AKP Suriye politikasıyla sığınmacı sorununu çözemez! / Ferhat AKTAŞ - Gazeteler, Haber Manşet, Gündem
Son Dakika Haberler

AKP Suriye politikasıyla sığınmacı sorununu çözemez! / Ferhat AKTAŞ

AKP Suriye politikasıyla sığınmacı sorununu çözemez! / Ferhat AKTAŞ
Yorum Yap

AKP Suriye politikasıyla sığınmacı sorununu çözemez!

Türkiye kamuoyunun değişmez gündem maddeleri arasında Suriyeliler olarak adlandırılan sığınmacılar meselesi önemli bir yer tutuyor. Metropol şehirler başta olmak üzere sınır hattında bulunan şehirlerden yansıyan polisiye haberlerle sürekli irdelenen bu sorun doğası gereği politiktir.

Suriye’den ülkemize gelen ve örgütsel aidiyetle hareket eden yekûnu dışında tutarsak, sığınmacıların çoğunluğu savaş nedeniyle göçe zorlanan, tarafgir tutum takınmayan, kendilerine burada veya Avrupa ülkelerinde hayat kurmak isteyenlerden oluşurken Mısır, Libya ve Irak gibi ülkelerden gelenlerin çoğunluğu da ideolojik kimlikleri gereği burayı tercih etmektedir.

İhvan’a kalkan olmayı dış siyasetinin temel belirleyeni haline getiren AKP iktidarı Suriye, Mısır, Libya ve Irak gibi ülkelerden gelen İhvan ve paydaş tarikatlarla bağlantılı çok sayıda unsura Türkiye topraklarını üslenme ve barınma alanı kullandırtmaktadır.

Sığınmacılar meselesini karmaşıklaştıran bu yönüne dikkat edilmelidir.

Mesele irdelenirken çoğunluğun içinde kamufle olan ‘kollanan azınlığa’ projeksiyon tutulmalı, İhvan kardeşliği çeperinde örülen ilişkiler ağı kesin bir dille reddedilmelidir.
İktidara angaje çevrelerin diline doladığı ‘’iyi de İhvan terör örgütü değil ki’’ söyleminin bölgesel açıdan bakıldığı vakit öyle olmadığı görülür.

Türkiye’nin “terör örgütü” olarak görmediği İhvan (Müslüman Kardeşler örgütü) başta Suriye ve Mısır olmak üzere bu konuda sorun yaşanan ülkelerin neredeyse tamamında terör örgütü olarak görülüyor.

Mevcut sorun bölgesel karakteriyle birlikte sorun özelliği taşıyor, İhvan savunusu üzerinden ortaya koyulan gerekçelerle inandırıcılık sınavından geçilemez.

Hem faaliyet gösterdiği ülkelerde iç karışıklık yaratmak için kullanılan İhvan’ın hamiliği hem de barışçıl bir siyaset gütme iddiası bir arada yürümez.

Suriye Anayasası’nda geçen ‘laiklik’ vurgusunu bahane ederek ‘İslami bir nizam’ için provokasyonlarını boyutlandıran, mevcut yönetim biçimini ‘ateist ve Alevi’ olarak tanımlayıp Suriye’yi zayıflatma doğrultusunda batılı emperyalistlere, İsrail ve Türkiye’ye çalışan İhvan’dan bahsediyoruz.

1970’li yıllarda mezhebi temelde katliamlar gerçekleştiren, çok sayıda bombalı sabotaj düzenleyen, Cumhurbaşkanına suikast girişiminde bulunan, 1980’lere gelindiğinde ‘mürtet rejime karşı kıyam’ adı altında silahlı ayaklanma çıkaran, binlerce kişiyi katleden ve ülkeye karşı istihbari olarak kullanılan Suriye İhvanına arka çıkmayı sürdürmek demek, son 9 yıldır bu örgütün oynadığı yıkıcı rolü de göz önünde bulundurursak savaşta ısrar anlamına gelir.

İhvan’a kol kanat gereceksiniz, sahadaki selefi silahlı örgütlere bile hamilik yaparak şiddete yatırım yapmayı sürdüreceksiniz, ‘güvenli bölge-koridor’ adlandırmasıyla sınır bölgelerini istikrarsızlaştırmaya devam edeceksiniz ve sonrasında ‘şu kadar sığınmacı falanca beldeye döndü, dönüşleri teşvik amaçlı gerekli hassasiyeti gösteriyoruz’ gibi açıklamalarla tozpembe tablolar çizmeye çalışacaksınız.

Suriyeli sığınmacılar El Kaide’nin işgali altındaki İdlib’e, başı bozuk çetelerin toplamından oluşan sözde muhaliflerin çöreklendiği sınır hattına niçin dönsün?

İsteseniz de dönmezler çünkü bu örgütlerin onlara katabileceği en ufak bir olumluluk bulunmuyor.
Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar bir tercih yapmaya zorlanırsa çoğunluğun Suriye devleti ve Suriye Ordusu’nun kontrolü altındaki toprakları tercih edeceğini söyleyebiliriz.

Sığınmacıların ülkelerine dönüşleri önünde engelleri kaldırmanın yolu Şam ile diyalogdan geçiyor.

Suriye’de yaşanan savaştan dolayı Türkiye’ye gelen milyonlarca kişi ‘mülteci’ olarak görülmediğine ve geçici ikamet belgeleriyle ‘misafir’ statüsünde kalmalarına izin verildiğine göre bu olağanüstü durumun son bulacağı olası tarihte hesaplanmıştı.

Siyasal İslamcıların dönem motivasyonu şöyleydi; BOP eş başkanlığıyla başlayan bu süreç kısa vadede tamamına erdirilecekti.

AKP iktidarı, Suriyelilerin dönüşlerinin sözde cihat-devrim safsatasının başarısıyla birlikte bir yıl içinde gerçekleşeceğini varsayıyordu, ‘kazan/kazan’ yaklaşımıyla bu meseleyi kendine masada daha fazla alan açmak için kullandı.

Türkiye’ye sığınmacı çekmek uğruna 2011-12 yıllarında şişirdikleri medya kampanyaları akıllardadır, taşralı tüccar mantığıyla dillendirilen, ‘’birkaç yüz bin sığınmacı ülkemizde kamplara yerleştirilirse, Esed rejimine yönelik uluslararası askeri müdahale gerçekleşir, NATO’da düğmeye basar’ beklentisi ilk yıllarda revaçtaydı.

Ankara’daki hesap ‘mağdura, mazluma ve muhacire’ sahip çıkıyoruz görüntüsü eşliğinde, selefi-ihvancı örgütleri tahkim ederek, öngörülen ‘rejim değişimini’ bir an evvel gerçekleştirmekti.

Hesapları bozuldu, planları ellerinde patladı, ‘fetih’ çığırtkanlığı yerini yenilgiyi sindirememenin yansıması olan kanamalı durumu uzatmak aldı.

Suriye’nin terör belasını sınırlarını güvenli hale getirerek defetmesine müsaade etmezken, biriken sığınmacılar sorununun yarattığı krizlere çözüm üretemiyor ve iç siyasette yaşadığı bunalımlarında etkisiyle zorunlu ikamet uygulaması gibi geçici önlemlere başvuruluyor.

Suriyeli sığınmacıların ülkeye giriş yaptıkları vakit oralarda aldıkları ‘geçici koruma’ belgesine atıf yaparak sınır şehirlerine gidişlerini sağlamakla problemi ortadan kaldıramazlar.

Hatay, Kilis, Maraş, Mersin, Osmaniye, Şanlıurfa ve Gaziantep gibi şehirlerin bu yükü taşıma potansiyeli yok.
Biriken sorunlarına ek olarak bu şehirlerde daha başkaca sorunların yaşanmasına da yol açılır.

Rusya ve İran ile Astana zirveleriyle hamiliğini yaptığı selefi-ihvancı örgütlerin bulunduğu bölgeyi, Pentagon ile Fırat’ın doğusunu istişare eden AKP iktidarı dengelere oynayıp zaman kazanmaya çalışıyor.
Altına imza attığı ‘İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi Anlaşmasını’ bir yıldır sürüncemede bırakan, muhataplarına verdiği taahhütleri yerine getirmeyen ve İdlib’deki örgütleri tepeden tırnağa tahkim etmeyi sürdüren AKP iktidarı çözüm bahsinde samimi değil.

Muhatabın etrafında dolanmanın, işi yokuşa sürmenin, ihtiraslarına yenilen siyasal İslamcılara ne getirisi var, görünen odur ki dar meşrebi- ideolojik tatminden öte hanelerine yazılan bir olumluluk bulunmuyor.

Süregelen politikaları kayda değer oranda revize ederek, örgütlere hamilik sevdasından vazgeçerek, gidilmesi zorunlu adres Şam’ın kapısı çalınmalıdır.

Bunu AKP’nin gerçekleştirebilmesi yapısal çizgisi ve savaşta oynadığı rol gereği oldukça zor görünüyor.

Türkiye açısından bir iktidar değişimi kördüğüme dönüşen sorunlara çare olabilir, komşularla iyi ilişkiler temelinde ‘bölgesel barışın’ tesisine hizmet edebilir.

Mezhepçi-milliyetçi politik eğilimleriyle sağın çekim alanı içinde kalan, Suriye, İran, Alevi, Şii ve Kürt düşmanlığıyla düşünsel açıdan sakatlanan kesimlerin sığınmacılara dair lokal saldırılarla süregelen pratikleri karşı karşıya gelmelere yol açsa da bu gerginlikler ‘çatıştır-barıştır’ temelinde hizalanmanın ötesine geçmez.

Bugün sınır şehirlerinde demografik yapının sığınmacıların lehine değişim geçirmesi, yabancı düşmanlığı ve sığınmacıların bazı hassasiyetleri tanımaması gibi bir dizi gerekçeyle gösterilen saldırgan tutum faşizan karakter taşıyor ve kabul edilemez.

Sığınmacıların barışçıl yollarla ülkelerine dönmelerini isteyenlere çeşitli suçlamalar yapılmasını da tuzu kuruların hüsnü kuruntuları olarak okumak gerekir.

Sığınmacılara dönük farklı gerekçelerle lince çıkanların Suriye’ye karşı açılan haksız savaş hakkında sağlıklı bir bakış açısı yok ve çoğu durumda medya yalanlarının etkisiyle ‘muhalifler’ diyerek silahlı örgütleri desteklemeleri esasında yaşadıkları paradoksu gösteriyor.

Siyasi iktidarın ‘mazlum-mağdur sığınmacılar’ vurgusu üzerinden örgütlediği yıkım esaslı saldırgan politikalara karşı çıktığımız gibi sokakları terörize eden güruhları da tasvip etmiyoruz.

Bizim sorunumuz; yıkım esaslı mezhepçi bölge politikasının bir devlet politikası haline getirilmesi ve bunun ülke içinde farklı mezhepsel, ulusal ve sosyal aidiyetlere sahip dinamiklere tasfiye amaçlı yönelimlere zemin sunulmasıyladır.

Suriye’de sözde cihat safsatasına, karşı-devrim projelerine destek kesildiği takdirde geri dönüşler için koşullar olgunlaşmaya başlar, sığınmacıların hatırı sayılır bölümü böylelikle toplum mühendisliği kapsamında uygulanan projenin rehinesi olmaktan kurtulur.

Savaş ve kaostan beslenen iktidarın elindeki bu kozu ondan almak için komşularla barışı öncelikli talep olarak öne çeken hassasiyetin ete kemiğe bürünmesi artık ertelenemez bir zorunluluk haline geldi.

Ferhat AKTAŞ

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: