CHP, Blair’ci mi Corbyn’ci mi? / Mahmut ÜSTÜN

CHP, Blair’ci mi Corbyn’ci mi? 

Malum olduğu üzere yalnızca Türkiye’de değil küresel planda otoriter faşizan bir sağ yükseliş var. Neo liberalizmin ve temsili demokrasinin yaşadığı derin kriz, sol seçeneğin zayıflığı koşullarında faşizan bir gelişmeyi besleyip büyüten bir etmene dönüşmüş durumda.
*
AKP, temelde bu küresel gelişmenin Türkiye’deki izdüşümü… Kuşkusuz AKP’yi besleyen ülkenin kendi tarihsel-toplumsal koşullarından kaynaklı birikmiş sorunlar yumağı da var. Ama işin esasında AKP, neo liberalizmin ve temsili demokrasinin yaşadığı krizin yarattığı faşizan gelişmenin Türkiye versiyonu…

*

Sosyal demokrasinin evrensel krizi ve yol ayrımı

Peki mevcut sosyal demokrat partileri dünyadaki bu gidişata karşı nasıl bir politik tutum içinde? Sosyal demokrat partiler, eskinin sosyal demokrat partileri değil, büyük ölçüde neo liberalizme teslim olmuş durumdalar… O tarihten bu yana da bitmeyen bir kimlik bunalımı içindeler. Ama yine de neo liberalizmin iyi kötü kendini yeniden üretebildiği koşullarda idare-i maslahat durumu yaşayabiliyorlardı. Neo liberalizmin ve temsili demokrasinin derinleşen krizi, bu idare-i maslahat halini de imkansız kılmakta artık. Ama sermaye ile o kadar iç içe geçti ki bu partiler, mevcut hallerinde sermayeye yeşil ışık yakmadan sol bir pozisyona yönelmeleri imkansız gibi bir şey…
*
Nitekim sosyal demokrasi içindeki liberalleşmenin mimarı İngiliz İşçi Partisi bu açıdan ilginç bir örnek oluşturuyor. A. Giddens’ın tezleri ve T. Blair’in siyasi önderliğinde sermaye ile iyice hemhal olan bu parti, kurumsal olarak uzun bir süre solculaşmaya direndi. T. Blair çizgisi faşizan yükselişe karşı (liberaller, faşizan yerine ısrarla “popülist” demeyi tercih ediyor), İngiliz İşçi Partisi’nin merkez sağ partilerle birlikte sistemin merkezinde bir blok oluşturmasını önerdi. Partinin sola yönelmesi eğilimlerine, sözüm ona faşizan yükselişi daha da kuvvetlendireceği gerekçesiyle karşı durdu.
*
Blair, yanı sıra faşizan yükselişin tabanını oluşturan kitleleri etkileyecek yeni bir dil geliştirilmesi gerektiğini de düşünmekteydi. Blair’e göre bu dil de “popülist değil ama popüler bir dil” olmalıydı. Yani o an yükselen değerlere hitap eden ama hiçbir derinliği ve kalıcılığı olmayan bir siyaset/propaganda dili… Kıdemli bir partili olmasına karşın partinin kurumsal yapısının merkezinde değil çeperinde yer alan Jeremy Corbyn ise tam tersi bir çizgiyi dillendirmeye başladı. Jeremy Corbyn; emekten söz etti, sınıf partisi olmaktan söz etti, sermayeyi vergilendirmekten söz etti vs. vs.
*
Parti merkezi tarafından “arkaik” olmakla suçlanan, alaya alınan ve hatta düşmanca yaklaşılan Corbyn, “beklenmedik” bir karşılık buldu. Yalnızca parti içinde bir heyecan ve umut yaratmakla kalmadı. Parti dışındaki kitleler de Corbyn’in söylemlerinde yeni ve sahici bir seçenek gördüler. İşçi Partisi oylarını ciddi ölçüde artırdı. Henüz oy vermeyen önemli bir kitle açısından da İşçi Partisi oy verilebilir bir seçenek olarak değerlendirilmeye başlandı. Yani Corbyn sağ dalga içinde yer alan kitleye “öteki mahallenin insanları” olarak bakmadı… O kitleye kültürel sağ bir dille, yani “o mahallenin diliyle” seslenme tercihinde bulunmadı.
*
Peki ne yaptı?
Emekçi kimliklerine, refah ve özgürlük taleplerine seslenerek o kitleyi oluşturan insanlara, karşı mahallenin insanları değil “emek” mahallesinin insanları olduklarını hatırlattı.
*

CHP BLairci…

CHP’de de, sağ merkez partileriyle ortak yeni bir merkez oluşturma siyaseti, yani liberal Blairci yöneliş, geçici ve taktiksel bazı sol söylemlere karşın orta vadeli temel bir siyaset tercihi… Nitekim yerel seçimler öncesinde partinin resmi ağızlarından yapılan açıklamalar CHP’nin temel politikasının hala Blairci olduğunu bir kez daha teyid eder nitelikte.
*
CHP yönetimi iktidar bloğunu oluşturan partilerin tabanına onların emekçi kimlikleri üzerinden sahiplenici ve kucaklayıcı bir dille değil, kültürel ayrışma ve kamplaşmayı veri kabul eden bir anlayışla “kültürel sağcı” bir dille seslenilmesi gereken “yabancı insanlar” olarak bakmaya devam etmekte.
*
CHP’nin Corbyn’in izlediği siyasetin başarısından etkilenmemesi ve benzer söylemlerin zaman zaman kullanılmaması olanaksız. Örneğin Cumhurbaşkanı seçimleri döneminde, M. İnce’nin kampanyasında Corbyn esintilerini gördük. Bu esintiler bile CHP’nin politik etkisini ve oy desteğini artıran bir sonuç yarattı.
*
Peki CHP genel merkezi Blairci de, partideki güçlü muhalif aday Muharrem İnce Corbynci mi?
*
Seçim kampanyası sırasında M. İnce’nin söylemlerinin taşıdığı sol havaya rağmen, bu söylemlerin tutarlı, kararlı ve kesin bir yöneliş değil, yüzeysel ve eklektik bir nitelik taşıdığını görmüş ve yazmıştık. Her şeyden önce M. İnce de CHP’nin şu anki merkezi gibi neo liberalizm ile arasına kesin ve kalın bir çizgi koyan bir anlayışa sahip gözükmüyor. Seçim gecesinde ise İnce’nin bir Corbyn olmadığını bir kez daha ve çok daha net olarak gördük.
*
İnce’nin o geceki uzlaşıcı, kabullenici tutumu, siyaseten neo liberalizmden, devlet çizgisinden ve CHP statükosundan kopamamış olmasından bağımsız değildi.
*
CHP’nin kendi Cobyn’inini bulmadan içinde bulunduğu siyasi krizden kurtulması ise hiç mümkün görünmüyor…
Mahmut ÜSTÜN
(mahce_06@hotmail.com)
 

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?