Cayır cayır mı, ışıl ışıl mı: Dersim / Ferhat Tunç

Cayır cayır mı, ışıl ışıl mı: Dersim

Meşe ormanlarıyla çevrili, dört mevsimin ayrı ayrı renkle buselendirdiği bir dağ köyünde doğdum. Biz, ilkbaharın yeşil sinesinde nakış nakış çiçeklerin açtığı o tarifsiz doğanın birer parçasıyız. Tabiat ananın yaz sıcağını da, sonbaharın sarı saman kokusunu da severiz. Hele beyaz halesiyle dağlarımızı ihtiyarlaştıran kışı da buz gibi alnından tavaf ederiz. Çünkü Munzur’un çağladığı her vadide kutsallık secde eder canlıya. Taşından toprağına nefes alan her şey Düzgün Baba diyarında hakkın nurlu suretidir. Heybeden gazel şakırdayan tekçi hoyrat erk sureti değiliz ki, gök kuşağının tadını ve mavi suların kokusunu karaya çalalım. Yetmiş iki millete bir nazardan bakan bir tarihin soylu çocuklarıyız. Bizim ellerde tabiat ana bu nazardan yoksun değildir. İşte ağaçlarımızı ‘ışıldatan’ eloğlunun anlamadığı budur. Dersim bir beden ve biz canlılar onun ayrı ayrı dallarıyız. İlk öğretmenim gözlerimin değdiği tabiattır. Çocukluğumu geçirdiğim köyün yeşiline ve börtü böceğine çok şey borçluyum. Hâlâ dün gibi hatırlıyorum, rahmetli dedemin öğütlerinden biriydi; ormanların insanlar gibi canlı olduğu ve yaşamaları için ateşten mutlaka uzak durulması… Dedeme, yani akla ve vicdana göre, ormanlarda asla ateş yakılmazdı ve ben Dersim’de bir kez olsun ormanların yandığını ne duydum ne de gördüm.

Dersim’in Ciğerler’i

Atanmışların veya kayyımların cehaletinden mi, yoksa 1920 model tek tipleştirme imanının ‘putperestliği’nden mi? Bilemiyorum. Belki de gelenlerin anlamadığı, Dersim’in, Alevilerin sözlü tarihinde her şeyden önce, doğada yaşayan tüm canlıların kutsal olduğuna inanılması. Biz böyle bir duygu ve bilinçle büyüdük. Söz gelimi, sığ meşe ormanları sadece kendisine sığınmış canlılar için değil, kentin bütünü adına bir yaşam kaynağıydı. ‘Dersim’in ciğerleri yanıyor’ derken böyle bir gerçeğe işaret ediyoruz. Ormanları yok edilmiş Dersim’de ortaya çıkacak iklimsel değişiklikler, kalıcı bir yıkımın da başlangıcı olabilir.

Velhasıl, Dersim’de Ağustos başından beri herkesin çok daha yakinen görmeye başladığı bir doğa katliamı yaşanıyor. Sadece dağ ve ormanlarda değil, kent merkezinde de büyük bir baskı var. Bariyerlerle ablukaya alınan Dersim, adeta bir cezaevine dönüştürüldü. İnsanlar konuşmaya bile korkuyor. Kırsal bölgelerin üçte ikisi ‘yasak bölge’ ilan edildi ve böylece daha rahat yakıyorlar! Önceki alanlarda olduğu gibi Kutudere bölgesinin Roj Deresi’nde de yangın çıkardılar ve söndürmek isteyenleri engellediler.

Neyi amaçlıyorlar?

Devlet, bu yöntemiyle Dersim’in köylerini insansızlaştırmayı istiyor. Kimi köylere giden askerlerin ‘burayı terk edin’ diye sözüm ona uyarıda bulunduğunu da duyduk. ’90’larda bir savaş konsepti olarak yapılan uygulamaların aynısı tekrar ediliyor. O yıllarda köyleri boşalttılar, yaktılar ve halk zorunlu göçe tabi tutuldu. Şimdi de insansızlaştırmak için önce yakıyorlar.

Neyi eksik yaptık?

Hozat ve Ovacık arasında Aliboğazı mevkiini etkisi altına alan yangını durdursak da, 10 gün boyunca yangına müdahale edilmemiş olmasıyla yüzlerce hektarlık alanın ölü bir alana dönüşmesini engelleyemedik. Buna kurumlarımız, ilçe belediyelerimiz ve siyasi partilerin yetersizliğini de eklemek lazım. Başından itibaren harekete geçerek bu alanları kurtarabilirdik ancak hazırlıksızlık hali ve kamuoyu yaratmada yaşadığımız tıkanıklık müdahalemizi geciktirdi. Yangınlar için çok daha hazırlıklı ve donanımlı olunmalı oysa. Dersim’de duyarlılık beklenen düzeyde değildi ancak halkın sürece dahil olmasını sağlamak büyük ehemmiyet taşıyor.

Tunceli Valisi…

Vali Tuncay Sonel, yaşanan yangınlarla birlikte yanan yüzlerce ağacı umursamadan, kendi Twitter hesabından belediye tarafından kentte ışıklandırılan ağaçların 3 kare fotoğrafını paylaştı. Üstelik “Tunceli… Ağaçlarımız da ışıl ışıl” gibi bir not düşerek. Vali haklıydı, Dersim’de ağaçlar ‘ışıl ışıl’ yanıyordu! Kuşun yuvası, ağacın gölgesinde soluklanan kaplumbağanın evi, sümbülün, nergisin, papatyanın, keçinin, vaşağın, güvercinin hayat bulduğu Dersim’in ağaçları ‘ışıl ışıl’ yanıyor…

Vali, yine Twitter hesabına yazdığıma yanıt verirken daha önce yaptığı gibi yangını inkâr etti ve ardından meseleyi ‘terör’e getirdi: “Örtü altı yangınlara da kontrollü gerekli müdahale yapıyoruz. Provokasyona gerek yok. Etkisiz hale getirdiğimiz teröristler kırmızı, mavi, turuncu, gri her türlüsü çıkınca haklısınız siz de ne yapacağınızı bilmiyorsunuz.” Oysa klasik devlet zekâsının hep yaptığı şeydir; iğneyi kendisine batırmadan kılıcı sağa sola savurması. Yüz yıllık suçluluk psikolojisinin dışa vuran bir refleksi aslında. Kürt meselesinin geldiği bu sonucu, kendi inkâr, imha, asimilasyoncu politikalarından ayrı tutmaları tam bir aymazlık. Elbette biz terörizmin her türlüsüne de; inkâra, imhaya, Türkleştirmeye ve Sünnileştirmeye de karşıyız.

Ali Boğazı 13, Bali Deresi 5 gün yandıktan sonra gönüllülerin müdahalesiyle söndü. Kutu Deresi günlerce yandı ve söndürmeye gidenler valinin talimatıyla engelleniyor. Hatta gönüllülere soruşturma açılıyor. Haliyle vali yalan söylüyor ama onun söylemi sadece bir duyarsızlığın, adamsendeciliğin sonucu sayılamaz. Temsil ettiği AKP zihniyeti, tıpkı ormanlarımızdaki ateş gibi pişkinliği de her yere nüfuz etti. Vali yani AKP, Dersim halkıyla, genel olarak Kürt, Alevi halkı ve muhalif cepheyle alay ediyor ve dahası buna hakkı, gücü olduğuna emin.

Kuştan, karıncadan ‘terör’e…

Vali, Kürt sorununun diğer sorunlardan önce çözülmesine dair ısrarımızda ne kadar haklı olduğumuzu da doğruluyor. Biz ağaç diyoruz, kuş diyoruz, o ‘terör’den dem vuruyor. Gözlerini savaş bürüyünce doğayı, canlıyı, canlılığı tanıyamıyorlar ve tanımadıkları her şeyden nefret ediyorlar; saldırıyorlar.

AKP’nin ‘çözüm’den anladığı daha fazla yakma ve yıkmaya dayalı. Bu mesele sadece Dersim’den ibaret de değil; hak ve özgürlükleri tanımıyorlar, Cumartesi Anneleri gibi bir değeri hedef alabiliyorlar. Siyasal iktidar, geçtiğimiz senelerde Dersim Soykırımı ve Cumartesi Anneleri’nin trajedisini gündemine aldığını savunuyordu, hem de birinci ağızdan, Erdoğan’dan bu minvalde ‘sözler’ işitmiştik. O zaman bunu niyet okuyup mahkûm etmemiş ama temkinli de yaklaşmıştık. Şimdi ise kendi kendilerini mahkûm ettiler; hakikati içselleştiremedikleri gibi kullanmaya meylettiklerini anlıyoruz. Bu kentin ormanlarını; kuşunu, ağacını, geçim kaynağını ve kutsalını yakanlar, aslında tüm ülkeyi de yangın yerine çevirmiş durumda. Demokratik çözümden, barıştan uzaklaştıkça, savaş ve şiddet politikalarını bir sopa gibi kullanıyorlar.

AKP’nin giderek pek çok alanda pratiğini hissettiren telakkisine karşı ortak, anında bir mücadele hattına ihtiyacımız var. Bunu başaramazsak, Dersim’deki ateş hepimizi yakacak!

Ferhat Tunç

Dersim Gazetesi

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?