Bağışlamayın bizi çocuklar… Bağışlamayın! / Zarif LAÇİN

Bağışlamayın bizi çocuklar… Bağışlamayın!

Eski zamanları özlüyor insan, hem de delicesine özlüyor. Çocukların çocuk, abilerin abi, amcaların amca, dedelerin dede olduğu zamanları…
**
Çocuklar, olması gerektiği gibi, çocukluğunu yaşıyordu o zamanlar; her kentin, her kasabanın, her köyün herhangi bir caddesinde ya da sokağında ya da mavi gökyüzünün altında…
**
Kendilerine ait alanların küçücük işgalcileriydi onlar. Korkmadan, irkilmeden; abilerinden, amcalarından, dedelerinden…
**
Bedenleri ve ruhları kirli bakışların gaspına uğramıyordu böylesine hunharca. Kötülük hiç bu kadar serbest bırakılmamıştı çocukların kokusunun değdiği yerlere. İllegal bir saldırı dahi sayılırdı onlara değen kızgın bir bakış. Kimse parmak ucunu değdiremezdi bir çocuğun saçının teline. Buna niyet eden kimseler olmadığından değil, buna yönelik cesaretlerinin olmayışından. Çünkü bir çocuğun pek çok ablası, abisi, amcası, teyzesi olurdu etrafta. Adeta koruyorlardı her bir çocuğun ayak bastığı yerleri. Hiç kimsenin kokmuş nefesinin isi düşmezdi, düşemezdi bu kadar kolay. Hele bir görülseydi ya da hissedilseydi bu arsız insanların tek bir bakışı, nefesiyle tüketirlerdi, yok ederlerdi. Çocukların legal sınırlarını ihlal eden, sarhoş zamanlar yoktu yani bu kadar…
**
Mendil satan çocuklar görmek pek mümkün olmazdı o zamanlar. Ya da arabaların arasında “silelim abi, silelim abla’ diye koşuşturanlar. Onları bir kuruşa dilendiren aileler bu kadar türememişti henüz. O zamanlar bu kadar kolay değildi anne kuzularını kaçırıp o küçücük bedenlerine eziyet etmek. Ayaz mevsimlerin titreten soğuğunda, dışarıda bu kadar çocuğu görmek mümkün değildi. Onlar olmadığı gibi;  bir sokağın başında, bir parkta bir arabanın içinde, arkalarına yaslanarak, dışarıda özgürce koşuşturan çocukları kirli bakışlarına hapseden insanlar da yoktu bu kadar. Olanlar da bir bataklığın içinde kendilerini yiyerek gizlenmekle meşguldüler. Sahipsiz çocuk yoktu çünkü. Bütün çocukları kendi çocuklarıymış gibi görüp koruyan abileri, amcaları, dedeleri vardı çünkü.
Dolayısıyla kimse korkmazdı bu kadar çocuklarını parka götürürken, bakkal amcalarına gönderirken, bir komşusuna oyun arkadaşının yanına yollarken ya da oyun oynamak için kapısının önüne bırakırken…
 **
Bir oyunun kazananı olma çabası verirken küçücük bedenler, kaçırılma korkusu yaşamazlardı bu kadar. Bir gün ansızın, bir amcanın eline bırakılmazlardı eş diye. Oyun oynayan diğer çocukları izlemek zorunda kalmazlardı, kapının aralığında kucağında bir başka çocukla. Tacize, tecavüze uğramazlardı. Çünkü onları çocuk gülüşlerinden ötürü seven gerçek abileri, amcaları, dedeleri vardı. Çünkü onların gözlerinde kendi çocukluğunu gören insanlar vardı hep etrafta.
 **
Her gün, onların cıvıltısı arasında masumiyetin hakim olduğu bir hayatın varlığını yaşıyorlardı, tıpkı kendi çocukluklarında olduğu gibi. Çocuk gülüşleri arasında her gün büyüyorlardı, huzur dağıtan kahkahalar arasında. Kavgaları dahi huzurun gölgesinde oluyordu. Ailelerin çocuklarının kavgası dışında küskünlükleri olmazdı. Yine de güven duyarlardı birbirlerine ve çocuklarını emanet ederlerdi rahatlıkla. Her semtin kendine has renkleri arasında, mavi gülüşlerden kahkahalar işliyorlardı komşuluklarına. Herkes çocuklarından dolayı tanırdı birbirini. O yüzden kötülük de uğramazdı şimdiki kadar. Kirli bakışların sahibi adamlar dolanamazdı bu kadar caddelerde, sokaklarda. Çünkü güzelliklerin bütün renkleri ağır basıyordu vicdanlarımızda. Yek oluyorduk, kenetleniyorduk, çoğalıyorduk bir çocuğun narin bakışlarının değdiği yerde. Kötülük gizlenmekten ötesini yapamayacak kadar aciz kalıyordu, uzağında kalıyordu başını okşadığımız sıcak gülümsemelerin sahiplerinden, hem de çok uzağında. Çocuklar değildi korkan, onlar korkuyordu çocuklardan.
 **
Yoksulluğun dibine vurmuş çocukları da, zengin mahallenin çocuklarını da kendimizden bilirdik. Ama daldılar mı mimarı oldukları her bir oyunun içine umursamazlardı ailelerinin sahip olduklarını. Birlikte geçirirlerdi o zengin zamanların çilesini. Çünkü, çocuklar çocuk bırakılıyordu kahramanı oldukları zamanın içinde. Çünkü abiler abi, amcalar amca, dedeler dede gibiydi o zamanlar…
**
Babalarının kucağına da sığınamayacaklarsa çocuklar; hangi zamana, hangi evrene sığdırabiliriz, kime emanet bırakabiliriz o masum gülüşün sahiplerini.
**
Sizi koruyamadık… Bağışlamayın bizi çocuklar… Bağışlamayın!
Zarif LAÇİN

Zarif LAÇİN Kimdir?

25 Mart 1981 doğumlu Zarif, “kaliteli insan, kaliteli bir yaşam doğurur ve geride bırakabileceği de yine öyle bir hayat olur” diyor.

Tüm hikayeler o ilk nefesten itibaren hayat bulur. Suya atılan taşın oluşturduğu küçük çaptaki dalganın, bir başka çapta büyük dalgaları peşinden sürüklediğini unutmamak gerekir. İşte bunu hiç unutmayan kişidir Zarif.  Radyo-Tv Yayıncılık sadece bir meslektir onun için…

 

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?