Birbirimizi Sevmeyi Çok Özledik / Zeynep Derya Yıldız

‘Ah o günler, şimdi yabancı gibiler’

 

Arkadaşlarla bir araya geldiğimizde konu bir şekilde dönüp dolaşıp Gezi İsyanı’na geliyor. Gezi İsyanı’na katılan, destekleyen, bir şekilde kıyısında köşesinde bulunan herkes “Ah ne günlerdi” ile cümleye başlıyor “hatırlıyor musun? Şurda şöyle olmuştu” ile devam ediyor.
Gezi bizim jenerasyon için, hep büyüklerimizden dinlediğimiz ve artık bitti denilen sokak hareketliliği anlamını taşıyordu. Pek çoğumuz -1 Mayıs’lar haricinde – ilk kez bu kadar kitlesel sokak hareketini yaşıyorduk ve çok heyecanlıydık. Gezi Parkı ve çevresinin boşaltıldığı güne kadar oradaydım ben de. Radyo’da program sırasında duyurmuştuk ilk gideceğimizi ve ertesi gün işimiz biter bitmez soluğu Taksim’de almıştık. O gün ve ondan sonraki günler boyunca polisin nefreti ve şiddetine rağmen, halkın birbirini sevmeyi ne kadar özlediğini gördüm. Herkes birbirine ne kadar özenli, ne kadar saygılı ve sevgi doluydu. Suyunu, ilacını, şarjını, kucağını koşulsuz veriyordu herkes birbirine. Evet yanlış yazmadım, ‘kucağını’ veriyordu. Koşarken gazdan ya da sudan kaçarken hiç tanımadığınız hatta çoğu zaman siyaseten yan yana gelmekte zorlanacağınız insanlar, sizi kucaklayıp çıkarıyordu gaz bulutu arasından. Yandaş medyanın tüm karalama ve itibarsızlaştırma çabalarına rağmen Gezi İsyanı, dünyanın en güzel, eğlenceli, dirençli ve uzun soluklu eylemleri arasında yerini aldı bile.

 

Çocuklar şaşkındı

Gümüşsuyu’nda bir akşam radyoya haber aktarmak için aşağı kadar inip ne oluyor bakmam gerekti. Bir elimde telefon diğer elimde yayıncı kimliğimi polislere göstererek ilerliyordum. Polis el işaretiyle bana ‘tamam gelebilirsin sorun yok’ yaptı ben de ilerlemeye devam ettim. Aynı polis, yaklaştığım sırada suratıma doğru gaz fişeği attı. Neyse ki çabuk refleks göstererek kurtulmayı başardım gaz fişeğinden. Yukarı doğru koşarken, belli ki hayatında ilk kez bir eyleme katılmış, orda barikat kurmaya çalışan çocuklar ayaklarımı yerden keserek çekip çıkardılar beni. “Abla napıyosun sen niye indin aşağıya öldüreceklerdi seni” dedi içlerinden biri suratıma Talcid’li su sıkarken. “Haber yapıyordum, sorun yok gel işareti verdiler ben de indim” dedim. Yine içlerinden biri “abla naptın sen ya bunlar bizim bildiğimiz polisler gibi değil, yakmışlar gemileri, bunlar bizden nefret ediyor” dedi. Öksürüğümün arasında anlatmaya çalıştım polisin toplumsal olaylar ya da muhalifler karşısındaki tavrını. Velhasıl; o çocuklar, o günlerde inanılması güç olaylara tanıklık ettiler ve yine birbirlerini çok sevmeyi öğrendiler.

 

Sanki  asır önceydi

Çok değil 3 yıl önce yaşandı tüm bunlar. Sanki çok eskilerde kalmış, hatırladıkça yüzüne hafif acıyla karışık bir tebessüm oluşturan bir anı olarak kaldı pek çokları için Gezi İsyanı.
Ben o günlerde halkın birbirini sevmeyi çok özlediğini gördüm. Kimliğine bakmadan kucakladığını, yarasını sardığını, suyunu paylaştığını gördüm. Namaz kılan müslümanların çevresinde, onlara zarar gelmesin diye etten duvar ören ateistleri gördüm. Hep birlikte gördük bunları. O günden bu yana üstadın dediği gibi;
“Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
İşte o kadar.
Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.”

 

Şimdiyse her yanımız kırık dökük, her yanda kan sesleri…
                                         Lütfen hayatta kalın, ve hala hayattaysanız özgür kalmaya çalışın

 

                                                                                                                  Zeynep Derya Yıldız

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?