Bir fahiş(s)enin çığlığı – II /Tülay Yıldırım EDE

Bir fahiş(s)enin çığlığı – II

Günler birbirini kovalıyor ama Ayşe için zaman işlemiyordu. O ne günün, ne haftanın, ne ayın farkındaydı. Yeni bir zulmün pençesinde, kıyametini yaşıyordu Ayşe. Tek nefes alabildiği zaman dilimi gündüz vaktiydi. Adam evde olmuyordu gündüzleri ve akşam olana kadar müsaade vardı nefes almasına. Orada da hapisti, orada da kapılar kilitliydi, orada da dünyayı demir parmaklıklar ardından görebiliyordu. Gündüzleri kurtulmayı dileyip çare düşünmekle geçiyordu zamanı. Güneş batmaya başlayınca, onun da ümitleri batıyordu güneşle birlikte. Yüreğine korku doluyor, kalp atışları duyulabiliyordu ötelerden. Akşamın çökmesi, onun zulmünün başlaması demekti çünkü…

Her akşam aynı şeylere maruz kalıyordu Ayşe. Adam sarhoş bir halde eve geliyor, Ayşe’nin hazırlamazsa yiyeceği dayaktan korktuğu sofraya oturuyor, kaç kadeh olduğu sayılamayan kadehleri deviriyor ve Ayşe’nin elinden tuttuğu gibi soluğu yatakta alıyordu. Çok kez direnmişti buna Ayşe. Her yerindeki morluklar, yediği dayaklar şahitti direnişine. Ancak minicik bedeni yetmiyordu karşı koymaya. Her defasında kirletilmiş bir halde, bedenine içkili bir nefesin sinmesiyle tekrar tekrar ölmekle geçiyordu gecesi.

Uzun bir süre bu şekilde geçti hayatı. Ta ki; yaşamının yönü bir gece bambaşka bir yöne evrilene kadar. Yine akşam olmuş, Ayşe’ye korku basmış, endişeyle adamın gelmesini bekliyordu. Kapı açıldı ama bu sefer yalnız gelmedi adam. Yanında iki adam daha vardı. Onlar sarhoş değillerdi. “Sofraya iki bardak daha koy kız, misafirlerimiz var” dedi adam kahkahayla. Ayşe adamın dediğini yaptı korkuyla ve hemen bir odaya saklandı. İçeriden kahkaha sesleri geliyor ve para mevzusu hakkında konuşuluyordu. “Belli ki, iş arkadaşları” diye geçirdi içinden Ayşe…

Aradan ne kadar süre geçtiğini bilmediği bir anda hışımla açıldı kapı. Adam ve gelenlerden biri dikildi kapıya. “Buyur” dedi adam. “Anlaştığımız gibi, senindir” diye ekledi. Ayşe’nin gözleri yuvalarından fırladı. İş arkadaşları değildi gelenler. Kendisinin satıldığı, o adam gibi şerefsiz olan kişilerdi. Fırladı yerinden Ayşe. Yalvardı yapmayın diye. Gözyaşlarının bedenini ıslatmasını aldırış etmedi hiç kimse. Adam çıktı ve odayı, diğer adamla Ayşe’ye bıraktı. “Abi ne olur yapma. Ben burada zorla tutuluyorum. Fahişe değilim. Allah aşkına dokunma bana” diye yalvardı Ayşe. “O kadar parayı boşuna mı saydım ben kancık!” dedi ve elinden tuttuğu gibi Ayşe’yi yatağa çekti adam. Ayşe direndikçe nereye denk gelirse yedi yumruğu. Adam işini bitirince diğer adam geldi ve aynı oyun tekrar sahnelendi…

Her şey bitip adamlar evi terk ettiğinde yatakta yatan Ayşe değil, bir cesetti adeta. Her yeri acıyor, en çok da ruhu acıyla kıvranıyordu. Bu böyle devam edemezdi. Bu pislik yuvasında daha fazla yaşayamazdı. Adama çaktırmadan bir bıçak aldı. Önce adamı bıçaklamayı düşündü. Ancak, minik yüreği cesaret edemedi bunu yapmaya. “Bunu yapamıyorsam, ben de kendi canıma kıyarım” dedi ve odaya geçip tereddüt etmeden kesti bileklerini. Oturup gözyaşlarıyla izledi kanın akışını. Birden kapı açıldı ve adam girdi içeri. Adamın amacı ihtiyacını gidermekken manzarayı görünce hiddetlenip “Ne yaptın sen kahpe!” diye bağırtılarını yaydı tüm odaya…

(Devam edecek…)

Tülay Yıldırım EDE

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?