‘Çay’lak aklın lak lak edebiyatı / Öykü ARICA

‘Çay’lak aklın lak lak edebiyatı

Şöyle bir göğe baktım, yazmaya başlamadan önce… Ara sıra kafamı kaldırıp bakıyorum yine, belki göklerden inecek bir ilham bulurum diye; kuşlar var, uçuyorlar haliyle. Suyumu sıkmalarına rağmen vazgeçemediğim insanları da düşüneyim, neticede ben hep kaybedenim… Yakıtı da demledim, içer misin? Beğenmediysen yol var, gidersin…

‘Sol yanı’ toksik ilişkiler dolayısıyla hep yaralı, sağ tarafını yazarlık kursunda umduğunu bulamayınca kaybetmiş; doğumunun üstünden yarım asır geçmesine karşın İkinci Yeni’nin içini boşaltmadan, akımın öncülerinin gömütüne son toprağı atan olmadan rahat edemeyeceklerle ilgili, uçan kuşlar göklerden ilham getirdi… Çay da çişimi.

Doğasında ‘tutunamamak’ olduğunu öne süren ve bunu abur cubur bir dramla savunan yaralının, kağıt israfından kaçınmaksızın bastırdığı bir-iki kitabı beklenen ilgiyi görmeyince bu defa çaydan, kuştan, semadan geçip dünyayı yöneten bilmem kaç aileye, siyasi analize, politik konjonktüre, savaş stratejisine sarmasının sonucunda, ‘Aşk anarşisttir’, ‘Her aşk bir devrimdir’, ‘Eylemde öp beni’ türevi zırvalarla bir zevzekler akımının doğması sizleri hayrete mi düşürecek? Düşmeyin, bu noktada sıkı tutunun; sözüm ona ‘yazar’ siyasi figürlerle de yeterince baş edemediğini, sisteme diklenen başı sabitleyemediğini, zira beynini dünyevi meselelere heba ettiğini ayacak şimdi!

En sevdiği spor olan boşa kürek çekmeyi bırakıp, Tibet’e giderek bir ay boyunca günde iki-üç meditasyon yapacak; mantra sesleri çıkarmak adına uluduğu için kendini migren ettiğini reddedip, alnındaki uyuşmayı cortlayan taç çakrasına, geçmişte yaşadığı zehirli aşkları sonsuz bir bağışlayıcılıkla affedip, rafa kaldırdığına, siyasete öyle ya da böyle bulaşmış her bireyin güç savaşı içinde telef olduğuna, onların iç huzura bu yaşamda erişemeyeceğine, bilinen en eski insanlık tarihinden bu yana aranan yanıtın pelte gibi yumuşak, külçe gibi ağır ‘hiçliğinde’ yattığına dair bir kitap daha yazacak. Daha da fenası bir türlü kategorize edilemeyen, ama kendine ve maalesef birçoklarına göre ‘yazar’ olan bu ‘hiç’, yeni çağda fazlasıyla rağbet gören spiritüalist; bana göre çaresizliğin son durağı olan akımda kendine bürünebileceği bir rol bulacak, düzenlenmesi için taleplerin bir bir geldiği panellerde, ‘ışığı’ getirecek, ‘saf sevgiyi’, ‘enerjiyi’ ve dahi ‘şifayı’ dağıtacak.

Bu çok alçak meselenin en aşağılık kısmı ise ezber tanımaksızın yazanın, yazmayı önce bir ifade biçimi, bir iletişim yordamı ve onurlu bir duruş, sonra belki kazanç kapısı bilenin, zihnindekini ün ve ilgi gözetmeksizin kelimelere dökebilenin, döktüğünü tartışabilenin, dün söylediğini bugün taşıyabilenin tabutuna son çiviyi çakan sadece bir ‘hiç’ değil; o’na çanak tutup ‘hiç’e anlam yükleyen olacak. Bu bir dala ‘tutunamayanların’ o akımla bu akım arasında mikser olmaktan usandığı, yazarlığa obsesif; olamamaya kompleksli hallerini ve şu tatsız kokteyli arkadaşına öneren okurları daha az gördüğümüz; daha sık ve istikrarlı evrildiğimiz, bir çizgide sonuna kadar ilerlediğimiz; daha az çay tüketip aval aval gökyüzüne baktığımız devri kapatmak dileğiyle…

Öykü ARICA

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?