ANLAM ARAYIŞI / Maha MANU

ANLAM ARAYIŞI

Kendi hakkında olumlu düşünceler taşıyan insan sinir sistemine bağlı olan bağışıklık sistemini güçlendirmiş olur. Eğer insanın kendi bütünlüğünden bazı şüpheleri varsa psikolojik olarak sinir sistemini bozar, bağışıklık sistemi zayıfladığından virüs hücre çekirdeğini ele geçirip hücreyi “DNA” ile birlikte değişime uğratır, çeşitli psikolojik ve de psikosomatik problemler böylece başlar ve bunlar farkına varmadığımız- düzeltemediğimiz sürece, hayat boyunca yüksek şuura ulaşıncaya kadar da devam edecektir. Her durum bizim hayrımıza hizmet eder. Yanlış eylemlerimiz, karmalarımız, şer güçlerinin eline geçmemize sebep olur.

Zayıflayan kişi kendini ve de çevreyi uyarmak için bilmeden yeni bir rol üstlenmiş olur, kendisinin gelişmesine bu şekilde hizmet ederken çevresini de uyarmada bir nevi görev yapmış olacaktır. Tüm insanlar birbirlerinin gelişmesinden sorumludur.

Yaşamamızın gerçek anlamını bulmak zorundayız.  Aksi takdirde sahte gerçekçiliğin tuzaklarına düşeriz. Sahte gerçekçiliğin tuzaklarına düşmek su içmek kadar kolaydır. Hayvanlar kendi amaçlarının mükemmel olduğuna inanır çünkü onların insanlar gibi özgür iradeleri yoktur. Grup ruhları tarafından yönetilir, o yüzden, yaşamın onlara verdiği görevi eksiksiz itiraz etmeden yaparlar. Düşünen hayvan insan ise, kendi özgür iradesine göre görev yapmakta ve de seçimlerini kendi özgür iradesine göre belirlemektedir. Faturayı da ona göre ödemektedir. Yani hiçbir şey tesadüf değildir, her şey bir matematiksel yasalar içinde, otomatik olarak çıkar gözetmeden görevlerini yerine getirmektedir. Sistem bumerang gibi çalışmaktadır.

Dünya okulu sahte anlamlarla doludur. Dünya, madde ile mananın, siyah ile beyazın, aşk ile nefretin, şeytan ile meleğin koyun koyuna gezdiği-yaşadığı-yattığı-biçimlendiği akıl almaz bir gayya kuyusudur. Eğer yeterli bilgi ve tecrübeye ulaşmak için çaba göstermez isek, yaşadığımız bu trajedi, dram, acılar son bulmayacak; yaşadığımız bu dünya cehennem olmaya devam edecektir.

Dünya bizlerin, ruhlarımızın gelişmesi için hazırlanmış, dâhiyane, mükemmel bir plan. Yedi idrak aşamasından geçiyoruz. Bu duruma ‘Ruh Çağı’ diyoruz. Bu aşama yeni doğmuş-bebek-genç-olgun-yaşlı-aşkın-sonsuz ruhlar diye adlandırılıyor. İçinde bulunduğumuz dünya, “öz” varlıklarımızı geliştirmek, öğrenmek için hazırlanmış okullardan sadece biri. Bence ilki, en zoru olduğunu da düşünüyorum. Hani der ki ilahi yasalar, biz size taşıyamayacağınız yükü vermeyiz, taşıtmayız. Biz, size akıl verdik, neden akıl etmiyorsunuz diye öğüt verir. Kendi rızamız ile hak ettiğimiz yerde, alanlarda talep ederek görev yaptığımız bilgisi vardır kutsal kitaplarda. Her türlü yol gösterilmiştir. Ara bulacaksın; iste, hayal et, talep et, zorla, kapılar açılacaktır der ilahi tebliğler.

Ruhumuz okyanuslardan, dünyamızdan daha büyük; inancımız, denizlerin yutamayacağı kadar güçlü. Bu sular onun için bir son değil. Her hayat bilinmeyen bir sahilde yeni bir başlangıçla devam eder. Her aşk kendi içinde değerlidir çünkü reddedilen aşk, Tanrı’dan aldığımız ruhu köreltir. Oysa güçlü, iyi, mutlu düşünceler bedene dinçlik ve güzellik kazandırırlar.

Beden bir enstrümandır, onun farkına vardıkça iç sesimizin ihtiyaçlarına göre onu kullanmayı öğrendikçe acılar, korkunç ıstıraplar yaşamaya gerek kalmayacağına inanıyorum. Şu an, ancak acılar yoluyla öğrenebiliyoruz. Olgunluğa erişmek ancak çeşitli ıstıraplar çekerek gerçekleşmektedir. Yararsız düşüncelerin çoğalması barındırılmasının bağışıklık sistemimizin zayıflamasına sebep olduğunu artık öğrendik. Endişe ise moral değerlerimizin düşmesine sebep olur; beden ayrıkotları ile dolar, sarmaşık gibi bedeni sarar, zehirler. Sinir sistemi zayıflayınca doktor, çeşitli haplar, maddeler aranır; bunlar hep geçici çözümlerdir. Boşluklarımızı bir vakit doldururlar, lakin kalıcı çözümler bizim elimizdedir, unutmayın. Biz kendimizin doktoru olamadığımız sürece taşıma suyla değirmenimizi döndüremeyiz. Şifa ve de sağlık sadece kendimizdedir, kendimizin efendisi olamadığımız sürece, bağımlılığımız-hastalığımız devam edecektir.

Beden yalan söylemez, beden dilimiz bizi kendimize ve çevremize açık seçik göstermektedir, bakan göz görür. Hayatın parçalarını bir araya getirmedikçe, resmi bütün görmedikçe, varlıksal sebepler öğrenilmedikçe, amaçsız yaşamı devam ettireceğiz. Bu durumun nelere mal olduğunu da toplumsal olarak yaşıyor ve de gözlemliyoruz. Birkaç örnek verecek olursak; depresyon dediğimiz sıkıntının ortaya çıkması, adlandıramadığımız- panik- korkular- kendine acıma hissi- etrafa karşı negatif anlamsız duygular üretmek- iletişim bozukluğu- toplumdan giderek soyutlanma- kaçma, ötekileştirme, olayla olay olma… Yani neredeyse kendimizi havlayan köpeğe havlayacak duruma getirmek. Bu muhteşem varlığa, büyük bir haksızlık yapmış oluruz.

Hani derler ya, insanın kendine verdiği zararı hiç kimse veremez, işte tam manasıyla kendimize yaptığımız hatalardır bu durumlar. Gelişen, bütünleşen evrende bu gibi düşünceler-duygular üretmek, olacak bir şey değil artık; her türlü hastalığı kendimizin oluşturduğunu bilecek ve kısa zamanda “gerçeği’’ öğrenecek bir çağda yaşadığımızın farkına varmanın zamanıdır. Aksi takdirde bu durumun farkına varamayan kişiler av olmaya devam edecektir.

Gelişen evrende güçsüzlük ayakta kalamaz. 2018 hızla yaklaşıyor; kıyam, aydınlanma çağında, hala uyumakta ısrar edenlerin zorla uyarılacağı, çok büyük ıstırapların yaşatılacağı dönemi yaşıyoruz.

Olanların hepsi başta söylediğim gibi bizlerin hayrınadır. Bu olanlardan dersler çıkarmamız içindir. Sınıf atlamak tekâmül-etmek içindir, aynı okulda kalmak aynı ıstırabı yaşamak isteyenlere söyleyecek sözüm yok. Dedim ya;  özgür irade verilmiş her birimize…

Hani görüyoruz ya bazen, hayatını büyük riske atarken ‘bana bir şey olmaz’ diyerek, hastalık taşıyan hanımlarla-insanlarla, beraber olmak isteyen kahramanları! Yolda müşteri bekleyen hayat kadınları, kendilerine çıkma teklif eden erkeklere biz hastalıklıyız diyorlar, ama erkekler bize bir şey olmaz diyorlar, bu nasıl cesaret? Korkusuzluk ’bilgisizlikten’, ‘cahil cesareti’nden olur, bedeninin esiridir çünkü. İnsan bir anlık zevk için bütün hayatını riske atabilir bilmeden, böylece ailesine ve bütün insanlığa zarar vermiş olur.

Tabi onlar da bilmeyerek topluma ayna tutuyor, toplumu düşündürmeye, uyarmaya destek oluyorlar, yani, toplumun uyanması için bir yönden kendi hayatlarını feda ediyorlar. Bu durumun açıklaması da vardır. Metafizik tebliğlerde der ki biz bir kişiyi kurtarmak için binlerce görevli göndeririz!

Sonuç olarak hayatımıza anlam katmalıyız; hobilerimizi çoğaltarak, fobilerimizden kurtulabiliriz.  Geçmiş tarihi ne kadar araştırır, kavrarsak, günü ona göre değerlendiririz, hayata geniş bir açıdan bakma ayrıcalığını elde ederiz. Geçmiş, ders alınmak içindir; hala zaman var.

Tekrar ediyorum, insanın kendi durumunu kendinden başkasının değiştirmesi mümkün değildir. Meslek sahibi olmadan enerjimizi maddeye çevirmeden, özgür ve bağımsız olamayız. İlk yapılacak olan bence, ekonomik, sosyal gücü elde etmektir; kadın ve erkek için aynı değerler geçerlidir. Aramızdaki fark açıldıkça dans edemeyiz, oyunu kurallarına göre oynayamadığımız için mutlu olmamız ve de özgür güçlü bireyler yetiştirmemiz, o denli çıkmaza girer ve de hüsrana sebep olur. Kazanmak, kaybetmek tamamen bizim eserimizdir. Pazılın parçalarını birleştirmeden bütün resmi oluşturamayız. Saf ruh düzeyine ulaşmadan da gerçek ‘aşk’ı bulamayız, arayışımızın anlamı ise gerçek ‘aşk’a ulaşmaktır.

Maha MANU

 

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?