Cumhuriyet Davası’nın İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 8. duruşmasının 2. oturumunda dava karar bağlandı. Mahkemenin açıkladığı hükme göre, Akın Atalay’ın tahliyesine, Turhan Günay, Bülent Yener ve Günseli Özaltay hakkında beraat kararı verildi. Mahkemede Cumhuriyetçilere ceza yağdı.

Kararı Özgürüz’e değerlendiren Özgürüz Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, şunları söyledi:

“Utanç verici bir karar çıktı. Bu Türk basını için gerçekten karanlık bir sayfa, unutulmayacak bir gece. Cumhuriyet, hiç hak etmediği büyük bir cezayla karşılaştı. Bekliyor muyduk? Evet. Çünkü Türkiye’de adaletin özgür olmadığını biliyorduk. Yargının iplerinin iktidarın elinde olduğunu biliyorduk. Ama her şeye rağmen bu kadar utanç verici, bu kadar ağır bir karar beklemiyorduk. Başından beri burada yargılananın Cumhuriyet olmadığını ve gazetecilik olduğunu söyledik. Gazetecilik yargılandı. Gazetecilik kendini savundu ve sonunda gazetecilik mahkum oldu. Aslında sadece gazetecilik halkın haber alma, hakikati arama hakkı, ifade özgürlüğü ve bizim ne olup bittiğine dair halkı uyarma hakkımız cezalandırıldı. Ve bütün bunlar seçime iki ay kala yapıldı.”

“Cumhuriyet basın özgürlüğü mücadelesi verdi”

Yargı sürecinin başında ve sonunda yaşananlara değinen Dündar, sürecin komik delillerle başladığını ve utanç belgesi olarak son bulduğunu ifade etti. Cumhuriyet’in bu süreçte sonuna kadar basın özgürlüğü mücadelesi verdiğini belirten Dündar, şunları ekledi:

“Komik delillerle çıktılar karşımıza. Suçlamaya dair elle tutulur bir delil koyamadılar ortaya. Neredeyse birkaç örgüte üye olmamakla birlikte yardım ve yataklıkla suçlandık. Ve buna dair gösterdikleri tek kanıt haberlerimiz, yazılarımız, tweetlerimiz, karikatürlerimizdi. Başka hiçbir delil gösteremediler. Ve bunlar birer birer çürütüldü ve bunların suç olmadığını birer birer kanıtlarıyla ortaya koyduk. Savcılık son derece zor durumda kaldı. Çünkü karşısında bu kez son derece güçlü gazeteciler ve adaleti onlardan iyi bilen avukatlar buldu ve avukatlarımız onlara birer hukuk dersi verdi. Sonunda tanıklara başvurmayı denediler ve bir kısmı orada rezil oldu. Ardından arkadaşlarımız içerideyken onların koltuklarına talip olan talihsizler çıktı ortaya. Onlar da tarihin çöplüğüne gitti. Ve sonunda geriye bu utanç belgesi olan karar kaldı. Cumhuriyet okuruyla yazarıyla, destekçileriyle, çalışanıyla, çaycısına kadar gerçekten önemli bir mücadele verdi. Basın özgürlüğü mücadelesi verdi. Dimdik durdu. Ve hiçbir arkadaşımız son ana kadar en ufak bir pişmanlık göstermedi. Çünkü hepimiz Cumhuriyet gazetesinde çalışmaya başladığımız ilk günden itibaren neyle karışılacağımızı biliyorduk.”

“Bu karardan sonra haberlerin çekmecelerde kalacak”

Bundan sonraki süreçte hükümete karşı çıkmanın ve meydan okumanın bedelinin Cumhuriyet’e verilen bu cezayla birlikte gösterildiğini belirten Dündar, bu karardan sonra haberlerin çekmecelerde kalacağını söylemenin mümkün olduğunu belirtti. Cumhuriyet’in daha önce bu süreçleri yaşadığını ifade eden Dündar, konuyla ilgili olarak “Cumhuriyet daha önce bunları yaşamıştı. Daha önce askeri yönetim dönemlerinde veya Fethullahçı savcıların iktidarda olduğu dönemlerde hep aynı suçlamalarla, aynı hapisliklerle karşılaşmıştık. Birbirinden kıymetli saldırıya uğramış yitirdiğimiz yazarlarımız vardı. Onların başına gelenlerin bizim başımıza gelmemesinin hiçbir garantisi yoktu. O yüzden başından beri bilerek haberi savunmanın, hakikati savunmanın bedelini Türkiye’de ne olduğunu bilerek bu işe girmiştik. Nasıl dün Fethullah Gülen’in savcıları karşısında bir mücadele verdiysek bu kez de Erdoğan’ın savcıları karşısında verdik bu mücadeleyi. Yine yargılandık ve yine mahkum olduk. Ama biz doğru bildiğimizi savunmaya devam edeceğiz. Bunu da göstermiş olduk. Aslında burada Cumhuriyet’ten çok, Cumhuriyet ile birlikte bunun yaratacağı etkinin önem taşıdığını vurgulamak lazım. Çünkü Cumhuriyet üzerinden bütün gazetelere ve gazetecilere, hatta topluma bir mesaj verildi. Karşı çıkmanın, hükümete meydan okumanın, hükümetin hoşuna gitmeyecek yorumlar ve haberler yapmanın nasıl bir bedelle karşılaşacağını hükümet bize anlatmaya çalıştı. Ne zaman? Seçime iki ay kala. Şimdi bu dersle birçok gazeteci daha da korkacak ve yazacağını yazmaktan vazgeçecektir. Tabi bu söylediğim Cumhuriyet için geçerli değil ama medyanın zaten büyük oranda rehin alındığını düşünürsek, bu karardan sonra o haberlerin hepten çekmecelerde kalacağını söylememiz mümkün.” dedi.

“Cumhuriyet mücadelesine kaldığı yerden devam edecek”

Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Anayasa Mahkemesi’nde yaptığı konuşmasına da değinen Dündar, şunları söyledi:

Kararın çıktığı saatlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nde basın özgürlüğü ve adalet dersi veriyordu. Daha önce kararlarını tanımıyorum, uymayacağım, saygı da duymuyorum dediği Anayasa Mahkemesi’nde ve herkes Türkiye’de adaletin tamamen bitme noktasında olduğunu bildiği halde orada adalet özgürmüş gibi davranmaya devam etti. O konuşurken gelen Cumhuriyet kararı anında tekzip etti Cumhurbaşkanı’nın bütün söylediklerini. Benden sonra görevi devralan Murat Sabuncu arkadaşım, ‘Bunlar bizim şeref madalyalarımızdır.’ dedi. Aynen öyle. Bunların hepsi geçecek ve geriye utanç sayfası kalacak. Bir de tarih sayfalarında Cumhuriyet’in bu dönem verdiği mücadelenin ne kadar önemli olduğu kalacak. Burada kaybeden bizler değil, kaybeden Türkiye yargısı, o savcılar, yargıçlar, ileride bunun hesabını verecek olan birçok hukuk adamı ve siyasetçi. Ve tabi ki sadece Türkiye ile sınırlı değil. Aslında burada kısaca AİHM’den de bahsetmek lazım. Bakın Akın Atalay 540 günü geçen bir tutukluluk yaşadı. Ama hala onunla ilgili bir karar olmaması AİHM’in de ne kadar kredisini yitirdiğini, etkisizleştiğini ve Türkiye’den adalet bekleyenler tarafından ne kadar işlevsizleştiğini ortaya koyuyor. Türkiye basını için gerçekten kara bir gün. Bu bizim utancımız değil. Bu yargıyı bu hale getirenler utansın. Cumhuriyet mücadelesine kaldığı yerden devam edecek.