“Arap kızı camdan bakıyor”… AFRİKA-AYVALIK-İZMİR: 7 / Erdinç OZAN

AFRİKA-AYVALIK-İZMİR: 7

Dizimizin son bölümünde Afro-Türk’lerin uzun bir aradan sonra tekrar kutlamaya başladıkları Dana Bayramı’ndan söz edeceğiz.

Dana Baytamı için Afrika kökenlilerin Nevruz’u demek pek de yanlış olmayacaktır. Sadece adetler farklı. Nevruz nasıl baharı karşılama ise Dana Bayramı da aynı coşkuyu ifade ediyor. Afrikalıların baharı karşılamak için yaptıkları bayrama bu isim veriliyor.

Bayramı yöneten ruhani lidere Godya diyorlar. 19. yüzyılın sonlarından itibaren (1880) kutlanan Dana Bayramı Tekke ve Zaviyelerin kapatılması kanunu çerçevesinde dini ayin içerdiğinden dolayı yasaklanmış. Ancak, 1950 yılına kadar Torbalı ve çevresinde gizli olarak olsa da kutlamaların devam ettiği anlatılıyor. Bu tarihten sonra ise kutlamaların devam ettiğine dair bir anlatı yok.

2006 yılından itibaren Afro-Türk derneğinin, İzmir’de yaşayan Afrika kökenli yurttaşlarımızın kültür ve geleneklerini yaşatmak amacıyla Dana Bayramı Festivali önceki ritüelinden çok farklı olarak devam etmektedir. Önceki haliyle 3 hafta süren Dana Bayramı artık 3 gün sürmekte ve daha evvel de yazdığımız gibi hayvan haklarına saygı gereği dana kurban edilmemektedir. (Okurlarımın izniyle burada parantez açıp bir konuya değinmek istiyorum: Karabük şehrinde yaşadığım 6 yıl boyunca Fevzi Fırat Caddesinin girişinde alt katı boş olan binanın bu alt katında her yıl bir özel kurum tarafından kermes yapılır. Bu kermes sırasında koca bir deve şehirde bedevi kılıklı bir şahıs tarafından gezdirilir. Kermesin son günü ise bu deve kesilir ve etinden döner yapılarak halka satılır… Afrika kökenli Türkler ise 2006’dan bu yana tekrar kutlamaya başladıkları bayramlarında hayvan haklarına saygı gereği dana kurban etmeyi kaldırmışlar. Sözüm bu kadar, parantezi kapatabilirim.) Daha önce üç hafta süren kutlamalarda godyaların (Afrikalı topluluğun ileri gelenleri) topladığı parayla dana alınır ve mayıs ayının ilk cumartesi kurban edilirdi. 2006 yılından itibaren Afro-Türk Derneği tarafından kültür ve geleneklerini yaşatmak amacıyla “Dana Bayramı Festivali” adıyla gerçekleşen kutlamalar üç gün sürmekte ve artık kurban kesilmemektedir.

Ege bölgemizin batısında yaşayan Afrika Kökenlilerin geçmişten alıp bugüne taşıdıkları Afrika kabilelerine özgü ritüellerinin eski dinsel ritüelinden söz etmek mümkün değil. Ama, yaşlı kuşağın temsilcileri geçmişte İzmir’de bu ritüellerin varlığını ortaya koyuyor. Bu bayram sadece İzmir’de yaşayan kara tenli kişilere has bir etkinlikti. Bayram, sırasıyla, “Dellal, Peştamal ve Dana Bayramı” denilen üç cuma boyunca devam ederdi. Saydığımız isimler her cuma’ya verilen isimlerdi. Bu etkinlikleri Godya denilen ruhani önderlerin ya da siyahların önde gelenlerinin yönettiklerini söylemiştik. Bunlar cemaat önderleriydi. Godya’lar genellikle kadın olmakla birlikte erkek Godya’lar da vardı. Bunların esrarengiz güçleri olduklarına olan inanış oldukça fazlaydı.

Gerçekten Godya’ların esrarengiz güçleri var mıydı? Bu konuda Türklerin en eski dini olan şamanizm öğretisine bakmakta yarar vardır. Tarih araştırmacıları şamanizmin ruhani lideri olan şamanların esrarengiz güçleri olduğuna trans haline geçtiklerini yazarlar. Godya’ların da trans hale geçebildiklerine dair elimizde fazlaca kanıt olduğunu söylemek zor. Ancak bunların sihirli güçleri olduğuna inanılıyordu.

Godya’ların sözünün dışına çıkılmazdı. Kesin itaat edilir ve büyük saygı duyulurdu. Godya’ların yaptıkları tütsüleme işinden söz edelim. Hıristiyan inancında tütsünün öneminin ne olduğunu nasıl yapıldığını biliriz. Dinlerin birbirlerinden etkileşimini ve birçok ortak yönleri olduğunu da varsaydığımızda, Afrika tarihi incelendiğinde tütsülemenin Hıristiyanlıktan önce de var olduğu gerçeğiyle karşılaşmak şaşırtıcı olmayacaktır. Godya’ların yaptıkları tütsüleme işlemine ”Arap Tütsüsü” deniyordu. İzmir ve İstanbul’daki şekline göre farklı isimler veriliyordu. Örneğin: İzmir’deki tütsülemeye ”Borulandı” denirken İstanbul’daki Babalandı” diye anılıyordu. Borulanan ya da babalanan kimselerin yani bu tütsüden geçirilenlerin ansızın ortaya çıkan bir tepki verdikleri, ellerinin titrediği, gözlerinin döndüğü, vücutlarının sarsıldığı anlatılır. Onların bu hallerine borusu tuttu veya bacası tuttu deniliyordu. Anadolu’nun pek çok köyünde hatta şehirlerde dahi baygınlık geçirirken vücudu titreyen kişilere ”Oynattı” dendiğini biliyoruz. Dünyanın neresinde olursa olsun, birbirlerini hiç görmeyen toplumlarda dahi ortak noktaların bulunduğu bir gerçek. Bir kez tütsülenmeye gör. Artık her yıl tütsülenmek zorundaydın. Aksi takdirde ne olurdu? Onu bilemiyoruz.

Pek tabiidir ki Godya’lar bu tütsüleme işini ücretsiz yapmıyordu. Ortaçağda Hıristiyan din adamlarının cennetin anahtarını satmaları gibi bir ücret değildi bu. Gönüllü bahşişlere dayanıyordu. Pek tabii, bu dini ayin sırasında kendinden geçen kişiyi tekrar kendine getirmek de Godya’nın işiydi. Bunu Godya’dan başkası yapamazdı. Çünkü kendinden geçen kişiyi tekrar geri getirecek duaları sadece Godya bilirdi. Buna bakarak Godya’lara doğa üstü güçler yüklendiğini görüyoruz. Gerçekten öyle mi? Firavunlar ne kadar tanrıysa… diyebilir miyiz? İlk çağ kralları, firavunları kendilerini Tanrı-Kral olarak ilan etmemişler miydi? Ve o ülkelerin insanları da buna inanmamışlar mıydı? O halde Godya’lara doğa üstü güçler yüklemenin mahsuru olamazdı.

Sosyal yaşamda önemli bir konumu olan Godya’lar aynı zamanda bir tür hekimdi de. Özellikle totemizm ve animizm gibi dinlerde kabile büyücüleri nasıl ki hasta insanları etrafında danslar ederek, şifalı olduğuna inandığı otlardan yaptığı şerbeti içiriyorsa Godya’lar da böcek ve yılan sokmalarına karşı bu efsunlu şerbetleriyle zehirlerin etkilerini yok etme güçlerine sahipti.

Yukarıda andığımız gibi, Dünyanın neresinde olursa olsun birbirinden habersiz uygarlıkların aynı veya çok benzer ritüelleri olduklarını biliyoruz. Mağara duvarlarına çizilen resimler bu ritüeller hakkında çokça bilgi sahibi olmamızı sağlıyor. Kimsesiz siyah çocukların yetişmeleri için Godya’nın yanına bırakılmaları da onların sosyal yaşamda ne denli önemli kişiler olduğunu yeterince anlatıyor.

İlk şekliyle anlattığımız Dana Bayramı işte tüm bu ritüellerin toplamından oluşuyordu. Bu kutlamalar Tekke ve Zaviyelerin kapatılması kanunu uyarınca yasaklandı. Yeni şekliyle ise Mustafa Olpak’ın ve Afro-Türk derneğinin çalışmaları, toplumun önemli bir kesimince desteklenmesi ve Unesco’nun da katkılarıyla Dana Bayramı, Afrika kökenli yurttaşlarımızı kültürel etkinliği çerçevesinde 2006 yılından bu yana kutlanıyor. Artık Godya’lar ve tütsüler yok. Dana kurban etmek yok. Rengarenk süslenmiş bir dana, kendi yerel giysileri ve renkleriyle İzmir sokaklarında şarkılar söyleyen Afro-Türk’ler var. Belki Rio Karnavalı bile bu denli renkli değildir.

Peki, Afro-Türklere karşı ayrımcılık yapılıyor mu? Hem evet, hem de hayır. Çeşitlilik kavramını benimsediğimiz ölçüde hayır, benimseyemediğimiz ölçüde ise evet. Anlatılanlar, ayrımcılığın devam ettiğini gösteriyor.

Her şeye rağmen kölelik kalktı mı dersiniz? 1863’te Başkan Abraham Lincoln’ün köleliğin kaldırıldığını resmen açıklaması ve sanayi devriminin başlamış olmasıyla birlikte kölelik kabuk mu değiştirdi?

Bugün bu dizinin son yazısını sizlere sunduk. Yarın İzmir Afro-Türk derneğiyle yapacağımız röportajımızla dizi yazımız sona erecek.

ERDİNÇ OZAN

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?