Son Dakika Haberler

Davutoğlu, kara kutuyu açtı: Devre dışı bırakılmam gerekiyordu

Davutoğlu, kara kutuyu açtı: Devre dışı bırakılmam gerekiyordu
Yorum Yap

Davutoğlu: Pelikan çetesinin bildirisinin arkasında kimlerin olduğunu, kimden talimat aldıklarını biliyorum

Yeni parti kurma hazırlığında olduğu iddia edilen ve son günlerde yüksek sesle dile getirdiği AKP’ye yönelik eleştirileriyle dikkat çeken eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun partisine yönelik eleştirileri sürüyor. Geçtiğimiz hafta konuşulan Davutoğlu’nun “kara kutuyu” açacağı iddiaları gerçekleşmeye başladı. Davutoğlu, katıldığı ilk programda yine çok dikkat çekici açıklamalarda bulundu

Erdoğan’ı çok sarsacağını düşündüğü bazı açıklamalar için bir medya mecrası arayışı içinde olduğu konuşulan Davutoğlu, ilk röportajı RS FM’e verdi. Yavuz Oğhan, Akif Beki ve İsmail Saymaz’ın sorularını yanıtlayan eski Başbakan, istifa sürecine dair önemli bilgiler verdi. Davutoğlu, Başbakan olmadan önce Erdoğan’ın kendisinden düşük profilli olmasını istediğini aktardı.

Programda Davutoğlu’na ilk yöneltilen soru, Türkiye’deki basın özgürlüğüyle ilgili düşünceleri oldu.

“Otosansürün en yoğun olduğu bir dönemden geçiyoruz”

Davutoğlu sözlerine şöyle başladı:

“İslam dünyasının problemleriyle ilgili en temel sorun nedir diye soruldu. En temel problemin düşünce özgürlüğünün olmaması olduğunu söylemiştim. Sansür çok kötüdür ama en kötü sansür otosansürdür. İnsanlar kendi kendilerini kontrol etmekten toplumu düşünmeye vakit bulamazlar. İçeriden bir eleştiri olarak söyleyeyim, otosansürün en yoğun olduğu dönemden geçiyoruz. Özgürce konuşursanız her türlü problemi çözersiniz.”

Ardından Akif Beki, 2010 yılında Davutoğlu ile ilgili yazdığı eleştiri yazısını hatırlatarak, “Geçmişte 2010’da Radikal’deyken, yazı hayatımın en ağır yazılarından birini yazdım. Şu merak ediliyor; bana öfkeniz, kızgınlığınız geçti mi, hain olarak görmüyor musunuz beni? Nasıl oldu da bakanlığınız döneminde, övgüler almış başını giderken benimle medeni iletişime devam ettiniz? Bunu başka bir yazımda yazmıştım ama insanlar benimle ilgili düşüncenizi merak ediyor” diye sordu.

“Öfkem geçmedi, çünkü…”

Davutoğlu, Beki’ye şöyle yanıt verdi:

“Öfkem geçmedi çünkü öfkem yoktu. Akademik hayata ve devlet hayatına giren birinin bunun özünde eleştiri olduğunu bilmesi lazım. Devlet hayatını gireyim de hiç eleştirilmeyeyim diyen biri devlet hayatını hiç bilmeyendir. Esas olan sizin o tutum karşısındaki ilkesel duruşunuzdur. Öğrencilerime ‘Önce beni eleştirin’ derdim. Devlet hayatında da bu böyle. Hamama giren terler. Devlet hayatına giren eleştiriye açık olacak. Önce ne kastediliyor anlamak lazım. Belki haklı bir eleştiridir.

Bir devlet adamına yakışmayan en önemli şey nezaketsizliktir. Ben tekrar teşekkür ederim 2010 yılındaki yazın için. O yazıyı o kadar iyi hatırlıyorum ki, hiç unutmadım. Bir nefis muhasebesine davet ediyordu beni. Gerçekten öyle mi diye yazıyı okuduktan sonra düşündüm.”

Davutoğlu açıklamalarına şöyle devam etti:

“‘Pelikan çetesi’ tarafından niye bu şekilde hedef alındım?”

“Pelikan çetesi denilen çete, herkes tarafından malum oldu. Bu bildirinin arkasındakileri biliyorum, kimlerden talimat aldıklarını biliyorum. ‘Ben ne yaptım bu insanlara?’ dedim. ‘Acaba kendimde bir şey var mı?’ dedim. Beni istifaya zorlamak isteyen bildiri beni Alman ajanı ilan ediyordu. Ben ne yaptım ki bu kadar ağır bir ithamla karşı karşıya kaldım?

MKYK’dan bahsediyorum, bir muhtıra vari bir tavır yaşadım. Ondan iki gün sonra böyle bir bildiri yayımlandı. Ola ki yanlış bir takım politikalar geliştirmiş olabilirim. Hepsine açığım ama niye bu şekilde hedef alındım? Bu bağlamda 3 yıl sonra ilk defa konuşuyorum. 3 yıl boyunca ben susmadım aslında, Cumhurbaşkanına hep düşüncelerimi aktardım. Hep düzelir umuduyla böyle bir açıklama yapmamıştım.

“AKP’nin MHP ile girdiği ittifaktan rahatsız olduğumu en başından beri söyledim”

AKP’nin ittifak ilişkilerine girmesinden rahatsız olduğumu hep söyledim. Mart ayında bunu Erdoğan’a da aktardım. Bu ittifak ilişkisinin AKP’nin doğasını bozmakta olduğunu ve MHP’ye oy kaçırmaya neden olacağını anlatmaya çalıştım. Bundan dolayı Bahçeli’nin bana öfkelenmesini anlarım. Ama benim anlayamadığım şey, kendileri için makamımdan ayrılmayı göze aldığım kişilerin hedefinde olmam. Benim yakınlarımın, eşimin konferansının iptal edilmesini anlayamam.

“Beni gönülden yaraladı”

15 Temmuz gecesi sokağa inip, beyaz gömlekleriyle direnmiş İstanbul, Ankara il başkanımızı ‘sadece Davutoğlu döneminde atandı’ diye, görev teslimlerinde konuşmalarına bile izin vermeyip atmak nedir? Beni gönülden yaralayan bir şeydir bu.

“Devre dışı bırakılmam gerekiyordu”

Sadece bir muhalif grubun bunu yazıp deklare etmesi değildi mesele. 2 Kasım günü bu ülke yeni bir umuda uyanmıştı. 4 yıl seçimsiz yıllar. 3 ay içinde bütün sözlerimizi yerine getirmişiz. Bütçe açığı yüzde 1.8’lere inmiş, ÜFE yüzde 3.2 idi. Böyle bir ortamdaki Türkiye’nin yaşamasını istemeyen kimlerse, bunu sadece Erdoğan’la aramda gibi görmeyin lütfen, şimdi düşündüğümde bunun daha kapsamlı bir planın, arka arkaya gelen seçimler ve son derece özünden koparılan bir başkanlık sistemiyle Türkiye’nin yüzde 50+1’e mecbur edildiği bir koalisyon için benim devre dışına bırakılmam gerekiyordu.

“Hiçbir zaman bir hizip başı olmamaya özen gösterdim”

Ben AKP’nin genel başkanıydım, bir an bile bir hizip düşüncesi zihnime gelse onu zihnimden atmak için her şeyi yaparım. Şunlar bana yakın, bunlar bana karşı diye bir tutum takınmak benim siyasi anlayışıma karşı. Ben o zaman Yüksekova’da ve Iğdır’da olan şehidimin cenazesiyle meşgulken liste tartışması gündemdeydi. Bakın, manifestoyu yayımladığımda bütün AKP kitlesine hitap ettim. Ben onlarla yağmurda, sıcakta 2 seçim geçirdim. Ben o kitlenin yaptıkları fedakarlıkların farkındayım. Hiçbir zaman bir hizip başı olmamaya özen gösterdim. Hiçbir grup, bir tarafla parti içinde bir çalışma yaptığıma şahit olmamıştır. Yazılı metinler verdim, düzeltilmesi için her şeyi yaptım.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: