arap porno sikiş izle bridalarabia.com arap porno hd porno pornovideolab

AKP Suriye’yi bölmek mi istiyor? / Ferhat AKTAŞ

AKP Suriye’yi bölmek mi istiyor?

Afrin tartışmalarının yoğunluğu altında iktidar yanlılarınca en çok manipüle edilen konuların başında ‘Türkiye devletinin komşu Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygılı olduğu’ hususu geliyor. Burada yaygın medya araçlarıyla empoze edilen yanılsamalı algıya burjuva karakterli muhalefetin ürkekliği de eklenince gerçeğin karartıldığı bir tablo ortaya çıkıyor. Suriye’den bakılınca ‘işgal ve ilhak’ olarak görülen sınır ötesi askeri adımlara Türkiye’de ‘terörle mücadele’ kılıfıyla gerekçeler üretiliyor, iç siyasetin araçsallaşan gündemlerine konu ediliyor ve Osmanlı, fetih, ümmet süslemeleriyle toplum saldırganlığa payanda hale getiriliyor. Devlet yeni rejim inşasıyla kırılgan krizlere sürüklenirken süreci mantıki noktaya vardırmak isteyen saray kadrolarını bir arada tutan ideolojik manivela yeni-Osmanlı hayalidir. Bu nedenle hem içeride hem dışarıda kargaşa istiyor, savaşa yatırım yapıyor ve kan dökme ihtiyacı duyuyorlar.

Afrin tartışmaları ‘Suriye toprak bütünlüğü ve egemenliği’ başlıklarıyla sürerken saray medyası ve kadroların lafızda dillendirdikleri vurgulara tezatlık oluşturacak hazımsızlık içinde oldukları gelişmelerden biri geçtiğimiz hafta yaşanan Suriye yönetimine bağlı silahlı güçlerin Afrin’e girmesiydi. Rusya ve İran ile birlikte sürdürdükleri Astana sürecini kendi lehine saldırganlık için fırsata çeviren, özellikle muhatabı Rusya ile ekonomik-askeri anlaşmalar imzalayıp, Suriye’nin kuzeybatısıyla ilgili yönelimlerine sınırlı bir destek alan iktidarın İdlib’ten Menbiç’e kadar uzanan bölgeyi TSK ve kendi kontrolü altındaki silahlı gruplar aracılığıyla ilhak etmek istediği görülüyor. Suriye yönetiminin zayıf karnına oynayan AKP iktidarı bir NATO üyesi olarak ABD’yle de Suriye’yi coğrafi açıdan bölme hedefinde ortaklaşıyor. ABD bunu SDG ve Ürdün sınırında beslediği cihadist gruplar üzerinden gerçekleştirmek isterken, AKP iktidarı ÖSO-Ahrar’uş Şam menşeli gruplara dayalı gerçekleştirmek istiyor. Yani AKP ile ABD arasındaki çelişki kimi çevrelerin şişirdiği gibi stratejik bağlamda değil hangi araçların nasıl kullanılacağı çelişkisinden kaynaklanıyor.

Rusya’nın göz yummasıyla önce Cerablus-El Bab’a yerleşen, şimdide İdlib’ten Afrin’e doğru bölgeyi kademeli olarak işgal eden AKP iktidarının girdiği topraklardan kısa vadede çıkmak gibi bir programı olmadığı da görülüyor. Suriye-Türkiye sınırının bahsi geçen bölümü uzunca bir süre Şam’ın kontrolünde olamayacaktır. Zayıf karnı gereği Şam’ın imkân ve kapasitesi bu bölgeyi öngörülebilir zaman diliminde güç kullanarak geri almasının önünde engel oluşturuyor. Sahada Rusya ve ABD faktörü sonrası gelişmeleri de belirleyecek taraflardır. Şam’ın hareket alanını belirleyen baskın gerçeklik tersinden Ankara’nın da nereye kadar gidebileceğine karar veren güçtür. Suriye yönetimi Afrin konusunda rahatsızlığını belirtmesine rağmen müttefiki Rusya’nın oralı olmaması ya da şimdilik Şam’ın beklentilerine cevap vermemesi aynı cephede gözükenlerin çelişen çıkarlarının bir yansımasıdır.

AKP iktidarı belirttiği gibi Afrin sınırının güvenliğini sağlama kaygısıyla hareket etseydi, Suriye devletinin yıllar önce çekildiği Afrin’de yeniden kendi otoritesini sağlaması yönünde atacağı adımlara histerik tepki vermezdi. Afrin’e giden NDF unsurlarının obüs toplarıyla hedef alınması, rejim dahi olsa vururuz türünden tehditlerle meseleye yaklaşılması vurgulanan kaygıların samimiyetini ölçen önemli verilerdir. Oysa Suriye ordusu ve yönetime bağlı ulusal savunma güçlerinin (NDF) Afrin’de üstlenmesi Türk tarafının manipülatif başlıklarla ifade ettiği kaygıları azaltıcı bir işlev görürdü. Nihayetinde Halep’e bağlı Afrin ilçesi Suriye’nin parçasıdır ve Suriye ordusu orada yaşayan vatandaşların can ve mal güvenliğini korumak için harekete geçebilir. Suriye ordusu ile Afrin’i aynı cümle içinde negatif tepkilere konu edenlerin “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılıyız” laflarının sıvası anında dökülüverdi. Kabul edilmelidir ki; AKP iktidarı Şam’ı devirme hayalinin gerçekleşmeyeceğini sindirme zorluğu yaşasa da kavramış gözükürken, ülkenin kuzeybatısında, iğreti bir İhvanistan düşü kuruyor, Suriye’nin topraklarının bir bölümünü Suriye’den koparmaya çalışıyor. Bakanlık düzeyinde sınır aşırı ‘paralel yönetim’ itirafında bulunan Türkiye’nin Cerablus-El Bab’taki gayrimeşru varlığı ve pratiği öğreticidir. Suriye açısından bakıldığında ‘bölücü’ bu hamlenin kabul görmesi söz konusu bile edilemez. Bu beldelerde sözde kaymakam, sözde polis teşkilatı, sözde PTT, sözde eğitim kurumu, sözde meclis ve sözde bayrakla gerçekleşen şey işgali ilhaka çevirmedir, buradan doğru İhvanistan inşasıdır. Cerablus ile El Bab’ı meşru Suriye yönetimi ve ordusuna karşı bu amaçla kullanan Türkiye’nin “Suriye’nin egemenliğine saygılıyız” lafına sahi kim inanır?

AKP iktidarının İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Ben İçişleri Bakanı olarak söylüyorum, Azez’de, Cerablus’ta, Mare’de bugün kaymakamımız var, emniyet müdürümüz var, jandarma komutanımız var” sözleri niyetlerini ele veren itiraftır. Cerablus ve El Bab’tan örnek verecek olursak özetle şunları söyleyebiliriz; Gaziantep Valiliği’nde görevli iki Vali yardımcısı aynı zamanda Suriye’de bu iki beldenin idari işlerinden görevlidir. Anılan Vali yardımcıları sıklıkla buralara giderek incelemelerde bulunuyor ve fiili olarak kurulan teşkilatları teftiş ediyor. Yine Gaziantep Belediyesine bağlı ekip ve ekipmanlar bölgede kesintisiz faaliyet gösteriyor. Maaşları Türkiye tarafından ödenen güvenlik unsurları ve yerel meclis üyeleri Suriye sınırları içinde Türkiye’nin memuru gibi hareket ediyor. AKP sözcülerinin ‘’Suriyelilerin toprağında gözümüz yok’’ mealinde sarf ettiği sözlerin pratik bir değeri bulunmuyor. Şimdi değilse de ileri ki yıllarda Türkiye’nin başını çok ağrıtacağı kesin olan yayılmacı politikanın ‘’YPG ve IŞİD’’ gerekçesiyle sürdürülmesi mevcut işgali meşrulaştırmaz. Türkiye, Suriye’nin kuzeybatısında 5 veya 10 yıl fiili şekilde işgalini sürdürse bile son kertede sıfır elde sıfır neticeyle çekilmek zorunda kalacak. Bugün, Suriye ordusu ve müttefik kuvvetler, ülkenin iç kesimlerindeki problemli alanları devreden çıkarmakla meşgul. Şam kırsalındaki son sorunlu bölge Doğu Guta temizlendiğinde savaşta önemli bir eşik aşılacak ve sıra Türkiye’nin işgal ettiği, İhvanistan düşü kurduğu kuzeybatıya gelecek. Aynı zamanda ABD’nin işgal ettiği doğu bölgesinde de Suriye direnişi dengeleri değiştirecek hamleler gerçekleştirecektir.

‘Suriye’nin egemenliğine’ saygı lafzının ciddiyetsizliğini gösteren bir diğer veri AKP Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın bir devlet adamının üslubuna yakışmak şekilde Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a yönelttiği suçlamalardır. Mesnetsiz iddialar ve argo üslupla konuşan Erdoğan’ın iki de bir ‘’katil Esed’le yürümek mümkün değil, terörist Esed’’ demesi üzerine yine kimi kesimlerce ifade edilen ‘makas değişimi, ‘başa mı dönüyoruz’ yollu çıkarsamalar Türkiye’nin Şam’a bakış açısını eksik ve hatalı tahlil etmektir. 7 yılın ardından esasında kaybeden olarak daldan dala savrulmaları ile zihinsel kodlarındaki mevcut düşmanca tutumu yansıtmaları arasında açı dengesizliği paranoya halinin sürdüğünün göstergesidir. Osmanlı ve fetih övgülü yaklaşımlarıyla sanal bir gerçeklik yaratan Erdoğan-AKP iktidarı, gelgit haliyle iflası sindirmekte bir müddet daha zorluk yaşayacak, kaybeden taraf olarak ABD ile Rusya arasında savrulup duracak ve konjonktürel fırsatları Suriye’ye saldırganlığına nefes aldırmak için kullanacak lakin gecikmeli olsa da yenilginin en geniş kesimler nezdinde kabulü ve anlaşılması hususu kaçınılmazdır.

Türkiye kendi içinde yaşadığı yapısal bunalımların, kutuplaştırıcı politik atmosferin etkisiyle içe doğru kapanmak durumunda kalacağı karanlık bir döneme girdi. Yeni rejim inşasının yarattığı gerginliklere ek olarak Suriye’ye karşı neredeyse tüm silahlı örgütlerin cephe gerisi vazifesi görmesi, transit geçiş güzergâhı olarak kullanılması ve radikal selefi odaklara nefes aldırmaları ülkenin boydan boya peşaverleşmesi tehdidini yakıcı hale getirdi. Türkiye, AKP sonrası da bunların yol açtığı ciddi problemlerin üstesinden gelmek için sancılı krizlere gebe normalleşme hedefli süreçler yaşayacaktır. Suriye’de savaş Erdoğan-AKP iktidarının sınır aşırı müdahalelerine rağmen iç kesimlerde sönümleniyor, sınır bölgelerine doğru niteliksel bir değişkenlik geçiriyor. AKP iktidarının tek başına dengeleri değiştirebilecek güce sahip olmaması handikaplarını büyütüyor. Düne kadar birlikte saldırganlığı tırmandırdıkları Körfezli ortaklarından beklediği desteği alamadığı da sır değil. Krizin ilk yıllarında emperyal güçlere payanda halde Şam’ı düşürme ve bu temelde Halep’i Suriye’nin Bingazi’sine çevirme projesi çöken AKP hükümetinin kullandığı araçlarla ısrarını uzun vadede bir tutarlılıkla buluşturması ihtimal dışıdır. Suriye’de Suriyeliler arası diyalog ve siyasi çözüm sürecinin gelişim hızına göre ülkedeki negatif varlığı marjinalleşecek, uluslararası mekanizmalarında etkin olacağı bağlayıcı koşularda niyetten bağımsız mecburi sınır gerisine çekilecektir.

Son olarak yakın gelecekte yaşanacaklar üzerine olasılıkları değerlendirirken, İdlib odaklı vekil güçlerin tasfiyesiyle sonuçlanacak adımlar atılacağını söyleyebiliriz. Halihazırda İdlib’in (her ne kadar selefi-ihvancı çeteler arasında kanlı hesaplaşmalar sürse de.) bir El Kaide emirliğine dönüştüğü tartışma götürmez bir gerçek. Yanı sıra AKP iktidarının tek taraflı ajandasına göre, İdlib-Afrin-Azez-El Bab ekseninde bir mini İhvanistan kurma projesi olduğu da görülüyor. En azından elindeki bu zayıf kartları masaya daha güçlü oturmak için tutuyor, fiili dayatmalar ve provokasyonlarla iflas eden Suriye politikasına kan vermeye çalışıyor. Oysa ne İdlib ne de Afrin’de kalıcı olacağını düşünmek için geçerli bir gerekçesi var. Suriye’de vekalet savaşında sona yaklaşılıyor, çetelerin arkasındaki asil güçler bir dünya savaşını göze alıp topyekûn bir saldırı başlatmayı düşünmüyorsa savaşın muhtevası ‘teröre karşı savaşa’ doğru eviriliyor.

Suriye, İran ve Rusya ittifakı Şam, Halep, Palmira, Deyrezzor cephelerinde elde ettiği stratejik kazanımlarla bağlantılı şekilde Lübnan sınırı ardından Irak sınırına kadar problem yaratan alanların çoğunda ya çatışmalar ya da ulusal uzlaşı adını verdikleri görüşmeler yoluyla kontrol sağladı. Güncelde Şam kırsalında (Doğu Guta) yuvalanan binlerce terörist unsurun icabına bakılıyor. Buradan da anlaşıldığı üzere moral-motivasyon açısından diri oldukları gözlemlenen muharip müttefik kuvvetlerin ilerleyen süreçte İdib cephesine yoğunlaşacağı görülüyor. Ki, görüştüğümüz ordu kaynakları da bu olasılığın gerçeğe yakın olduğunu belirtmekte bir sakınca görmüyor.

Lazkiye kuzeydoğu kırsalı üzerinden Cisr-i Şuğur’a harekât başlatıp, buradan itibaren Gab düzlükleri ve Ma’arat Numan’a kadar, Halep’in güneyinden Seragib ve kuşatma altındaki Fua-Kefraya kasabalarına genişleyecek şekilde, selefi çetelerin hakimiyet alanları daraltılacak, şehir merkezi ile Türkiye sınır hattına sıkıştırılacak teröristler ya teslim olacak ya tepelenecektir. İdlib harekâtına ait planlar masada bir opsiyon olarak tutuluyor. Suriye ordusu ve müttefiklerinin son kertede şehirlerarası M4 ile M5 otobanlarını selefi çetelere bırakmayacağı aşikâr. Astana ve Cenevre süreçlerinin seyriyle de ilintili şekilde İdlib’in velaket savaşındaki kaderi çizilecek. İdlib, selefi-ihvancı güçler için son istasyon vazifesi görüyor. Şam kırsalı, Halep, Humus ve Hama’dan şimdiye kadar binlerce selefi-ihvancı unsur buraya zorunlu çıkış yaptı ve benzer kitlesel çıkışlar ilerleyen dönemde de sürecek. 2018-19 süresince, İdlib meselesi, geciktirme temelinde müdahaleler olsa bile Şam’ın beklentileriyle orantılı çözülecek diyebiliriz. Burada izlenecek en olası pratik adım; Suriyelilere af, siyasal çözüm doğrultusunda lokallerde bir güvenlik gücü gibi rol sahibi olmalarına fırsat tanınması ve yabancı uyrukluların farklı ülkelere transferi olmazsa da fiziki tasfiyeleridir.

Türkiye’nin isteksizde olsa Rusya ve İran ile birlikte mutabık kaldığı Astana protokolünde El Nusra-HTŞ konusunda verdiği taahhütler ortadadır. AKP iktidarı işlerlik kazanan süreci sekteye uğratma ve selefilerin hamisi olarak biraz önce de ifade ettiğimiz gibi mini İhvanistan projesiyle meseleyi sürünceme de bırakmak isteyebilir fakat sanıldığı kadarıyla fazla bir manevra alanı kalmadı. Rusya ve İran’a rağmen sınır ötesi varlığını bu haliyle uzun süre devam ettiremez. Yani, öngörülebilir sınırlı bir zaman dilimi içinde, kademeli olarak, İdlib’in Şam’ın kontrolü altına girmesine razı olacak. İhvanistan düşünden uyanmak isteme de burada uyanacak/uyandırılacak. Gündelik siyaset diliyle yüksek perdeden söylenen, afaki suçlamalarla rest çekiyormuş gibi algı yaratan çıkışları belirttiğimiz minvalde gündeliktir, iç kamuoyunu dizayn etmenin ürünüdür. Suriye’de artık bir ‘rejim değişikliğini’ söz konusu olmadığına göre, ayak diretse de Esad yönetiminin otoritesini Türkiye sınırına doğru yeniden tesis etmesini kabul edecek. Zamanla fiili işgalle de sonuç alamadığını görecek, belki de kırılgan Türkiye siyasası bu ağır yükü daha fazla taşıyamayacak ve AKP trajik tasfiyeyle tarihe karışacaktır. AKP iktidarının 2019 seçimlerine kadar İdlib, Afrin, Menbiç eksenli, dış siyaset alanıymış gibi gözüken, fakat, tamamen iç siyaset aracı olarak kullanacağı kartlara yaslanacağını söyleyebiliriz. Sonrası yok. Kullandığı toplama lejyoner grupların sorumluluğunu daha fazla taşıyamaz.

Ferhat AKTAŞ

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

%d blogcu bunu beğendi: