arap porno sikiş izle bridalarabia.com arap porno hd porno pornovideolab

Benim yaşanmışlığım seninkini döver / Öykü ARICA

Benim yaşanmışlığım seninkini döver

Sineye çektikçe ağırlaşan, bağrımızda yüzsüzce tepinen bir mesele var; bir avazda kurtulmayı istediğimiz, “ben buyum ve buradayım” demekten dilimizin şiştiği, sözlü ifadelerin sasıdığı; suyun tadını anlatmanın durumu açıklamaktan daha kolay olduğu çetrefil bir mesele… Şu hepimizin tanıdığı avangard fikirler savunulurken her savı sadece yermeye teşne, müşkülpesent bir türün komut tuşuna basılmış gibi yineledikleri bir mesele… “Siz şehirliler gitmeseniz de, görmeseniz de, orada bir köy var uzakta, o köy *onların* doğup yetiştikleri köydür…” yordamıyla hızlıca başlar; yavaş yavaş yorar bizi, öyle bir işkence…

Dünyaya geldiğiniz evin kerpiç duvarlarının sobayla ısınmasından, eğitim kurumunuza metre metre karın üstünde bin bir çile çekerek gitmenizden, yetiştiğiniz bölgenin zorlu toplum koşullarından, canlının doğasına tezat biçimde sürekli “geri basan” bu taşra şartlarının sizi mukayese cüretine sokup “kentsoylulardan” daha isyankar, daha öfkeli, daha sebatlı, daha ateşli, kini de dini bir devrimci yapacak nitelikler taşıdığını öne sürüp şehirlinin üstünde kah teoride, kah pratikte otorite kurmaya davranmanızdan öyle canımız sıkıldı ki… İnsan ilişkilerinin iskeleti olan yapıcı iletişimden, incelikten, tevazudan sıyrılmak üzereyiz, ki bu herkesi üzer.

Bir kanıya varılmış hakkımızda; mesela daha az zorluklar görmüşüz biz… Çağdaş bir toplumda yetişmişiz, sonra apartman veya müstakil ev çocuklarıymışız… Yazın klimayla serinleyip kışın doğalgazla terlemişiz… Hava şartlarından ötürü canımızdan hiç bezmemişiz; “yol yaptılar” zırvasının laciverti olarak da ulaşım bizim için hep elverişliymiş… Sanatsal faaliyetlerin son sürat devam ettiği ileri şehirlerde gençliğin tadını çıkarmışız… Biz hiç tahakkümle sınanmamışız, kılınan yasalarla yasaklanmamışız ve bunlar da huzurlu bir vatandaş olmamıza yetmeliymiş…

Evrimin asli görevi, canlıyı devinim zorunluluğuyla yoklamaktır, bunu göz önünde bulunduralım; fakat canı sadece farklılık isteyen, arlanmaz, akıllanmaz, yola beraber zinhar çıkılmaz, kapasitesi yerle yeksan, basbayağı büyük şehir insanını da bir kenara bırakalım; bizlerden kaç kentsoylunun o kolayca ulaştığı kolejinin forması kurdeşen döktürdüğü için yüksek zümre okullardan jübilesini yaptığından bahsedelim. Mesela sefa içinde sefa süren, o’na her imkanı güya sağlamış, fakat aslında ağır ağır çürüten eğitim sistemini dayatmış; bu dayatmanın sürdürülebilirliği için de servet ödemiş, yani açıkça soyulmuş ailesine sırt çevirip sefaletten de nasibini aldı, buna değinelim. Ailesinin “iyi bir semtte okusun” dediği bölgenin sokaklarında Perrier-Jouet’den cayıp köpeği bayıltan, tadı pastan beter şarapları içip öfke nöbetleriyle dolu bir ergenlik geçirdi, bunu konuşalım. İçine sloganlı tişörtlerini giyerek ilk fırsatta “buyum” dercesine yakası kolalı marka gömleğini soyup attı, buna odaklanalım. Sırma gibi saçlarını makası kafasına saplarcasına kırpık kırpık kesen, en çok kendine acımasız gençleri es geçmeyelim. Biraz daha olgunlaştıktan sonra hıncını kendinden almak yerine öfkesini sisteme yöneltenlerden muhakkak konuşalım. Kendisine sağlanan lüksü kendi elleriyle itip gerek bireysel gerek kitlesel boykotlar başlatan şehirli sayısını unutursanız, sizin jargonunuzla “kalbiniz kurusun”! O ışıl ışıl şehrin riyakar rüyasından uyanıp inziva bölgelere yerleşim planları tasarlayan, kent yaşamı yüzünden suyu sıkılmış, bitap ama durmayı onuruna yediremeyen yorgunların hatrı kalır,onları da görmezden gelmeyelim… Ancak ne mi anlatıyormuşuz bizler? Neyin kavgasındaymışız? Güç durumlarla hiç karşılaşmamış şımarıklarmışız! Lüksümüz bolmuş; derdimiz yokmuş… Varsa da onlar dert değilmiş; biz dert edinmişiz… Biz var ya, biz… mütemadiyen burjuvaymışız!

İttire ittire kullanılan bu ağız ısmarlama laf yiyip tenasülden ezber salarken, biz janjanlı üst tabaka (!) salınanı yutacak mıydık? Malum, bizim kentli kıçlarımız alafrangaya alışmış, beğenilen yere dışkılayana tahammülümüz hayli düşük.

O halde şehirlisinin de taşralısının da ayakta öpüldüğü bir ülkede inanç, düşünce, ifade ve varlığımızı sürdürme hakkımız aynı anda, aynı şekilde gasp edilirken, bölünüp birbirimize saldırmaya devam mı edelim? Canına yandığım sınıf bilinci! Bunu yaparken de hiç utanmadan ötekileştirmenin, aşağılamanın, ezmenin, ayrıca yersiz yüceltmelerin karşısında olduğumuzu söyleyelim. Aynı “bütün Dünya bir olsa, hayat bayram olsa” diye şakıyalım. Yanına da politik özgürlüğün ehemmiyetini, toplumsal her baskıyı minimize etmenin başlıca görevimiz olduğunu meze edelim.

Yoo.. Yok öyle… Biz buradayız; hep buradaydık… Şuradan şuraya gitmeye de niyetimiz yok…
Sırf akımlara, fikirlere ve hareketlere bir türlü yakıştırılmadığımız için düşünmekten, beyan etmekten, harekete geçmekten, üretmekten ve bir de pek ihtişamlı (!) kent yaşamımızdan vazgeçmeyeceğiz.

Öykü ARICA

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

%d blogcu bunu beğendi: