Çocuk istismarı ve önlemenin yolları / Elif Doğan Türkmen

Çocuk istismarı ve önlemenin yolları

24 Haziran seçimlerinden sonra kaybolan, istismara uğrayan, öldürülen çocukların haberleri neredeyse Türkiye’nin 1. gündem maddesi oldu. Seçimler için TBMM kapanmadan önce bu konudaki kanun tasarısı tam da meclis genel kuruluna gelmesi beklenirken getirilmedi ve TBMM kapandı. Bu gerçekliği not alıp devam edelim.

Türkiye’de resmi 2008-2016 yılları arasında resmi verilere kaybolan çocuk sayısı 104 bin 531 ve günde 32 çocuk kayboluyor. Bu bazı ülkelerin nüfusundan da fazla bir sayı. İstismara uğrayan çocuk sayısı ise yılda ortalama 8000 ve bu istismara uğrayanların sayısının sadece bilinen yüzde 10’u olduğu düşünüldüğünde… Yaşatamadığımız çocuklardan ya da yaşattığımız-engel olamadığımız bu travmalardan sonra başta sosyal medya olmak üzere çocuklardan özür dileyen dileyene. Yeterli mi? Özür dilemek çözüm mü? Yapacağımız o kadar çok şey varken; küçücük çocukların bedenlerine yönelen sözler, gözler ve eller karşısında bizim ne zaman, nasıl, ne yaptığımız önemlidir. En önemlisi ise çocukları koruma yükümlülüğü olan devletin ve dolayısı ile yönetenlerin çocuk ölümleri, kayıpları ve istismarlarında sorumlulukları hassasiyet düzeyinde kalmakla yetinilmeden evrensel kurallara uygun ve sorun çözücü olmalıdır.

Çocuk istismarında ne yazık ki gündemi belirleyen, sorunu çözen ve ortadan kaldıran olması gereken devlet erkini kullananlar tıpkı sokaktaki biz gibi konuya yaklaşmaktadır. Hatta Cumhurbaşkanı, Aile Bakanı bile karşımıza çıkıp çözüm olarak “istismarcının cezalandırılmasını” önümüze koyuyorlar ve tek başına ceza sistemine odaklanıyorlar. Sokağın da talebi bu yönde genelde; çünkü toplumda “ne yapacağını bilememe” haliyle, öfke, yanlış adalet talebi ve yürek soğutma ihtiyacını dillendiriyor. Bu durumu kendine dayanak yapan hükümet, çocuk istismarını hadımla çözeceğini iddia eden bir tasarıyla karşımıza çıkabiliyor ve bu tasarı karşılık bulabiliyor.
Çocukların yaşamını savunan, sağlıklı büyümesini savunan bizlere düşense; sorunun büyüklüğü karşısında yılmadan ne yapılması gerektiği konusuna odaklanmak, yapılması gerekenler konusunda kimlerse sorumlu olanlar onların gereğini yapmalarının takipçisi olmaktır. Çocukların istismardan korunması için önleyici ve koruyucu yaklaşıma sahip, etkili, çocuk odaklı, hak temelli bütünlüklü bir çocuk koruma sistemi kurulmalı ve sistemi denetleyecek bağımsız bir izleme mekanizması kurulmalı.

Yapılacakların başında gelense
İSTİSMARI ÖNLEMEYE ODAKLANMAK GEREKMEKTEDİR.
Türkiye’deki sistem ne yazık ki istismar olduktan sonra müdahale etmeye dayalı. Bu da çok sınırlı. Oysa istismarla mücadele için temel olan, istismarın oluşmasına zemin sunan tüm faktörlerin ortadan kaldırılması için seferber olmaktır.

Her alanda çocuğun haklarının, çocuğun üstün yararının odak alındığı; çocukların yaşama-gelişme, eğitim, sağlık, korunma ve katılım haklarının öncelik olarak belirlendiği; ailelerin ve toplumun da çocuk hakları ve istismar konusunda bu yaklaşımla sürekli bilgilendirildiği bir sistem oluşturulmalı. Kanunlar, eğitim, sağlık sistemi, toplumsal yaşamın her alanı, kurumların işleyişleri çocukların ihtiyaçlarına göre şekillendirilmelidir. Bunun eksik kaldığı her durum istismara zemin hazırlar. Örneğin çocukların evlendirilmesine olanak sağlayan yasal düzenlemeler, çocuk evliliğini meşru gören MEB yönetmelikleri, çocukların eğitim dışında kalmasına sebep olan eğitim sistemi, çocukların toplu yaşadığı kurumların denetimden uzak olması, çocukların ulaşabileceği kreş ve bakım merkezlerinin olmaması gibi çok önemli meseleler istismara doğrudan ya da dolaylı olarak zemin hazırlar. Karaman, Diyarbakır’da cemaat yurtlarında yaşanan toplu istismar vakaaları bunun yakıcı örnekleridir.

İSTİSMARI FARK EDEBİLECEK BİR İZLEME SİSTEMİ GEREK.

Türkiye’de 0-2 yaş arası dönemde bu izlemin yapılması görevi Sağlık Bakanlığı’ndadır, aile hekimlikleri tarafından yapılması gerekir. Önceden, sosyal hizmetlere verilen çok genel bir takip görevini saymazsak Türkiye’de çok yeni bir uygulama olarak 2-6 yaş arası izlemi de aile hekimliklerine verildi. Okul yaşına geldikten sonra ise çocukların izleminden okullar, yani Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur. Kaymakam, vali gibi mülki amirlerin de çocukların takibinde sorumluluğu vardır. Bu sürelerin tamamında ise Sosyal Hizmet Merkezleri çocukların takibinden ve diğer kurumlarla işbirliği yapmaktan temel olarak sorumludur. Bu izlem sırasında çocuklarla ilgili riski, istismarı, vs. fark edenler durumu adli kurumlara bildirmekle görevlidir.

“Bu görevlerin kağıt üstünde kaldığını bugün yaşadığımız örneklerden görüyoruz. İstanbul’da çok sayıda çocuğun hamileliğinin bildirilmemesi, bildirenin cezalandırılması bunun en bilinen örneğidir.”

EĞER İSTİSMAR VARSA, MÜDAHALE VE İYİLEŞTİRME NASIL OLMALI?
İstismar gerçekleştikten sonra çocuğun hızla korunması için çocuk odaklı, çocukların kurumlar tarafından hırpalanmadığı, yargılanmadığı, suçlanmadığı, çocuğu mağdur etmeyen, çocuğu istismar ortamından uzaklaştıracak, istismarcıdan koruyacak, güvenlik önlemleri olan, çocuğun iyileşmesi için gerekli olanakların sağlandığı bir başvuru ve müdahale sistemi kurulmalı.

İstismarın tespiti durumunda tespit edenin rahatlıkla ulaşabileceği bir sistem olmalı ve bu mekanizma sadece çocuklara özel olmalı. Ayrıca çocukların da kendilerinin rahatlıkla bağlantı kurup kendileri başvuru yapabilecekleri bir sistem olmalıdır bu. Çocukların ulaşamayacağı bir başvuru sistemi ihtiyacı karşılayacak bir sistem olamaz. Bugün var olan Alo 183 gibi her konuyu içeren bir başvuru adresi bu ihtiyacı karşılamaktan çok uzak. Türkiye’deki sistem çocuğu ve çocuğun yakınlarını tekrar tekrar mağdur ediyor, çocuk örseleniyor, çokça örnekte çocuk ve yakınları adalet aramaktan vazgeçebiliyor.

Çocuğun iyileşme süreci için de istismarın ortaya çıktığı andan itibaren çocuk ve yakınları için ücretsiz, ulaşılabilir, nitelikli, çocuk istismarı alanında yetkin psikolojik/psikiyatrik sağlık hizmetleri oluşturulmalı. Bugün bu hizmetler son derece sınırlı ve ulaşılmaz durumda. Olanların çoğu ise özel hizmetler.

İSTİSMARA KARŞI KURUMLARIN ORTAK ÇALIŞMASI ŞART.
Çocuk istismarının hem önlenmesi hem de istismar olduktan sonra müdahale çok yönlü olmak durumunda. Bu nedenle birçok kurumun önemli görevleri var ve birlikte koordinasyon içinde çalışmalıdır.

Bir çocuk istismara uğradığında yaşamının sağlıkla ve esenlikle devam edebilmesi için de, istismarla genel olarak mücadelede etkili olabilmek için de kurumların ortak hareket etmeleri zorunluluktur.
Ortak çalışmanın sağlanması için gerekli tedbirler zamana yayılmadan ve kişilerin inisiyatifine bırakılmadan hemen alınmalı.

İSTİSMARDA SORUMLULUĞU OLAN HERKES HESAP VERMELİ
İstismarla mücadelede adalet çok önemli bir yer tutuyor. İstismara uğrayanın iyileşmesi için de adalet sağlandığı duygusu önemli. Uzun yargılama süreçleriyle çocukları yıldıran ve istismarı yapana indirimler sunan adalet sistemi mutlaka değişmeli.

Bununla birlikte şöyle bir sorun da var: Adalet talep ederken genellikle sadece istismarı yapan kişinin cezalandırılmasına odaklanılıyor, oysa aslında failler bu kişiyle sınırlı değildir. Alınmayan önlemler, istismarı fark edemeyip uzamasına sebep olanlar, istismarı gizleyenler, istismara zemin açanlar, istismarcıyı koruyanlar, çocuğu güçsüzleştirenler de faildir. Adalet talebinde istismarda bir biçimiyle sorumluluğu olan tüm faillerle ilgili yaptırımlar gerçekleştirilmeli. Bu sağlanmadan bu sorunları azaltmak sözkonusu değildir. Bu nedenle kamunun öfkesini dindirmeye değil, sorunu çözmeye odaklı bir devlet anlayışı şart. Yoksa da Bizler kamu olarak bunu talep etmeli ve taleplerimizin yaşama geçmesi için mücadele etmeliyiz.

“Tanrı, hiçbir çocuğu kötü olsun diye yaratmaz!
Onu kötü yapan, kötü eğitimdir!
Kötü anne-baba, kötü çevre, kötü yönetim balçık gibidir, zavallı yavruları da çekip yutar.” (Victor Hugo)

CHP eski milletvekili Elif Doğan Türkmen

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?