Cehalet, bilgelik, sağcılık, solculuk ve biz… / Mahmut ÜSTÜN

Cehalet, bilgelik, sağcılık, solculuk ve biz…

Nerden geldiyse aklıma cehalet, yarı cehalet ve bilge olmak arasındaki farklardan ve bunun sol ve sağ kavramlarıyla bağlantısından söz etmek geldi…

Cehaletin motivasyonu imandır. Cahil insan “iman ettiklerine karşı” sarsılmaz bir itaatkarlığa sahipken; karşıt gördüğü kişi ve düşünceler karşısında ise keskin bir düşmanlığa ve kör bir cesarete sahiptir. Bu yüzden cahil mazlum olabilir ama özgürlükçü ve demokrat olamaz.

Bilge insan ise, doğrularını hep sorgulayan bir insandır. Bilginin doruğuna yaklaştıkça mükemmel ve yanılmaz diye bir şey olmadığını kavrar. Hele tek bir bireyin tek başına en iyiyi temsil edemeyeceğini bilir. Bu yüzden kolektiviteye, ekip çalışmasına ve ortak akıla önem verir. Ağzından “ben” sözcüğünü kolay kolay duyamazsınız. ‘Biz’cidir o. Bir tek kişinin her şeyi bilen olamayacağını bildiği gibi, herkesin bir diğerine göre daha iyi bildiği daha yetenekli olduğu bir konu olduğunu da bilir. Kimseyi cahil ve yeteneksiz olarak yaftalamaz. Herkesin sahip olduğu yeteneklerin farkına varması için uğraş verir. Bilir ki, en cahil insan bile, eğer yetenekleri açığa çıkarılır, doğru organize edilir ve iyi motive edilirse bütünün başarılarına önemli bir katkı sağlayabilir. Başarısızlıkların gerekçesini dışarıda aramaz.

“Ben bilgili ve yetenekliyim ama insanlar beni anlayacak, benim yaklaşımlarını uygulayacak bir niteliğe sahip olmadığı için başarılı olamıyorum” demez. Öncelikle kendini ve sistemi sorgulamakla başlar işe. Sistemin doğru kurulmadığını, yeteneklerin iyi organize olmadığını ve iyi motive edilmediğini düşünür ve bunları sağlayacak önlemler almaya çalışır.

Bunların içinde en çetrefilli, en problemli olan yarı cahil-yarı bilgili insandır. O henüz bilginin topluma ve doğaya olumlu anlamda katkı sağlamak için var olduğunu fark edememiştir. -Deyimi mazur görün- bilginin fahişesidir. Bilgiyi pazarlanacak ve karşılığında para ve statü kazanılacak bir “şey”, bir “meta” gibi görür. Belirli bir makama geldiğinde ise, o makamı, kendisinin en doğruyu bilen olmasının bir kanıtı sayar. O’na göre kendi emri altında çalışan birilerinin ondan daha düzeyli, nitelikli, bilgili olması düşünülemez. Bu eşyanın tabiatına aykırı bir durumdur… O’nu belli bir zaman ve mekanda başkalarının fikirlerini ya da ürünlerini aşağılarken görebildiğiniz gibi, bir başka mekan ve zamanda ise aynı fikirleri “kendi fikriymiş ya da ürünüymüş” gibi pazarlarken de görebilirsiniz.

Başarının da, başarısızlığında bir ekip işi olduğunu özümseyemeyecek; kolektivite, ekip, ortak akıl kavramlarına ulaşamayacak kadar cahil; fakat başarısızlığı başkalarına, başarıyı ise kendine tahvil edebilecek kadar kurnazdır. Rekabetçiliği nedeniyle kendini bir güvensizlik halesi içinde hisseder ve kendisi de yol arkadaşlarını en olmadık zaman ve biçimde harcamak, çelmelemek konusunda hiç duraksamaz. Fakat bu bencillik onun sonunu da hazırlar.

Çünkü çevresindeki bilge insanların başarılı çalışmalarını gölgelemek için yaptığı karalamalar ve kendinin daha bilgili ve yeterli olduğunu göstermek için yaptığı saçmalamalar; gün gelir kendi ayağına sıktığı bir kurşuna dönüşür. Yarı cahiller mazlum olmayabilirler; elitist vehimlerinin tutsağı olabilirler ama kendilerini gerçekleştirebilmek için fikir ve eylem özgürlüğüne gereksinimi olduğunun bilincindedirler: Bu nedenden dolayı demokrasi ve özgürlük fikrine çok daha yakındırlar.

İşi bugünün siyasetine tercüme edecek olursak -ve işin sınıfsal boyutunu bir an için ihmal ederek bir sınıflama yapacak olursak- cehaleti sağ, bilgeliği solun temsil etmesi beklenir. Yarı cahiller ise sola bir yandan gıpta ve hayranlıkla, bir yandan da kıskançlık ve düşmanlıkla yaklaşan oynak bir kesişme kümesini oluştururlar.

Ne yazık ki Türkiye’deki siyaset tablosu bu şekilde oluşmamaktadır. Türkiye’de sol büyük ölçüde yarı cahil-yarı bilgili olanların; sağ ise, cahil ve itaatkarların temsilcisi durumundadır. Baskın olan eğilim budur. Bu koşullarda da kolektivizmin ideolojisi olan solda “ben”den geçilmemekte; bu” ben”ler en büyük mesailerini birbirinin ayağına çelme takmakla geçirmekte ve­/fakat sağ iman ettiği liderinin peşinde büyük bir itaatkarlık ve cahil cesareti ile kenetlendikleri için daha avantajlı bir duruma sahip olmaktadır.

Bu açıdan bakınca Türkiye’deki solun en temel sorunlarından birisinin de “en iyisini ben bilirim” yarı cahilliğinden, kolektiviteye, ekip çalışmasına ve ortak akla önem veren “bilge sol”a dönüşmek olduğu söylenebilir.

Mahmut ÜSTÜN

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?