Bir fahiş(s)enin çığlığı / Tülay Yıldırım EDE

Bir fahiş(s)enin çığlığı – I

Bir süre önce bir telefon geldi, sindirilmiş bir ses tonu ile hafif korkak, biraz ağlamaklı bir kadın…

‘Buyurun’ dedim,

“- Şey ben ….’dan aldım telefonunuzu

– Buyurun arkadaşımdır kendisi.

– Ben şey için rahatsız ettim sizi.. Fahişelerle ilgili yazılarınızı okudum.

– Evet, zaman zaman zorla fuhuş yaptırılan kadınları kaleme alıyorum seslerini duyurmak için.

– Afedersiniz, şey… ben eski bir fahişeyim.

– Buyur kardeşim, sorun nedir? Nasıl yardımcı olabilirim?

– Yoo yardım için aramadım. Sadece konuşmak istedim sizinle.

– Elbette, memnun olurum.”

Böyle başladı telefon konuşmamız. Benim yardım organizasyonlarında olduğumu duymuş ve az çok hakkımda araştırma yapmış. Açıkçası tüm ötekilerin annesiymişim gibi davranması biraz utandırdı beni. Naçizane dokunmaya çalışıyorum öteki benlere ama bu beni yeterince insan yapmıyor elbette.

“Yüz yüze görüşelim” dedim. Biraz ürkek tavrını ikna etmeyi başardım ve bir şehrin bir mekanında buluştuk. Utanıyor ve güven sorunu yaşıyordu. En sevdiklerinden yara alanlar dışarıdakilere güvenemezler. Biraz sohbetten sonra güvenmeye başladı. “Babam” dedi sustu ve bir süre sonra devam etti. “İşte o adam benim hayatımı zindan etti.” Bu dostumun ismini Ayşe olarak anacağım bu yazı dizisinde. Dostum diyorum, çünkü o görüşme güzel bir dostluğun başlangıcı oldu bizim için. Ayşe, bir şehrin bir varoşunda alkolik bir baba, lümpen abiler ve sessiz bir annenin evinde dünyaya gelmiş. Şiddetin ana üssü yani. Tek sığınağı olan annesini 6 yaşında kaybetmiş. Zaten var olan baba şiddeti, annesinin ölümüyle adeta level atlamış. Beni de ağlatarak anlatmaya başladı Ayşe:

“Babam kız çocuğu olmamı şiddeti ile kontrol ediyordu. Rahmetli annem siper ederdi kendisini ben dayak yemeyeyim diye ama yine de nasibimi alırdım dayaktan, zulümden. Abilerim de cabası. Rol model babam olunca, onlar da zalim kesiliyorlardı başıma. Annemin ölümü çok ağır gelmişti bana. Küçük yaşımda birçok yük yüklenmişti omuzlarıma ve yıllar acı biriktirirken ergen olmuştum. Abilerim uyuşturucunun batağında eve bile gelmiyorlardı. Babam… yani o adam, alkol kokan ağzı ile beni taciz etmeye başlamıştı, korkudan tir tir titriyordum. Her gün yeniden yaşıyordum aynı korkuyu ve taciz silsilesini. Çok istedim kaçmayı kilitli kapı, demir pencereler arasından ama olmadı. Ta ki babam bir adamla eve gelene kadar. Kumar masasında kaybedilmiş bir et payçasıydım artık. Çığlık çığlığa sürükleyerek götürüyordu beni adam. Bağırdım, “İmdat, ne olur kurtarın beni” diye. Perde arasından izledi tüm mahalle çığlıklarımı/çırpınışlarımı. Adamın arkasından babamın ”Artık bahşiş olarak bir büyük ısmarsın” arsızlığı ile bindirildim arabaya. Bir eve götürdü adam beni. Korkudan çıldıracak gibiydim. Vicdansızdan vicdan dileniyor, yalvarıyordum beni bırakması için.

Günlerce bir hayvan gibi o koca bedeniyle üstüme abandı. Ne çığlıklarıma aldırdı, ne göz yaşlarıma, ne de çırpınışlarıma.

O zamana kadar annemin ölümünün başıma gelebilecek en kötü şey olduğunu sanıyordum. Meğer beterin beteri varmış da ben bihabermişim… (Devam edecek)

Tülay Yıldırım EDE

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?