Ah Kadınlarımız / Armanç

Ah Kadınlarımız

Emek en kutsal değerdir. Eğer gerçekten bir ibadet varsa; o çalışmaktır, emektir. Kadının emeği ise çok daha kutsaldır.

8 Mart… Tarihsel kökeni* birçok kaynakta farklı anlatılmakla birlikte her şey ABD’de bir dokuma fabrikasında, çok ağır çalışma koşulları, uzun iş günleri ve buna karşın düşük ücretler sebebiyle ve koşulların her geçen gün daha da dayanılmaz ve o mevzu bahis fabrikada kadın çalışanların tahammül sınırlarını zorlamaya başlamasıyla; öncesinde bir grup kadının, daha sonrasında da neredeyse tüm kadınların katılımıyla kitlesel bir greve dönüştü. Akabinde, şarteli indirip greve çıkan kadınlar ile -çok az sayıdaki- erkekler, taleplerini bu şekilde açıkladı: “Daha iyi koşullarda ve eşit çalışma ve 10 saatlik iş günü.. ”

Talepleri bir anlamda reddedilen dokuma işçi ve emekçisi kadınlar: daha iyi çalışma koşulları ve eşit haklar için grevi sürdürürken; fabrika içerisinde ve bölgesinde, olaylar gelişmeye ve eylemler düzenlenmeye başlandığı esnada, şüpheli bir biçimde fabrikada büyük bir yangın çıktı ve orada yaklaşık 130’a yakın emekçi kadının hayatını kaybetmesine sebep oldu. Tabi emekçi kadınlar, şüpheli bir biçimde fabrikada hayatını kaybettiğinde takvimler 8 Mart 1957’yi gösteriyordu…

26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın “Internationaler Frauentag” (International Women’s Day – Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oy birliğiyle kabul edildi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977’de 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti. Birleşmiş Milletler’in sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York’ta ölen işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır. İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu.

Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) gerçekleşti. Adı da “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak belirlendi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960’lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nin de anmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Türkiye’de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı.

“Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı” programından Türkiye’nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984’ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından “Dünya Kadınlar Günü” kutlanmaya devam ediliyor. (*wikipedia)

Türkiye’de Özgecan Aslan’ın vahşice tecavüz edilip yakılarak katledilmesinden sonra hemen hemen söylenecek tüm her şey o gün, o hafta, o sene söylendi.. Ben bir erkek olarak 1 hafta kadar olayın etkisinden çıkamadım ve o şahısla hemcins olmaktan utandım/kahroldum, adeta yerin dibine girdim..

Bir kez daha…

Evet! Bir kez daha…

Çünkü yalnızca Özgecan değildi: Dilek Doğan’lar ve daha niceleri…

Erkek şiddeti, devlet yasaları, iktidar baskısı vs vs.. İstatistiklerden felan bahsetmeyeceğim. Çünkü bunlar haberlerde defalarca veriliyor ve gerekli hiçbir şey yapılmıyor.

İstatistikler ve genel bilgiler dışında kadının toplumdaki yeri, kadın cinayetleri, kadınların ne giyeceğine karışmak ve kadına baskı kurmak gibi binlerce haber ve vakayla adeta her gün karşılaşıyoruz. Bunun çözümü çok basit fakat siyasi iktidar bilerek/isteyerek buna çözüm bulmak istemiyor çünkü ataerkil ve tekçi zihniyette ısrarcılar adeta…Kesinlikle ve kesinlikle kadın cinayetleri politiktir.

TV kanallarının da bu konuda masum olmadığını düşünüyorum. Ekranlar adeta şiddeti meşrulaştıran ve kadını sözde erkeğin namusuymuş gibi gösteren filmlerle dolu.. Kadına şiddetin tırmanmasının büyük sebeplerinden biri de muhakkak budur. Artık herkes durup düşünmeli. Çekilen acıda, verilen zararda herkes payına düşenin hesabını vermeli.

Kadınların toplumdaki yeri, değer biçimi, cinsel obje olarak görülmeleri, evde hizmetçi, mutfakta aşçı olmalarını ve buna zorlanmalarını şiddetle kınıyorum! Kadınların da artık bilinçlenmesi ve bu tür olaylara karşı ciddi önlemler almasını bekliyorum/bekliyoruz. Artık boyun eğmeyin!

Bir gün değil, her gün hatırlanmanız dileğiyle…

Armanç


ARMANÇ Kimdir?

Milliyetçilik duygusundan uzak, sistemi sorgulayan, barışı tüm kalbiyle isteyen, ezilenden yana olan, okuyan/araştıran, güler yüzlü, yaşama (her şeye rağmen) pozitif bakan, saygı, sevgi ve aşka inanan, hayatı evrensel değerler içerisinde yaşayan biridir Armanç.

İnsan hakları aktivisti / hayvansever / doğa dostu / konser gibi müzikli organizasyonlarda kendince organizatör.

Video programcısı (montaj-kurgu), grafiker (afiş-kapak-photoshop)

Çello / tiyatro / dans ilgilendiği alanlar

İzlemekten çok zaman zaman futbol oynayan biridir Armanç.

Twitter: @armanciyao

G-mail: armancaltunn@gmail.com

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?