Bir fahiş(s)enin çığlığı – III / Tülay Yıldırım EDE

Bir fahiş(s)enin çığlığı – III

Bir fahiş(s)enin çığlığı – I

Bir fahiş(s)enin çığlığı – II

… Ayşe kanlar içinde yerde yatarken adam zehirli kelimelerini savuruyordu bağıra çağıra. Ancak, bu zerre kadar umurunda değildi Ayşe’nin. O, ölümü ağırlamanın derdindeydi. Adam hışımla çıktı evden. Sonra bir perde indi gözlerine Ayşe’nin. Sanki yıllarca uyumamıştı ve tüm bedenini tatlı bir uyku basmıştı. Gözlerini açtığında yataktaydı. Bilekleri sarılı, başında adam ve tanımadığı başka bir adam ile birlikte. Anlamadı önce ne olduğunu. Diğer adam “Ayıldı” diye fırladı yerinden. Hemen kontrol etti onu. Ayşe anladı ki, ölme girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Adam, diğer adamın eline biraz para tutuşturup yolladı… Diğer adam gittikten sonra, burnundan soluyarak zebani gibi dikildi adam Ayşe’nin başına. “Bana bak kahpe! Sanma ki benden kolay kolay kurtulabilirsin. Ben ne istiyorsam yapmaya mecbursun. Benim malımsın sen! Ne zaman ki sana ihtiyacım kalmaz, o zaman ben alırım senin canını, korkma!” dedi ve Ayşe’nin üzerine çullanıp yarım bıraktığı işini bitirdi.

Yaşlar süzülüyordu Ayşe’nin gözlerinden. Ölemediğine mi yansaydı, bu zâlimin pençesinde esir kaldığına mı, kimsesizliğine mi, kirletilmişliğine mi… Bomboştu Ayşe’nin içi. Yaşayan bir ölüydü cismi. İçinde güzellik/umut barındıran tek bir hücre yoktu. Her akşam başka erkeklerin koynunda, her gece başka bir cehennemde, tekrar tekrar kirlenerek bambaşka feryatlarla geçiyordu zamanı. Hem dayak yiyor, hem aşağılanıyor, hem kirletiliyordu gün be gün. Adamsa her şeyden memnun, kazandığı paraların keyfindeydi…

Bir sabah aşırı bir mide bulantısıyla başladı güne Ayşe. İçi dışına çıkacak gibiydi. Başı dönüyor, kendisini halsiz hissediyordu. İstifra etmekten zaten soluk olan benzi iyice solmuştu. İçine bir şüphe düştü Ayşe’nin. En son ne zaman ay halinin geldiğini düşündü. Uzun zaman geçtiğini fark etti. “Ne olur hamile olmayayım…” diye dua etti kendi kendine. Günlece devam etti bu durumu. Bir akşam adam da fark etti sürekli istifra ettiğini. Müşterileri yolladıktan sonra Ayşe’nin yanına vardı bir solukta. “Lan, hamile misin sen? Bir de piçle uğraştırma beni.” dedi ve bir tokat savurdu Ayşe’ye. Evden çıktı adam ve bir süre sonra bir kadınla birlikte geri geldi… Kadın belli ki bu tarz şeylere alışık biriydi. Aynı adam gibi acımasızdı da. “Kız şıllık, ne diye önlemini almadın!” dedi alaycı bir tavırla. Ayşe’yi yatağa götürdü ve inceledi onu. “Bu kız hamile. Daha yeni ama. Hemen alsak sorun olmaz” dedi adama. “Sorduğun hata kadın. Ne yapacaksan yap, al o piçi!” diye cevap verdi adam. Ayşe anladı ki, kadın ona kürtaj yapacaktı. Ama nasıl olacaktı bu? O da istemiyordu bu bebeği. Kimden olduğu bile belli olmayan bir bebeği getiremezdi dünyaya. Ancak o da bir canlıydı. Nasıl kıyabilirdi bir canlıya? Fakat yapmayın dese dinlemeyecekler ve yine de yapacaklardı, biliyordu…

O gece, hayatı boyunca hatırlamak istemediği gecelerden biriydi Ayşe’nin. Bağıra çağıra, acılar içinde bebeğin rahminden çıkarılışına dayanamamış ve bayılmıştı. Uyandığında gün ağarmıştı. Adamın sesi yoktu. Belli ki evde değildi. O kadar yorgundu ve canı o kadar yanıyordu ki, kıpırdamakta güçlük çekiyordu. Hafif doğrulup etrafına baktı. Yatak, çarşaf, bedeni kanlar içindeydi. Soluna döndüğünde bir tepside kanlı bezlerle ve rahminden çıkarılan bebeği gördü. Donup kaldı Ayşe. Sonra bir insan ne kadar ağlayabilirse o kadar ağladı Ayşe. Bağıra bağıra, duvarları yıkarcasına ağladı. Feryat etti, âhları yükseldi evin her köşesinden.

“Daha ne kadar sürecek Allah’ım… Al canımı! Dayanacak gücüm kalmadı. Al beni bu cehennemden, al…” diye inledi. Bu feryatlara yer, gök, duvarlar, her bir cisim şahitti…

(Devam edecek…)

Tülay Yıldırım EDE

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?