gayri insani olarak.

İşte tüm bunları yaşayanlardan biri Alen Sasunyan. Yüreği güzelliklerle dolu ve bu güzelliği dışarıdan görebiliyorsunuz. Kalbi cam kırıklarıyla sarılmış, bir çok acıya göğüs germiş olsa da, kaybetmemiş yaşama neşesini ve azmini. Sanki meydan okuyor faşist olan her insana. O; inadına insan. İnadına vicdanlı. İnadına umut dolu.

İşte Alen Sasunyan…

-Önce sizi tanıyalım.

İsmim Alen soyadım Sasunyan. Batman Sasonluyum. Antakya Vakıflı köyünde büyüdüm. Üniversiteyi de Antakya’da okudum. Beden eğitimi bölümü mezunuyum. Aşağı yukarı 11 yıl kadar da İstanbul Büyükşehir Belediyesinde itfaiye eğitmeni olarak çalıştım. Sonra da iş hayatıma son verildi, KHK ile işten uzaklaştırıldım. İşe geri alındım ama öyle bir ortamda çalışmak istemediğim için kendim işi bıraktım.

-Hangi gerekçe öne sürülerek işten çıkarıldınız?

Asıl nedenle, resmi anlamda gösterilen gerekçe farklıydı. Asıl neden başka olsa da, resmiyette 10 gün işe gitmeme gerekçe gösterildi.

-Etnik kimlik işyerinde problem teşkil ediyor muydu?

Tabii ki çok etkili oldu bu. Özellikle Hrant Dink’in katledilmesi ile beraber etnik kimliğim açığa çıkmıştı. Ben itfaiye girdiğimde kimliğimi saklamıştım. İtfaiyede hiç kimse beni Alen olarak bilmezdi. Sonra Hrant abinin vurulması ile beraber cenazeye gitmem, acıyı yaşamam ve acının etrafıma yansıması sonucu asıl kimliğim açığa çıktı.

-Sonrasında size karşı tavır nasıl oldu?

Sonrasında hiçbir gerekçe yokken sürekli sürgünler yedim. Bir oradan sürüldüm bir buradan sürüldüm. Yetkilerimi benden almaya çalıştılar ve sürekli bir psikolojik baskı yaşamaya başladım. Kâfir, cenabetli, sünnetsiz muamelesi gördüm.

-Direkt yüzünüze karşı bu tarz ithamlar söyleniyor muydu?

Evet. Amirler söylemiyordu ama personel aracı ile söylemek istediklerini söylüyorlardı, onlara dedirtiyorlardı. Ben de daha fazla dayanamadım, dayanacak gücüm kalmadı. KHK olayı da çıkınca, sonradan işe geri alınsam da artık daha fazla dayanamayıp işten kendi isteğimle ayrıldım.

-KHK ile işten çıkarılmada etnik kimliğiniz mi etkili oldu sizce?

Tabii ki etnik kimliğim söz konusuydu Çünkü ben politik bir kimliğe sahip değildim. Artı 10 gün işe gelmeme gibi bir şey de söz konusu değildi. Olay Ermeni olmam ile alakalı. Bu şartlar altında etnik kimliğim sorun olduğu sürece ve bu baskılardan dolayı geri çağrılsam da tekrar çalışmak istemedim.

-Üniversitedeyken öğrenim hayatınızda bir problem yaşadınız mı?

Üniversite hayatımda da çok sorun yaşadım. Şöyle ki, biz üniversitedeyken Tenefüs adında bir dergi çıkartmak istedik. Çıkarttığımız derginin ana teması Türkiye’de yaşayan halklardı. Herkes bir halkı ana diliyle yazacaktı. Ben de Ermenice yazmaya karar verdim. Sağdan soldan yardım alarak Ermenice bir hikaye yazmak istedim. Rektör çağırdı beni. “Sen Türkiye’de yaşıyorsun. Ermenice yazarak ne yapmaya çalışıyorsun? Amacın ne?” gibi sorular sormaya başladı. Ben de herhangi bir amacımın olmadığını, sadece Anadolu’da yaşayan halkların bir hikayesini anadilde yazmak istediğimi söyledim. “Sen Türkçe bilmiyor musun?” dedi rektör. Dedim “Şu an Türkçe konuştuğuma göre sizinle, biliyorum”. Emniyet de bunun üzerine beni çağırdı. 6 polis tarafından dövüldüm ve 2 gün karakolda tutuldum. 2 günün sonunda beni mahkemeye çıkartmadan bıraktılar. Darp raporu almama da müsaade etmediler.
Artı askerde çok büyük sıkıntılar yaşadım. Askerlik biraz daha farklı bir şey, oraya resmi kimliğinle gitmiş olsan da senin hakkında toplanmış bir dosya oluyor. Beni Yüzbaşı çağırdı. Dedi “Senin ismin Mehdi değil , Alen”. “Evet” dedim. Ermeni olup olmadığımı sorunca, Ermeni olduğumu söyledim. Yüzbaşı yüzüme bakarak bana dedi ki “Sen Ermeni’sin, alışmışsın pisliğe. Artık askerlerin de b.kunu temizlersin” dedi.

-Yetiştirme yurdundaki süreçten bahsedelim. Önce ailenizden başlayalım.

Biz iki kardeştik. Bir ablam vardı. Ablam benden 7 yaş büyüktü. Batman 19 Mayıs mahallesinde yaşıyorduk. Sünni bir ortamda büyüdük. Yıllarca kendi kimliğimizi gizledik. Babam devlet memuruydu, hademeydi ve sürekli bize tembih ederdi “Sakın Ermeni olduğunuzu kimseye söylemeyin” diye. Babam cumaya, sabah namazına giderdi kimlik açığa çıkmasın diye ve hiçbir şekilde açık vermezdi. Annem örtünürdü. Aslında ikisi de dindar Hristiyanlardı. Evde İsa Meryem tablosu vardı. Duvarda asılıydı. Bir duvar halısının arkasında gizliydi. Bir gün Çaça adında mahalleden bir kadın ziyarete geldi. Ne olduysa o zaman oldu. Biz de anlamadık. Kadın sanırım Meryem Ana tablosunu gördü ve sonrasında “Bunlar Ermeni’dir” diye bir dedikodu yaydı. Olaydan 2 gün sonra babam vardiyadan çıktığında, sabahın altısında bisikletle eve gelirken Hizbullahçılar tarafından öldürüldü. Biz yerimizi yurdumuzu terk etmek zorunda kaldık. Babamın bir arkadaşı geldi ve gece vakti bizi kaçırdı. Bir köye götürdüler bizi. Ben 9 yaşlarındaydım o zaman. Sonrasında orada kaldık. Bizi götürdükleri köyde babam ölümünün üzerinden 40 gün geçmesi gerekir diye bir muhabbet dönmüştü. Akabinde anneme dediler ki “Senin ve çocukların için en uygunu evlenmek. Burada Sünni bir aile var. Adam dul, 3 çocuklu ve iyi biri”. Annem de çaresizlikten kabul etmek zorunda kaldı. Evlendi ve biz de adamın evine taşındık. Biz oraya geldiğimizde ablamın 17-18 yaşlarında idi. Neden bilmiyoruz, ablam sürekli huzursuzdu. Neden huzursuz olduğunu söylemedi ama biz onun tacize uğramış olabileceğinden şüphelendik. Ablam annemin evliliğinin üzerinden bir buçuk ay geçtikten sonra evden kaçtı. Ben o adamdan gereksiz bir şekilde dayak yemeye başlamıştım. Kemerle, tuvalet terliği ile vs dövüyordu. Canı sıkıldıkça beni dövüyordu ama kendi çocuklarını dövmüyordu. Annem de çaresiz kaldı ve bana dedi ki “Seni almaya gelecekler”. Bir şekilde Ermeni cemaati ile irtibata geçmiş ve haber vermiş durumu, benim zulüm gördüğümü. Diyarbakır Ermeni cemaatinden geldiler beni almaya. Kocası evde yokken bir mahalleye götürdü beni annem ve Ermeni cemaatinden gelen insanlara teslim etti. Annem kısa bir süre sonra kendisinin de geleceğini söylemişti. Ancak öyle olmadı. Beni Hatay’a götürdüler. Hatay’da yetiştirme yurduna yerleştirildim. 18 yaşıma kadar oradaydım koruyucu ailelerle beraber.

-O zamana kadar annenizden bir haber aldınız mı?

İlk 5 ay çok bekledim. Ondan sonra hiç ses seda çıkmayınca umudumu kestim. İletişim şimdiki gibi olmadığı için nasıl irtibata geçeceğim bilmiyordum. Üniversite zamanında kendi kimliğimi araştırmaya ve bazı olayları sorgulamaya başladım. Ancak bu süreçte yaşadığım şeyleri göz önünde bulundurduğumda bu sorgulamamda öfkemden, aranıp sorulmamamdan dolayı annemi dışarıda tuttum ve asla görüşmek istemedim. 5-6 yıldır annemle görüşmeye başladım.

-Peki onun dilinden hikayeyi hiç dinlediniz mi? Size süreci kendisi anlattı mı?

Annem dedi ki “Ben gerçekten gelecektim ama kendim de o cesareti bir türlü bulamadım. Çünkü bunlar aşirettir ve bunlarda namus muhabbeti var. Bizi bulurlar ve ikimizi de öldürürler diye korktum. Kendimi mecburen feda ettim. Bu aşiret tarafından zarar görmemen için”. Mantıklı geldi anlattıkları. Şu anda görüşüyoruz. Ablamla da görüşüyorum.

-Ülkenin genel olarak Ermeni camiasına bakış açısını biliyorsunuz. Bir Ermeni olarak ne düşünüyorsunuz ötekileştirmeye dair ve size göre ne yapmak gerek? Bu konuda neler yapılabilir çözüm açısından? İnsanların kucaklaşması için nasıl bir adım atılması gerekiyor?

Önce Ermeni soykırımının kabul edilmesi gerekiyor. İnsanlar birbirini gerçekten severse birbirlerinin acılarını anlayabilir. O zaman sorun çözülür Biz sürekli acılarımızı nesilden nesile aktarıyoruz. Çünkü acılarımız hep taze. O yüzden acılar hiç bitmiyor. Türkiye’de çok ciddi bir Ermeni Soykırımı yaşandı ama bu Türkiye’nin kendi içinde olan bir sorundur. Türkiye’nin problemidir. Başka bir ülkenin soykırımı kabul etmesi benim için bir anlam ifade etmiyor. Türkiye’deki halkların bu acıyı kabul etmesi ve bu acılardan dolayı özür dilemesi büyük bir erdemlilik olur. Özür dilendikten sonra akabinde kucaklaşma olmalı. Biz Ermenilerin içinde zaten kin ve nefreti yok. Onlar kucaklaşsa biz seve seve kucaklaşırız. Ben kendim bu camianın içerisinde olduğum için ve özellikle Hrant’ı örnek aldığım için gördüğüm budur. Hrant abinin bir sözü var. Der ki “Bu topraklarda gözümüz var gerçekten ama alıp götürmek için değil onun altına girmek için”. Ölülerimize birlikte dua edebilmektir mesele. Hala “Afedersiniz Ermeni” muhabbeti yapılıyor ve hala Ermeniler küfürlerde geçiyor. Böyle bir ortamda acıları unutmamız mümkün değil. Acılarımız bu şekilde artarak devam eder ve bu diğer nesillere aktarılır. Çözüm aslında çok basit ama çözüme bilinçli gidilmiyor. Bazı adımlar atıldı. Mesela 2012 beyannamesinde Gayrimüslimlerin malların iadesi yasası çıktı ama bunu bize bir lütuf olarak sunmaları bizim acımızı arttırıyor.

-Bir Ermeni olarak İzmir’de hayat nasıl sizin için?

Gerçekten İzmir’deki yapı bunu aşmış durumda. Belki hayat tarzlarına dolayıdır. Sosyal hayatın daha geniş alanlara dayanmasından dolayı İzmir’de bu sorunu yaşamıyorum. İstanbul’da da Kadıköy, Beşiktaş, Sarıyer vs bu tarz yerlerde yaşamıyordum ama Bağcılar gibi Esenyurt gibi yerlerde elbette sorun yaşıyordum. Semt semt değişiyordu bana karşı davranış biçimi. Yani küçümsemek amacıyla söylemiyorum ama kırsal yapıda daha çok sorun yaşıyoruz etnik kimlikten ötürü. Çünkü onlar hala kabul etmiş değil bizim etnik kimliğimizi.

-Ermenilerde şöyle bir durum söz konusu çoğunlukta. Ermenilik ile Hıristiyanlık eşdeğer görülüyor ve Ermeninin Hıristiyan olacağı, Müslüman olamayacağı öngörülüyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Aslında bu tarihsel bir konudur. Ermenilik sonradan oluşmuş bir olgudur. Yani öncesinde Hıristiyanlığın bir kolu gibiydi. Asurlar, Süryaniler gibi. Sonradan ırk haline dönüştü. Normalde evet her Ermeni olan Hristiyandır eskiye düşünürsek. Ancak şu an Ermeni toplumu genişledi ve ırk haline dönüştü. Şu durumda Müslüman Ermeni olması mümkün ve olağandır.

-Ermenilerde bazı zorunluluklar var mı? Örneğin Ermeni Ermeniyle evlenecek veya evlendiği kişi Hıristiyan olacak gibi yaptırımlar söz konusu mu?

Eğer bu soru sadece bana soruluyorsa benim için hiç anlam ifade etmiyor. Hristiyan veya Müslüman, bana göre herkes birbiriyle evlenebilir ya da her ırktan insan birbiriyle evlenebilir. Benim aşık olduğum bir tane kadın Trakyalıydı ve inancımızla hiçbir alakası yoktu. Genellikle toplumlarda bu algı mecburi oluşturuluyor. Evlendiğin zaman azınlık statüsünde olduğun için o kültürün yok olması ya da o kültürün hikayesi söz konusu oluyor.

-Son olarak neler söylemek istersiniz?

Duygusal bir insanım ben. Hayatımda iki babamı kaybettim. Biri öz babam, diğeri Hrant babam. İkisi de büyük travma yarattı bende. İkisi de faili meçhul cinayete kurban gitti. Kimin hangi ırktan olduğunun hiçbir önemi yok. İstediğim dilde seni seviyorum diyebilmeliyim. Her ırktan insanla arkadaşlık kurabilmeli, konuşabilmeliyim. Ermeni olmam beni farklı kılmıyor ya da karşındaki insanı Türk olması onu farklı kılmıyor. Barış istiyorsak huzur içerisinde yaşamak istiyorsak bunları aşmamız gerekiyor.

Tülay Yıldırım EDE

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: