Son Dakika Haberler

Çerkeslerde Tiyatro ve Beyaz Kayışlı Çavuşlar / Turabi SALTIK

Çerkeslerde Tiyatro ve Beyaz Kayışlı Çavuşlar / Turabi SALTIK
Yorum Yap

Çerkeslerde Tiyatro ve Beyaz Kayışlı Çavuşlar

Kafkasya’da yaşayan Çerkesler, özellikle 1917 Ekim Sosyalist Devrimi’nden sonra Sovyet halklarının var olan geleneğinin de etkisi ve sosyalist iktidarın tiyatroya, sanat ve sanatçıya verdikleri önem ve değerle, Çerkeslerde tiyatro hızlı bir biçimde kitlelere mal edilerek benimsenmişti.

Çerkesler Kafkasya’da Adiğe Cumhuriyeti, Karaçay Çerkesk Bölgesi, Abhazya Cumhuriyeti, Kabardey-Balkır, Osetya ve Çeçenya’da birçok tiyatro kurumları ve salonları oluşturmuşlar. Kabardey’in başkenti Nalçık’da edebiyatçı ve yazar Şocenstuk Aliy dram Tiyatrosu, Adiğe ve Maykop’ta Tiyatro Gurupları, Abhazya’da Samsa Camba Tiyatrosu gibi tiyatrolar bulunmaktadır.

Socentsuk Aliy’in yazdığı ünlü halk destanı “Madine” isimli eseri kendi adının verildiği Tiyatro grubunca, Çerkes sanatçıları tarafından dramatik temsili opera durumuna da getirilmiştir. Ve tiyatrolarda oynanmıştır. Destan 1938’de yazılır. Uzun çalışmalar sonucu yayınlatılır. 1917 Ekim Devrimi öncesi Çerkes kadınının ezilmesini ve köleci toplumda olduğu gibi mal karşılığında satılmasını ve çetin yaşamını konu alır. Güzelliğini önemseyen Madine sonsuz mutluluğu özler. Sevgisinin gerçekleşeceğini umar. Özgür olabileceği gelecekteki günleri özler. Feodal düzende, eski geleneklerin etkisinde babasının, ağabeyinin ve kocasının ya da malı çok olan bir feodal beyin elindedir. Madine bozuk düzenin ve gerici geleneklerin kıskacına sıkıştırılmıştır. Madine gibi kadınlar bozuk düzenin ve gerici geleneklerin arasında yaratılan çelişkilere karşı koymaya çalışır.

Tarihlerinde acı, yoksulluk, baskı ve sürgünler yaşayan Çerkes halkı, Rus zalim Çarları tarafından 1864 yılında büyük kitleler halinde Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarına yerleştirilirler. Türkiye, Ürdün, Suriye, İsrail, Balkanlar gibi ülkelere yayılarak diaspora yaşadılar. Gittikleri, yerleştikleri topraklara kendi kültürlerini de taşıdılar. Yurt, gurbet özlemlerini canlı, sıcak ve anılarını da taze tutup, yabancılaşıp yok olmamanın mücadelesini yürüttüler.

Osmanlı İstanbul’una da yerleşen Çerkeslerden Ahmet Mithat Efendi (Hağur) 1884’te “Çerkes Özdenleri” adıyla dram şeklinde gelişen üç perdelik bir tiyatro oyunu yazdı. Oyunda, Çerkeslerin soyluluk, yiğitlik, onur gibi değerlerini konu etmiştir. Çerkes yaşamında korkaklık kesin biçimde her zaman yadırganıp ayıplanmıştır. Bunun nedeni ise Çerkes insanının yüzyıllarca hep acı çekmesi ve çetin bir yaşam içinde bilenmiş olmasından doğan cesur karakteridir. Savaşların ve acının dayatması Çerkes insanını sertleştirmiştir. Sonucunda da bu psikolojik durum karşısında korkmak ayıplanmış ve yadırganmıştır. Ahmet Mithat Efendi’nin yazdığı bu romantik ve dramatik oyunda güzel bir kızla genç bir delikanlının birbirlerine aşk olmalarını ve sevgisini işlenir. Yiğitlik ve cesareti anlatır. Güzel kıza aşık olan Samurkaş adındaki delikanlıya bir iftira atılarak delikanlı korkaklıkla suçlanmıştır. Aslangöz adındaki güzel kız bu durumda olan korkak bir gençle evlenmek istemez. Bütün aşkına rağmen güzel kız kendisinin, köle ticareti yapan bir tüccara satılmasına razı olur.

Dramatik türden bir tiyatro olan bu oyun zamanın İstanbul Gedik Paşa Tiyatro binasında oynatılır. Oyun sahnelenirken Osmanlı Sultanı Abdülhamit’e “Çerkesler istiklal kazanmak için çalışıyorlar” biçiminde jurnallenirler. Osmanlı yönetimince, umumi ahlaka aykırılıktan suçlanan Gedik Paşa Tiyatro binası bir gecede İstanbul Belediyesi’nin beyaz kayış takan çavuşlarıyla yerle bir edilerek yıkılır. Olayın arkasından ise bazı Osmanlı yöneticileri, “ah orayı yakan hayırsız eller, bilmiyorlar ki burası Türk Tiyatrosunun mescididir” biçiminde hayıflanmalarda (!) bulunurlar.

Sonraki yıllardan günümüze ulaşan süreçte Çerkesler kendi kurdukları Kültür ve Dayanışma Dernekleri etrafında oluşturdukları amatör gruplarla tiyatro çalışmalarını hep sürdürdüler. 1990’da İzmir Kuzey Kafkas Kültür Derneği’nin oynadığı “Kaynana İstemeyen Mahalle” adında ki tiyatro oyunu, Çerkes Nart Mitolijisini de konu alan “Yaşlıların uçurumdan atılarak öldürülmesi” olayının yorumlanarak oyunlaştırılmasından meydana gelmiştir. Bu söylence, kısaca şöyle gelişir:

Nart halkının yaşadığı çağlarda, Nart halkının bireyleri uzun ömürlü olurlarmış. O zamanlar Nartlar yaşlılarını uçurumlardan atarak öldürürlermiş. Günün birinde bir oğul babasını sepet içine koyup uçurumdan aşağı atmış. Sepetteki baba uçurumdaki ağaca takılı kalmış. Acıyan oğul babasını kurtarıp Nart halkından gizleyerek bir mağarada yaşatmış. Her gün gizlice dağa ekmeğini götürüp beslermiş. Bu dönemlerde bir gün Nart ülkesi kuraklık ve kıtlık geçirmiş, Nart halkının tohumu tükenmiş. Halk ne yapacağını bilmez olmuş. Oğul son parça ekmeği babasına götürüp durumu anlatmış. Tecrübeli yaşlı baba oğluna “değirmenin etrafını çapala” demiş. Oğul, babasının dediğini yapmış. Etrafa dökülen tohumlar baharda başak verince Nart halkı yeniden tohuma kavuşmuş…

Delikanlıya bu fikrin kimden geldiği sorulduğunda artık olayı gizleyemeyerek, babasını öldürmediğini anlatır. Nart halkı kuraltay toplar ve karar alırlar. Artık yaşlılar uçurumdan atılmayacaktır.

Nart mitolojisinde yer alan efsane kısaca böyledir.

Turabi SALTIK

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: