Son Dakika Haberler

Çaresizlik ve yanlış söylem / Şahin MENGÜ

Çaresizlik ve yanlış söylem / Şahin MENGÜ
Yorum Yap

Çaresizlik ve yanlış söylem…

Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz günlerde Suriyeli sığınmacılar konusunda “bize daha fazla destek olmazsanız kapıları açarız” tehdidini savurdu. Avrupa ülkelerine yönelik olan bu tehdidi yıllardır tekrarlıyor, gereğini yapmıyor. Daha doğrusu yapamıyor.

Bu defaki değişiklik, Fırat’ın doğusunda Türkiye’nin denetiminde kurulmasını istediği “güvenli bölge” ile “kapıların açılmasını” ilişkilendirmiş olması. Güvenli bölge konusu ABD ile görüşülüyor. Avrupa bu konunun doğrudan tarafı değil ki! Garip bir şekilde, ABD ile anlaşamaz ise, cezayı Avrupa’ya keseceği tehdidini savuruyor.

Belli ki Fırat’ın doğusu bakımından ABD’den istediğini alamıyor. ABD, Türkiye’nin denetiminde bir bölgeye razı değil. Derinliğin de Recep Tayyip Erdoğan’ın arzu ettiği 30 kilometreyi bulmayacağı anlaşılıyor. ABD’yi sıkıştırmak için uzun süredir “kendi başımıza gireriz” tehdidini dillendirip duruyor. Bu tehdidin ABD üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığını görünce, bu defa tehdidin yönünü Avrupa’ya çevirdi. Umudu, bu tehditten “korkacak” Avrupalıların ABD üzerinde “Fırat’ın doğusunda Türkiye’nin istediğini yapın” baskısı uygulaması.

Beyhude bir umut!

Çaresizliğin had safhaya ulaşmış olduğu görülüyor.

Bugünkü konuşmasında kurulması mutasavver “güvenli bölgeye” ülkemizdeki Suriyelilerden bir milyonunun yerleştirilmesinin amaçlandığını söyledi.

Peki geri kalan 3 milyon Suriyeli ne olacak?

Veya güvenli bölge kurulamazsa Suriyelilerin tamamı ne olacak?

Bu konuda herhangi bir politikanın geliştirilmemiş olduğu ve sığınmacıların ülkemizde kalıcı olmasının kaçınılmaz olacağı görülüyor. Bunun toplumumuzun kültürel, sosyal ve sosyolojik yapısına vereceği onarılmaz zararlar göz ardı ediliyor.

Recep Tayyip Erdoğan konuşmasında muhalefetin “geldiğimizde bunları kovacağız” dediğini ve bu tutumun “mandacı zihniyet” olduğunu iddia etti.

Muhalefet partilerinin “kovacağız” şeklinde bir söylemde bulundukları duyulmadı. Bunun “mandacı zihniyet” ile ne ilgisi var, o da belli değil.

Mandacılık, 1. Dünya Savaşından sonra bazı az gelişmiş ülkeleri, kendi kendilerini yönetecek bir düzeye erişip bağımsızlığa kavuşturuncaya kadar Milletler Cemiyeti adına yönetmek için bazı büyük devletlere verilen yetkidir. Geleneksel sömürgeciliği tasfiye etmeye yönelik bir proje olarak düşünülmüş, ancak uygulamada geleneksel sömürgeciliğe benzer sonuçlar doğurmuştur. Fransızca olan manda sözcüğünün kelime anlamı “yetki, görev” demektir.

Sığınmacılar ülkelerine dönsün demenin ‘mandacı zihniyetle’ ne alakası vardır? Anlamak mümkün değildir.

Zira mandacı zihniyet ülkeye yabancıları davet etmektir. Aynen Kurtuluş Savaşı’nda İngiliz Mandasını isteyen “İngiliz Muhipleri Cemiyeti”, Amerikan Mandasını isteyen Wilson Prensipler Cemiyeti” mensuplarının zihniyetine sahip olmaktır.

Onun için sığınmacılar ülkesine dönsün demenin mandacılıkla hiçbir alakası yoktur!

Zaten Cumhuriyet Halk Partisi’nin mandacı bir zihniyete sahip olması mümkün değildir. Zira Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1. Kongresi sayılan Sivas Kongresi’nde emperyalistlerin manda ve himayesi kesin olarak reddedilmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi doğru bir söylemde bulunarak, Esad’la temas kurarak sığınmacıların ülkelerine dönmelerinin sağlanması gerektiğini söylüyor. Ancak, bu yönde bir hareketlenmenin önünü açacak cesur adımları atmaktan da imtina ediyor.

Suriyelilerin burada kalıcı olmalarının tehlikelerine, bunun toplumumuzda yapacağı ağır tahribata vurgu yapmaktan kaçınıyor.

Suriyelilere karşı halkı kışkırtacak söylemlerden elbette uzak durulmalıdır. Ancak, yönetim üzerinde baskı oluşturulabilmesi için halkın uygun şekilde bu tehlikeler hakkında bilinçlendirilmesi gerekiyor.

Şahin MENGÜ

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: