Bir yasak da Eğitim Sen’den! Yüksel direnişçisi Acun Karadağ’ın sendikada verdiği dersler yasaklandı

Bir yasak da Eğitim Sen’den! Yüksel direnişçisi Acun Karadağ’ın sendikada verdiği dersler yasaklandı

“Kendimi ikinci kez ihraç edilmiş gibi hissediyorum”

İhraç edilen Acun Karadağ, Yüksel’de sürdürdüğü eylemlerin yanısıra ‘Yüksel Okulu’ adını verdiği derslerle de mücadelesini sürdüren bir öğretmen. Eğitim Sen şubesinde her yaştan öğrenciyle ders yapan Karadağ’ın onuncu ders sonrası kurumu kullanmaması yönünde karar verildi.

Karadağ, bu kararın kendisine bildirilmesinden sonra kaleme aldığı yazıda “kendimi ikinci kez ihraç edilmiş gibi hissediyorum.” dedi.

Acun Öğretmen’in durumu ayrıntılarıyla anlattığı yazı şöyle:

“CANIM DİRENİŞ DOSTLARI,HALKIM,
EĞİTİM SEN VE KESK ÜYELERİ,BİR ŞİKAYETİM VAR! BİR DUYURUM VAR!”

“Biliyorsunuz, 29 Ekim 2016 tarihinde 20 yıllık öğretmenlik görevimden ihraç edildim. Hepinizin başka başka uğradıkları haksızlıklara ben de ekmeğimden edilmek suretiyle uğradım. Haksızlıklar karşısında susmadım, AKP’nin bu yekten, aleni saldırısına ben de aleni cevap verdim. 14 Kasım’da ihraç edildiğim okulun önünde direnişe başladım. Bugün Yüksel direnişinin 573. gününe gelene kadar yüzlerce kez polis saldırısına uğradım. Bu saldırılar esnasında rahatsızlandım ve kalbime pil takıldı. İyi olur olmaz soluğu Yüksel direnişinde Nuriye-Semih’in yanında aldım. Orada soğuk, kar kış, sıcak, yağmur demeden direndim. Nuriye, Semih tutuklandıktan sonra da saldırılar işkence boyutuna vardı. Kaç kez terörle mücadele şubesine götürüldüm. Kaç kez terör örgütü üyesi olmakla yargılandım. Kaç kez beraat ettim. Ki beraat etmesem de onlar dedi diye terörist mi olacaktım?

Kaç kez plastik mermi ve gazlı saldırıya uğradım. Vücudumun çeşitli yerlerinde plastik mermi izleri hala mevcuttur. Gösteremedim, utandım.

Ev hapsi ile cezalandırılmak istendim. Kelepçeyi çıkardım, tutuklanmayı göze alarak direnişe döndüm. Tutuklanmadım. Tesadüfen hala biat etmemiş hakimlere denk geldim. Tutuklanabilirdim de.

Hala Yüksel direnişinde her gün gözaltına alınıyorum. Gözaltılarda kesilen para cezaları 10 binleri buldu. Ne gam! Oraya direnmeye ve bir hak almaya gelmiştik. Hakkımızı almadan da vazgeçecek değildik.

Bu direnişten muradım ne para pul, ne mevki makam ne de ünlü olmaktı. Devrimcilik iddiasında değildim. Biz devrimcilerin eline su bile dökemeyiz. Her şeyinden vazgeçmiş dünyanın kurtuluşu için kendini adamış devrimcilerle kendimi bir tutmak haddim bile değildir. Bence o yola girmeyen kimsenin de iddiası olmasın!

Benim derdim çok sevdiğim öğrencilerime kavuşmak, bu iktidara beni ve binlerce insanı suçsuz yere işten attığı için gününü göstermekti.

Yaptık mı? Yaptık.

Ama ne rezil bir iktidar ki işimize geri dönemedik. Öğretmenliği dersleri çok özledim. Bilgilerimi insanlarla paylaşmak, onlardan (öğrencilerimden olduğu gibi) bir şey öğrenmek istedim. Ders yapmak için yanıp tutuşurken aklıma direniş dostlarıyla ders yapmak geldi.

Önce Tersine Dünya Okulu dedim. Bu isim başka arkadaşlara ait çıkınca değiştirip direndiğim yerin adını verdim. Yüksel Okulu dedim.

İlk dersimi Ardıç Kafe’de verecektim. Ancak Güvenlik Şube polisleri bir gün önceden gidip Ardıç Kafe’nin sahibini ruhsatını iptal etmek, ceza kestirmek gibi birçok şeyle tehdit etmişler. Erdinç bunu bana söylediğinde “istersen yine yap dersini hocam” dedi. Ama ben kimsenin ekmeğiyle oynamak istemedim.

Ben bir öğretmensem ve ihraç edildiysem bu dersler için en uygun yer Eğitim-sen olabilir diyerek üyesi olduğum Ankara 1 nolu şubeye gittim. Whatssap üzerinden Sultan hocayla konuştum. Önce reddetmek için “sendikal faaliyetler dışında bir etkinliğe vermiyoruz şubeyi” dediler. Hocam dedim “ben ihraç edilmiş bir öğretmenim ve ders yapacağım, bundan daha sendikal faaliyet olur mu?” bu gerekçeden utanmış olacaklar ki yönetim kurulu aralarında telefon üzerinden haberleşerek Cumartesi günleri 14.00 ve 16.00 arası dersi kabul ettiler.

Önümüzdeki hafta onuncusunu yapacağım dersler sırasında hiç kimseyi rahatsız etmeden kimsenin faaliyetlerine engel olmadan derse devam ettim. Sendika etkinlikleri olduğunda salondan çıkarak bir başka odada dersimizi yaptık. Derse devam eden insanlar son derece memnun. Konuları zaten sizinle paylaşıyorum. Abes, ahlak dışı insanları kötülüğe sevkedecek hiçbir konu anlatılmıyor bu derslerde.

Yaşlılar, orta yaşlılar, gençler katılıyor derslerimize.

Sendikal faaliyet nedir?

Bugün şube başkanı Sultan hocadan bir telefon geldi. Konuşmayı aynen aktarıyorum:
– Cumartesi yaptığın dersleri artık yapmanı istemiyoruz. Yönetim kurulu olarak karar aldık.
– Neden hocam? Bir aksilik mi oldu?
– Sendikal faaliyetleri yürüteceğiz.
– Peki hocam biz engel mi oluyoruz çalışmalarınıza?
– Hocam tartışmayalım. Kararımız böyle. Biz seni 1 hafta ders yapacak sandık, kaç hafta oldu. Bize bir süre bile vermedin.
– Hocam derdim tartışmak değil. Bir gerekçe gösterin. Derslerin devam etmesinin ne gibi bir sakıncası var? Biz sendika faaliyetleri olduğunda başka odada ders yaptık. Çay içtiğimiz için masraf olduğunu düşünüyorsanız, çayımızı yanımızda getiririz. Almayın dersimi elimden.
– Acun hocam lütfen tartışmak istemiyorum. Karar böyle.
– EğitimSen’de ders yapılmayacaksa nerede yapacağım hocam ben bu dersleri? Polis mi tehdit etti yoksa? Öyleyse direnmek lazım.
– Hocam tartışmayı nerelere getiriyorsunuz ya! Tartışmayacağım kapatıyorum.
– Tamam Sultan hocam. Siz keyfinize bakın. Keyif yapmaya devam edin.

Böyle kapandı telefon. Akşam eylemine yarım saat var. Çevremdekiler, direniş dostları soruyor ne oldu diye. Suratım allak bullak, dokunsalar ağlayacağım. Elim ayağım titriyor. Anlatıyorum aynen size anlattığım gibi. Perihan annem sinirleniyor. “Onlara da gösterelim günlerini. Ne demek sendikayı yasaklamak” diyor. Diğer dostlardan Armağan abi “1 hafta sandık uzun sürdü ne demek? Gerek ki sen bitirsen onlar devam etmelisin demeliler.” Bunun gibi o kadar çok cümle geliyor ki.
Bense kendimi ikinci kez ihraç edilmiş gibi hissediyorum. Gerçekten sendikadan da mı ihraç edildim? Derslerimi sendikamda da mı yapamayacağım? Hem iktidarla hem de sendikamla mı savaşacağım? Sendika ne demek? İhraç edilmiş binlerce üyesi için bir şey yapmazken kendini savunan, direnen üyesinin direnişine de engel olacak kadar ne ara uzaklaştılar bunlar mücadeleden? Amaçları nedir? Gerçekten anlamak mümkün değil.

40-50 yaşındaki insanlara sendikacılığın tarihini, kökenini mi anlatalım bu yaştan sonra? Devletin baskısından korkuyorsan niye yönetime aday oldun bu süreçte? Ülkedeki faşizmin farkında mı değildin? Yok baskı filan yok diyorsan biz niye direniyoruz arkadaşım? Biz size yoldaş diyoruz. Birinize bir eylemde bir fiske vursa polis, hemen kaplan kesiliyor, koruyoruz sizi. Tartışmalarımız, bize yaptığınız haksızlıklar aklımıza bile gelmiyor? Siz niye bizi faşizmin önüne atıyorsunuz? Neden sahiplenmiyorsunuz bizi? Sizden değiliz diye mi? Aynısını iktidar yapıyor. Kendinden olmayanı ihraç ediyor. Tavrınızı nereye koyacağımı bilemedim. Düşman desem değilsiniz, dost desem değilsiniz. Dokunsalar ağlayacağım. Biz mi iyi niyetliyiz, sizi hala sendikacı sanıyoruz da üzülüyoruz yaptıklarınıza?

Hala bir beklentimiz var yıllardır. Bekliyoruz faşizme karşı omzumuzda olacak omuzlarınız. Her seferinde tokatlayıp atıyorsunuz bizi. Sanıyor musunuz ki, ses çıkarmazsanız, direnenden yana olmazsanız bu iktidar size dokunmayacak? Biz öncüleriz. Sizi can siperane koruyacak bizleriz. Bizi yalnızlaştırdıktıktan sonra size vuracak bundan emin olun.

Seçimler umutlandırdı mı sizi? 25 Haziran’da nasıl olsa bunlar gider, önümüzde tehdit kalmaz mı diyorsunuz? Güzel hesap. Her hesabınızı yoldaşlığa göre değil hükümetlere göre belirliyorsanız biz bu zulme daha çok uğrarız. Sen uğramazsan çocuğun, torunun uğrar. Bunu düşünmekten bile uzaksınız mücadeleden.

Benim yoldaşlarımdan ve ailemden başka kimsem yok. Bir de sırtımı dayadığım, sağ duyusunu kaybetmemiş halkım var. Şimdi size sesleniyorum dostlar. Acun öğretmen ne yanlış yaptı, ne hata etti ki bu muameleye layık görülüyor?

Yüksel’de direnen dostlar ne yanlış yaptı da yalnız bırakılıyor? Bir sendika üyesine sahip çıkmayacak, eylem örgütlemeyecekse ne yapacak? Sendika bir binadan, koltuktan, odadan, bürokrasiden mi oluşur yoksa fiili meşru militan mücadeleden mi?

Bugün 20’ye yakın KESK üyesi İstanbul Bakırköy’de 1 yıldır yürüttükleri eylemden 2 gündür saldırıya uğrayarak gözaltına alındılar ve 7 gün gözaltı süresi verildi. Acaba o üyeler orada 15-16 kişi değil de binler olsaydı başlarına bunlar gelir miydi?

Demokratik koşullarda herkes sendikacılık yapar? Sendikacının sendikacı olduğunu, sermayenin saldırıları karşısında aldığı tavırda test ederiz.

Acun öğretmen Ankara 1 Nolu Eğitim Sen şubesinde ders yapamaz? Nerede yapar? Bakın buradan herkese duyuruyorum; Acun öğretmen ve yoldaşları sokakta eylem yapmak için iktidardan izin aldı mı ki kendi sendikasında ders yapmak için sizden izin alacak? Yoldaşlık ilişkisi içinde haber verdi. Programınızı ona göre ayarlayın, bizim orada olacağımızdan haberiniz olsun dedi, geldi konuştu. Acun öğretmen o şubede yöneticilik yaptı. Yönetici iken tutuklandı. Döndü yine geldi görevine. Acun öğretmen sendikacılığı da bilir mücadeleyi de…

O sendikalar kimsenin özel mülkiyeti olmadığı gibi bütün üyelerinindir de. Acun öğretmen bunu bilir. Bir sendikada hangi faaliyetlerin yürütüleceğini de çok iyi bilir. Acun öğretmen yaptıklarınıza üzülür, kızar ama yoldaşlarının yanlışını da söyler. Bu tuttuğunuz yol, sınıf yolu değildir. Derhal kendinize çeki düzen verin, icazetle iş yapmayı bırakın.

Bu Cumartesi dersimi Kars’ta yapacağım. Söyleşiye gidiyorum. Ama haftaya üyesi olduğum sendikanın salonunda derste olacağım. Yönetim kurulu üyelerini de derse beklerim. Çünkü haftaya konumuz “Dünya Sendikal Hareketinde İki Karşıt Çizgi” olacak. Filip Kota’nın bu muhteşem kitabından alıntılar okuyacağız. Ve sendikaları tartışmaya açacağız daha yaşanası günler için.

Dostlar, sevgili halkımız! Çok zor günler yaşıyoruz. Dostların düşmanın tavrının birbirine karıştığı günler… Ben unutmayacağım, siz de unutmayın bugünleri…

Yüksel Direnişçisi Acun Karadağ
Namı diğer Acun Öğretmen”

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?