Son Dakika Haberler

Bir fahiş(s)enin çığlığı- IV / Tülay Yıldırım EDE

Bir fahiş(s)enin çığlığı- IV / Tülay Yıldırım EDE
Yorum Yap

Bir fahiş(s)enin çığlığı- IV

Bir fahiş(s)enin çığlığı – I

Bir fahiş(s)enin çığlığı – II

Bir fahiş(s)enin çığlığı – III

Yıllar, ruhunda açılan yaraların artmasıyla geçiyordu Ayşe için. Rahminden sökülen bebeklerin, ölme teşebbüslerinin, koynuna giren erkeklerin, kaçma girişimlerinde ölesiye yediği dayakların sayısını bilmiyordu bu yıllar içersinde. Aradan onca zaman geçmesine rağmen alışamamıştı ve kabullenememişti bu hayatı. Üstelik adam, Ayşe’ye uzun bir süredir para da vermeye başlamıştı. Ne yapacaktı peki bedeniyle kazanılan bu parayı? Hapsolduğu bu evde kirli bir paranın ne hükmü vardı? Ya adamın almaya başladığı hediyeler…Sus payı verilen, sözde gönlünü hoşnut etmesi istenilen ancak her biri ok misali yüreğine işleyen kirli armağanlar…

**

16 Yaşında bu adamın kirli ellerine düştüğünden beri, 10 yıl geçmişti aradan. Anlatmakla bitmeyecek olan, kalemin yazmaktan ar edeceği, yaşanan zulmü/acıları kaldıramayıp kağıdın yazılmayı reddedeceği 10 yıl… Artık 26 yaşındaydı Ayşe. Akranları muhtemelen okumuş, evlenmiş, belki çocuk sahibi olmuş, ideallerini/umutlarını dökmüştü hayata. Onun ise asla elle tutulabilir hayalleri olmadı. Okumak istediği halde babasının zûlmünden okuyamamıştı Ayşe. Okuma-yazmayı bile gizlice annesinden öğrenmişti küçükken…

**

Yıllar sonra öyle bir gün geldi ki, hayatı bambaşka bir döneme girecekti bu gün ile Ayşe’nin. Adam, gündüzleri asla evde olmazdı. O yüzden bir nebze rahat hissediyordu gündüzleri kendisini Ayşe. Ancak o gün birden kapının açıldığını duydu ve irkildi. Ayşe korkuyla fırladı yerinden. Sandı ki cehennemin kapıları gündüz vakitleri de açılıyor ona. Kapı açıldı ve adam kanlar içinde, her iki kolunda iki adam ile birlikte geldi eve. Berbat durumdaydı. Yüzü gözü kanlar içindeydi. Kendinden geçmiş ve sayıklıyordu. Belli ki dayak yemişti ve yaralanmıştı. Artık yaşlanmaya başlayan bedeni kaldıramamıştı bu dayağı. Kolundaki adamlar onu koltuğa yatırıp gittiler. Adam konuşmakta bile zorlanıyordu. “Yardım et” diyordu sürekli. Ayşe, donuk bir halde tiksinerek adama baktı. Yıllarca kendisine zûlmeden kişi, şimdi kendisinden yardım dileniyordu… Dış kapı kilitli değildi. Kaçsa adam engel olamazdı bu haldeyken. Peki yardım etmeli miydi ona gitmeden önce? Başkası olsa yardım ederdi mutlaka. Ancak söz konusu bu zâlim olunca kılını bile kıpırdatmak gelmedi içinden. Âni bir kararla eşyalarını topladı ve biriktirdiği paraları alıp hazırlandı. Evden çıkmadan önce adamın yanına vardı ve yıllarca içinde sakladığı kelimelerini/acısını/duygularını bir çırpıda vurdu adamın yüzüne ve ardına bile bakmadan çıktı o cehennemden…

**

Dışarı çıkınca afalladı Ayşe. Hiç gün yüzüne çıkmamıştı şimdiye kadar. Özgür olmanın sevinci, şaşkınlık ve endişe birbirine karıştı. Ne yapmalıydı Ayşe? Nereye gitmeliydi? Kime güvenmeliydi?

**

Kimseye güvenemezdi. Artık özgürlüğüne kavuşmuşken korkuya kapılmanın zamanı da değildi. Güçlü olup bir şeyler yapmalıydı. Sonra, hayalini bile kurmaya çekindiği, televizyonda gördüğü, yeşilliklerle âdeta cenneti anımsatan o köy geldi aklına. Düşünmek ve karar vermek için fazla vakti yoktu. Her an yakalanabilir ve tekrar hapsolabilirdi o zindana. Kararını verdi ve o köye doğru yol aldı.

**

Yolda düşünceler sardı zihnini Ayşe’nin. Oraya varınca ne olacaktı? Ona kim olduğunu, nereden geldiğini sorduklarında ne cevap verecekti? “Ya biri beni tanır veya gerçekleri öğrenirse” korkusu nasıl terk edecekti yüreğini? Nerede kalacaktı? Nasıl geçinecekti? Kabullenecek miydi yabancı birini köy halkı…

(Devam edecek)

Tülay Yıldırım EDE

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)