At, avrat, silah, feysbuk / Gökhan ÇELEBİ

At, avrat, silah, feysbuk

Onları, çocuğunuzla sahilde zevkle yaptığınız kumdan kaleyi gelip şımarıkça yıkmasından ya da neşeyle yaptığınız kardan adamı tekmelemesinden, taa çocukluklarından tanırsınız. Onları çok iyi bilirsiniz; büyüdüklerinde bir AVM’nin döner kapısında bile önünüze geçmek onlar için nefes almak kadar doğal reflekstir. Onlar trafikte arabasının camından bir elini sarkıtarak hem sürücülük becerisini ispatlar hem de varlığına işaret edip tescilli eşkiyalıklarının alameti farikası olarak muhtemel rakiplere gözdağı verir.

Bu insanlar en sıcak havalarda bile tehditkar beden dillerini sergilemenin zevkini klimanın konforuna değişmezler. Onlar, uygun koşulları bulamayınca açmayan çiçekler gibi değil, her koşulda büyüyüp yanındaki bitkinin de besinini çalan yaban otlarıdır. O kadar çokturlar ki tüm güçlerini cahilliklerinden ve türdeşlerinden alırlar. Herhangi bir anda “amna korum lan senin” dediklerinde “tutayım abi” diyerek destekleyecek sürüyle yandaşları olduğunu bildiklerinden, hiçbir zaman geri adım atmazlar. Onlara hiçbir şeyi anlatamaz, hiçbir şekilde düşüncelerini değiştiremez, hiçbir şekilde haklılığından vazgeçiremezsiniz. Çünkü onlar, ergenliklerine kadar erkek çocukları hayatın merkezine koyup ergenlikten sonra bok gibi ortada bırakan sistemin mahsülüdürler.

Ama o zamana kadar da Hansel ve Gratel’deki gibi, sürekli karşı cinsi besleyip, onları aciz ve itaatkar olarak kodlayıp, tek gıda olarak önlerine sürerek en büyük hazzın “erkeklik” olduğunu pompalar.

Hayatı algılama refleksleriniz hiçbir zaman onlarla kesişemez. Çünkü, artık sosyo ekonomik durumlarının ya da etnik kökenlerinin ya da inançlarının etkisini de aşan bir etki ortaya çıktı. Teknoloji.

Teknoloji bu insanlara hayata ve dünyaya karşı sahte bir hakimiyet hissi verdi. Yeteneksizliklerini, özgüvensizliklerini, yaşanmamışlıklarını perdeleyecek bir filtre sunup tüm bunları yönetebilecek bir mekanizma yarattı.

Ve bu görece 15 ile 30 yıl arası gibi o kadar kısa bir sürede oldu ki..

Tüm bu etkiler tabi ki teknolojiyi yaratan insanlar için değil, sadece kullananlar için yapay bir güç yarattı. Bu güç sayesinde bindiği arabanın kapasitesi ile kendini bir tuttu, bu sayede bırak uçağı, taşıdığı bavul bile ithalken havaalanın büyüklüğü ile övündü, bu sayede sosyal medyada yandaşlarından güç alıp kendinden olmayanlara saldırdı.

Çünkü hiçbir şeyi ispat etmesi gerekmediği gibi başkasının inandığı hiçbir şeye de inanması ya da saygı duyması gerekmiyordu. Milyonlarca insan yanılıyor olsa bile, en azından yalnız değildi. Araba bastın mı gidiyordu, telefonunda her işlem çocuk oyuncağı gibiydi.

Kapitalist medya da zaten üretmenin değil tüketmenin derdinde olduğundan, teknoloji üretmeyen bir ülkenin 15 yılda cep telefonuna 24 milyar dolar verdiğini hiçbir zaman söylemedi. Araba, avrat, silah, feysbuk sarmalında mutlu mesut yaşayan bir kitle, teknolojiyi üretmenin de kullanmak kadar basit olduğunu sanrısına kapıldı. Kendini her şeye vakıf görmesinin psikolojisi ile de kültürle, sanatla, siyasetle -üreticisi olmayı bırak tüketicisi olarak bile- bir ilgisi becerisi, altyapısı bulunmadığından, anlamlandıramadığı her farklılığı uç noktada görerek dışlayıp yabancılaştırdı. Kırdı döktü reddetti.

Bize de kendi kendimizi yiyip bitirip, kitaplı kahveli selfiler yapmak düştü.

Gökhan ÇELEBİ

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?

%d blogcu bunu beğendi: