arap porno sikiş izle bridalarabia.com arap porno hd porno pornovideolab

Demirtaş: “Çözüm sürecinde arabulucu olanlar ilk günah keçisi olur”

Demirtaş: “Çözüm sürecinde arabulucu olanlar ilk günah keçisi olur”

HDP’nin önceki dönem Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, yargılandığı ana davada ilk duruşmanın ikinci gününde savunmasını yapıyor.

“Adalet hükümetin değil, mülkün temelidir. Yargı bunun farkında olmalıdır. Hükümetler, parlementolar değişir. Ama yargının değişimi özgürlüğe, adalete doğru olmalıdır…”

“Terör örgütü kurma, yönetme, örgüt propagandası, suç ve suçluyu övme” suçlamaları nedeniyle tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinde ikinci kez hakim karşısına çıktı. Duruşmaya 50’yi aşkın avukat katılırken, HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli de davayı izleyenler arasındaydı. Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki duruşma salonunda görülen yargılamada Demirtaş, duruşmaya getirilen izleyici ve gazeteci sınırlamasını eleştirdi, davanın kamuoyundan gizlenmeye çalışıldığını söyledi.

Demirtaş savunmasına şu sözlerle devam etti:

“Bu ülkenin Cumhurbaşkanı oğlunu, 17-25 Aralık’ta ifade vermeye göndermedi. Erdoğan ile Gül ayrı ayrı ‘Hakan Fidan’ı ifadeye ben göndermedim’ dediler. Hangi yargıya güvenmiyorlardı, bizi göndermek istedikleri yargıya. Benim için “O şahıs teröristtir” diyor. Atatürk’e hakaretten tutuklanan biri için ‘Olay yargı sürecine girdiği için kendimi yargı yerine koyarak değerlendirmem doğru olmaz’ diyor. Kavurmacı ile ilgili ‘Bu konu yargıyla alakalı. Bir şey diyemem’ diyor.”

“İktidar yargılamayı kamuoyundan gizlemeye çalışıyor”

“Dava basın üzerinden hazırlanıyor. Basına bu kadar güveniliyorsa, keşke duruşma canlı yayınlansa. Beni suçlamaya gelince son derece aleni, duruşmaya gelince çok sayıda tedbir alınıyor. Kamudan, halktan uzaklaştırılmaya çalışılan bir dava süreci. İktidar yargılamayı kamuoyundan gizlemeye çalışıyor”

“İsteyen izleyebilse 500 bin kişi izler”

Gözaltına alındıkları sürece dair değerlendirmelerde bulunan Demirtaş, 4 Kasım 2016 tarihinde, 6 savcının talimatıyla eş zamanlı olarak çok sayıda milletvekilinin evinin basılması için, “Bu ancak siyasi iradenin koordine edebileceği bir şey” dedi.

Duruşmayla ilgili katılım eleştirisini sürdüren Demirtaş’a mahkeme başkanı, “İsteyen herkes izleyebiliyor” dedi. Demirtaş, bu sözlere “İsteyen izleyebilse 500 bin kişi izler” yanıtı verdi. Mahkeme başkanı “Gelen herkesi alıyoruz” diye tekrar etti. Demirtaş, “İsteyen herkes gelemiyor. İsteyen gelse sonuçta 50 kişilik koltuk ayrılmış durumda” dedi.

Gözaltına alındıkları sürece dair değerlendirmelerde bulunan Demirtaş, gözaltına alındıkları gün Diyarbakır havalimanında bir uçağın cezaevine götürmek için beklediğini söyledi. Gözaltı devam ederken Silivri ve Kandıra cezaevlerinde yerlerin hazırlandığını söyleyen Demirtaş, kendisiyle ilgili belgenin üzerinde Kandıra Cezaevi yazdığını, gözünün önünde bunun üzerinin çizilerek Edirne Cezaevi yazıldığını anlattı.

“Bir gün çözüm süreci başarıyla sonuçlanacaksa madalyayı biri takacak. Başarısız olursa hesabını bizden soracaklar’ dedik.

Çözüm sürecinin başarısı için birçok şey yaptıklarını anlatan Demirtaş, “Bir gün çözüm süreci başarıyla sonuçlanacaksa madalyayı biri takacak. Başarısız olursa hesabını bizden soracaklar’ dedik. Çözüm sürecinde arabulucu olanlar ilk günah keçisi olur. Bu davanın bir yönü de budur. ‘Çözüm sürecinin başarısızlığının sorumlusu HDP ve Eş Başkanı Demirtaş’ algısı oluşturularak birçok fezleke böyle oluşturulmuştur” dedi.

Yargılamanın sürdüğü en uzak cezaevi neredeyse oraya götürüldüklerini anlatan Demirtaş, “Bizi gece yarısı evleri basıp alacak kadar yargının acelesi varsa, bir gün önce Meclis çıkışında alabilirlerdi ama yapmadı. O kadar acelesi var ki evi basıp alıyor. 1 gece nezarette tutuyor sonra savunma almak istiyor. Bir an önce huzura getirmek istiyor. Ama aynı yargı 1150 km ötedeki cezaevine götüren işleme sessiz kalıyor. Edirne Cezaevi’nde tutulurken bütün görüşmelerimiz hiçbir gerekçe göstermeden kayıt altına alındı” diye konuştu.

“Adalet hükümetin değil, mülkün temelidir. Yargı bunun farkında olmalıdır.”

Biz cemaatin bizim hakkımızda yürütmüş olduğu hukuksuz davaları deşifre ettiğimizde daha 17/25 Aralık operasyonları başlamamıştı. Bugün cemaatin yargısı ve polisi deşifre olmasına rağmen biz halen fetö’nün ürettiği delillerle yargılanmaya devam ediyoruz. Altı ilin başsavcısı ne ilginçtir aynı anda vekil arkadaşımızın evinin basılmasına karar vermiştir. Bunu kim koordine etti? Yargı bunu koordine edemez, bunu siyasi irade koordine etti, bize siyasi operasyonlar yapılıyor dememiz bundandır hamasetten değildir. Gün gelecek bu iktidar gidecek. Bunlar demokrasiyi sekteye uğratsalar da Türkiye; demokratik hukuk devleti olarak gelişmesini sürdürecektir. İşte o zaman bu siyasi operasyonları yapanlar ve bir parti adına faaliyet yürüten bürokratlar bağımsız, adil yargı önünde hesap verecekler. İddia makamı bize yükleyeceği bir suç olmadığı için bize ‘biz suçsuzluğumuzu ispatlama’ yükümlülüğü yükletilmiştir. Bu külfet bize yükletilemez. Bizlere aynı gece aynı anda operasyon yapanlar, biz daha sorguya çıkmadan, havaalanında sabahtan uçaklar hazırlanmış. Eğer adil bir yargılama varsa yürütme bizim tutuklanacağımızı nereden biliyor. Havaalanında Milletvekili arkadaşlarım THY’ye ait uçağa bindirildiler ben ve Eş Başkan arkadaşım Figen Yüksekdağ özel jet ile önce Kandıra’ya orada Eş Başkan Figen Yüksekdağ arkadaşım bırakıldı, beni aynı Jet ile Çorlu’ya oradan da helikopter ile Edirne stadyumuna götürüldüm. Bunu niye anlatıyorum; yapılanların nasıl koordine edildiği, koordine edenlerin yargı olmadığı siyasi iktidar olduğu ve yapılanların siyasi operasyon olduğunu somutlaştırmak için anlatıyorum. Üstelik bizim tutuklanmamız için bu kadar koordine olanlar 15 aydır beni mahkeme önüne çıkarmıyorlar, güvenlik gerekçesiyle SEGBİS ile savunmam yapmam için kararlar veriliyor, bizi Edirne’ye götürmek için koordine olanlar mahkeme önüne çıkmak için mi koordine olamıyor. İsteniyor ki bize her şey yapılsın, bize her türlü ayırımcılık uygulansın ama biz sesimizi çıkarmayalım. Biz kimiz; biz 6 milyon oy almış 15 milyona tekabül eden bir partiyiz, bu ülkenin asli unsurlarıyız, bu ülkenin sahipleriyiz, paryası değiliz. Bu ülkenin hiç bir vatandaşı düşman değildir. En ağır suçu işlese de adı; zanlı, sanık, şüpheli olur. Düşman değildir. Biz de bu ülkeyi seven insanlarız, farklı siyasi görüşe sahibiz o kadar. Ama biz 100 yıldır bunu anlatmaya, ispatlamakya çalışıyoruz. Adalet hükümetin değil, mülkün temelidir. Yargı bunun farkında olmalıdır. Hükümetler, parlementolar değişir. Ama yargının değişimi özgürlüğe, adalete doğru olmalıdır…”

“Bize düşman hukuku uygulanmaya çalışılıyor”

Demirtaş, kendilerine düşman hukukuyla yaklaşıldığını belirterek, şunları söyledi: “Bize düşman hukuku uygulanmaya çalışılıyor. HDP’nin görüldüğü yerde düşman görmüşçesine işlem yapın havası yaratılmaya çalışılıyor. Bu yargıda böyle, bürokraside, hükümette böyle, parlamentoda bile böyleydi. 2007’de hatırlıyorum da parlamentoya ilk girdiğimiz de bazı vekiller hayatında ilk defa Kürt görmüş gibi davranıyordu. 2007’den söz ediyorum. Sonra aradan birkaç ay geçti baktılar ki biz de insanız ve bu ülkeyi seven yurttaşlarız. Siyasi düşüncemiz var bu kadar. Ve biz bunu ispatlamak için 100 yıldır uğraşıyoruz. 1924’ten beri bizleri inkar eden Anayasa yürürlüğe girdiğinden beri bu anlatıyorum. Bunu anlatan herkes düşmandır. Sözle de anlatsa da düşmandır, yürüyüşle de anlatsa da düşmandır, Meclis’e de girse düşmandır.”

“Çözüm Süreci Yasası yokmuş gibi davranılıyor”

Çözüm sürecinde çıkarılan yasaya da dikkat çeken Demirtaş şöyle devam etti: “Çözüm süreci yasası dediğimiz bir yasa var. 4 Şubat’ta Hakan Fidan’ın cemaat savcılarınca ifadeye çağrılması üzerine gündeme gelmiş ve parlamentoda yasalaşmış bir yasadan söz ediyorum. O yasa çıkarılırken çözüm süreci içinde bulunan kamu görevlilerinin bu faaliyetlerinden suçlanamayacağı gibi bir düzenlemeydi. Fakat sonra biz tartıştık bu yasayı, parlamentoda konuştuk; Dedik ki bu süreçte yer alanlar içinde siyasetçiler de var, akil insanlar, sivil toplum örgütleri var. Yarın bir gün yargı bu faaliyetlerden dolayı hepimizi suçlarsa bunun yasası var diyelim. Tamam, Hakan Fidan önemli ama binlerce insan var, gazetecilerden akademisyenlere. Dolayısıyla yasa herkesi kapsayacak şekilde genişletildi. Bu kapsamda çalışma yürüten herkesi kapsayacak şekilde genişletildi. Ve ‘Bu kapsamda yapılan çalışmalar suç teşkil etmez’ denildi. Şimdi iddianamede bazı fezlekelerim bu yasa kapsamında. Hiç gözetilmemiş. Bu yasa kapsamına giriyor demeliydi. İddianame kabul aşamasında da olmadı, aradan 15 ay geçti, bazı fezlekelerin bu yönüyle iddianameye konu edilmemesi gereken fezlekelerdi. İşte ‘Kandil’e gidiş, İmralı’ya gidiş. Bunların hepsi çözüm süreci kapsamında hükümetle koordineli yaptığımız ve bu yasa çerçevesindeki faaliyetlerdi. Biz Kandil’e kafamıza estiği için gitmedik. Her gidişimiz her dönüşümüz hükümetle, bürokratlarla toplantılarla belirlendi. Bu yasa yokmuş gibi davranıyor savcılar, soruşturma makamlar bu işin ucu çok farklı yerlere gider. Bu yasa kapsamına çok fazla insan giriyor. Onun da altını çizelim. Eğer suçlamaya dahil edilecekse de hesap veririz. AKP’li yetkili varsa Cumhurbaşkanı’ndan Başbakanı’na, bürokratına kadar suç işlemişsek hep birlikte hesap veririz. Suçsa suç. Yok değilse Selahattin Demirtaş’ın günahı ne?”

Verilen öğle arasının ardından Demirtaş, iddianameye ilişkin genel değerlendirmelerini sürdürdü. Demirtaş, bundan sonra yarın da devam etmesi beklenen savunmasını, iddianamenin içeriğine ve 31 fezlekenin teker teker değerlendirmesine ayıracağını söyledi.

“Dosyamın niçin nakledildiğine dair hiçbir ikna edici gerekçe yoktur”

Demirtaş, davanın güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya nakledilmesine dair şunları söyledi: “Benim Diyarbakır’dan Ankara’ya dosyamın niçin nakledildiğine dair hiçbir ikna edici gerekçe yoktur. Ama siyaseten ikna edici çok şey var. Az önce de belirttim; yargılamanın uzatılması, heyetlerin baskı altına alınması. Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi İdris Baluken’le ilgili tahliye kararı verdi ve gerekçesinde seçme seçilme hakkına atıf yaptı, önemli bir karardı. Yine yargılar, başka tedbirler alır ama milletvekilinin temsil, yasama ve denetleme hakkını engellememiş olur. Bunun ortaya çıkmasıyla birlikte bağlı nakil süreçleri başladı. Figen Yüksekdağ, Aysel Tuğluk, Ayhan Bilgen, Meral Danış Beştaş’ın dosyalarında nakil süreçleri başladı. ‘Güvenli değil, oradan oraya alınsın’ dendi. Bizler tabi ki hızlı yargılanmak, hızla yargı sürecinin sonlanmasını istene hakkına sahibiz. Ama tek başına hızlı yargılanma adil yargılanma değildir. İçinize sindire sindire herkesin tatmin olacağı bir yargılama olmalı ki ortaya çıkan hükümden ben de vicdanen rahat olayım. Kararı veren heyet de ve en önemlisi kamu, halk vicdanen rahat olsun. ‘Evet, bu yargılama gözümüzün önünde gerçekleşti, çıkan karar da adildir’ demiş olsunlar. Mahkeme şu aşamaya kadar bu konuda da ‘Biz burada yargılıyoruz ama Sıhhiye’de bile yargılayamıyoruz. Ankara’nın dışında başka bir ilçede yargılıyoruz. Bu bile ihlaldir’ demedi.”

“Dosyanın Yasin Börü davasıyla birleştirilmesi siyasi rant”

Demirtaş, dosyasının Yasin Börü davasıyla birleştirilmesinin altında “siyasi rant” yattığını belirterek, “AKP’nin beklentisi budur. Demirtaş’ı o dosyada sanık haline getirmektir. Dosyam niye 6-8 Ekim’de katledilen diğer Kürt kardeşlerimizin dosyasıyla birleştirilmiyor. Çünkü kamuoyuna hep böyle anlattı: ‘O bunun hesabını verecek, 54 Kürt kardeşimi, Yasin Börü kardeşimi katletmenin hesabını verecek.’ E verecek de böyle bir suçlama yok. Ne olacak? O halde dosya birleştirilecek. İlla o dosyada sanık olacaksın. Kendisi çünkü açıklamalarında ısrarla belirtti Recep Tayyip Erdoğan; ‘Teröristtir, 54 Kürt kardeşimin katilidir.’ Peki, 54 Kürt kardeşinin katiliyim de niye sadece Yasin Börü dosyasıyla birleştirme kararı alınıyor. Niye 6-8 Ekim’de katledilen diğer Kürt kardeşlerimizin dosyasıyla birleştirilmiyor” dedi.

‘Yüzleştirin beni

Demirtaş, şöyle devam etti: “Binlerce dosya var 6-8 Ekim’le ilgili. Gasptan yağmaya, yaralamadan öldürmeye kadar binlerce dosya var. Hepsiyle benim dosyam birleştirilsin o halde. Yazın yazıyı hepsini taşıyın ben azmettirici miyim değil miyim ortaya çıksın. Onların sanıklarına da soru sorun. Bu mu seni azmettirdi diye yüzleştirin beni. Ama mahkemeniz ısrarla, 2 defa üst üste yazı yazarak birleştirme istedi. 2. Ağır Ceza Mahkemesi birleştirmeye uygun görmeyince resen karar alıp birleştirmeye karar verildi. 2. Ağır Ceza Mahkemesi bunu kabul etmeyerek dosyayı iade etti. Dava bitmiş oldu. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi birleştirmenin uygun olduğuna nihayetinde karar verdiğinde aradan 1 yıl geçmişti. 1 yıl boyunca sizler bu yazışmaları yaptınız, birleştirmeye çalıştınız. Ben o sırada Edirne’de savunma yapmayı bekliyordum.”

‘O kadar politik davranıldı ki…’

Demirtaş, yargının ayrımcılığına uğradıkları ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14’üncü maddesini açıkça ihlal edildiğini belirtti. Demirtaş, ayrımcılığa dair şunları söyledi: “O kadar politik davranıldı ki darbe girişimi sonrası Cumhurbaşkanı çıkıp şunu dedi: ‘Hakkımda hakarete dair bütün davalarla ilgili hepsini geri çekiyorum.’ Bir istisna, HDP’liler hariç. Oysa Cumhurbaşkanı’na hakaret, Cumhurbaşkanı’nın şikayeti geri çekmesi, davanın düşmesine sebep olmaz. Ama düşürüldü. MHP Genel Başkanı’nın çok sayıda Cumhurbaşkanı’na hakaret dosyası var, bilen var mı? Ben 8-9 tane Cumhurbaşkanı’na hakaretle yargılanıyorum. Çok çok daha ağırını diğer muhalefet lideri söylemiş ama 299’dan bir yargılaması duyulmadı. Çünkü kovuşturmaya yer olmadığı kararlarıyla bitirildi üstü kapatıldı. Olması gereken o. İyi de bizim hakkımızdaki davalar böyle devam ederken, milletvekillerimize 299’dan çok sayıda ceza çıktı. Biri onaylandı. O nedenle bize karşı yürütülen kovuşturma süreci ayrımcılık içeren bir süreç yürütüldü. (…) Grafiğin tırmanışa geçtiği yer 2016 Nisan. Mart’ta başlamış ve dokunulmazlığın kaldığı 5 Mayıs’a kadar sayı 269’dan 510’a çıkmış. CHP vekilleriyle ilgili 133’ten 186’ya çıkmış. O iki üç ay içerisinde MHP ve AKP de tek bir milletvekili tek bir fezlekeye muhatap olmamış. İnşallah kanunlara saygılı oldukları içindir. Ama bu grafik pek de öyle söylemiyor. HDP hedefe konulduğu grafiği budur, CHP’nin de küçük de olsa bir artışı söz konusudur.

Parlamentoda mühür bozma, kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırma. 12 CHP’li, 7 AKP’li, 3 MHP’li milletvekilinin fezlekesi var. Şu anda yargılanıyor olması lazım ama ne takip eden var ne basının gündeminde. Bunlar çok önemsiz suçlarmış gibi ilgilenen bile yok.

Kamuoyu rahatlıkla bunu içine sindirebiliyor mu? Hayır, sindiremez ama kamuoyunun gözünden kaçırırsanız yokmuş gibi davranılır. Aleni bir ayrımcılıkla karşı karşıya kaldık. AİHS’nin 14’üncü maddesinin açık ihlalidir. Siyasi kimliğimizden dolayı ayrımcılık. Biz HDP’li olduğumuz için bunlar bize yapıldı.

“Kumpas olduğu belli”

Partimin yetkili sözcülerini içeriye atmak için bir kumpas kurulduğu belli, fakat her halde amaç partiyi hem içeride hem dışarıda da baskı altında tutabilmek için partimin milletvekillerine karşı da yargı farklı davranışlar içerisine girdi. Örneğin bir milletvekilim hakkında 55 tane fezleke var; yürüyüş, propaganda, suç ve suçluyu övme, 2911, halkı kin ve düşmanlığına tahrik, üyelik. Hakkında 31 defa zorla getirme kararı verildi. Hakkında istenen toplam ceza da benim bu dosyadaki istenen toplam cezanın iki katı. Ne fezlekeleri birleştirildi ne hakkında tutuklama kararı verildi. Doğru olan verilmemesi. Neden seçildi 12 milletvekili? Neden tutuklandı ilk etapta? Referandum öncesi HDP’in sözcülerine yönelik bir operasyon olduğu ortadadır.

Bu milletvekillerinin soruşturmaları ve fezlekelerinin içeriği de benim yaptığım neyse hepsinin aşağı yukarı odur. Konuşma dışında fezlekesi olan milletvekilim yok. Fakat bir milletvekilimle ilgili ağırlaştırılmış müebbet cezası isteniyor. Bir başkan milletvekilim arkadaşım yine ağırlaştırılmış müebbet ve zorla getirme kararı verildi.

“Ayrımcılığın ayrımcılığı budur”

Bu mahkemeler tutuklama gereği duymadılar. Bu milletvekillerimiz de ifade vermeye gitmediler, grubumuz almış olduğu AKP ve dokunulmazlığın kaldırılmasına evet diyenlerin siyasi tezgahını teşhir etme tavrını sürdürdüler. Aynen bizim gibi. Ama ne bir gece evleri basıldı, gözaltına alındı, tutuklandılar. Doğru olan buydu, yargısal işlem buydu. Bunun dışında bir yargılama tedbiri uygularsınız yasayı ihlal etmiş olursunu. Tutuklanan HDP milletvekilleriyle ilgili yapılan işlem tam buna tekabül ediyor. Ayrımcılığın ayrımcılığı dediğim de budur.”

‘Bürokrat AYM’de, Milletvekili Sulh Hekimliğinde yargılanıyor

Demirtaş, milletvekillerinin Anayasa Mahkemesi’nde yargılanması için özel bir usulün oluşturulmasına yönelik HDP’nin kanun teklifi vereceğini söyledi. Demirtaş, şunları ifade etti: “Milletvekillerinin yargılanması özel bir usule tabi tutulmalıydı. Ülkemizde yok ama bazı ülkelerde çıkartıldı. Bizim ülkemizde milletvekillerine değil fakat bürokratlara ve bakanlara özel yargılama usulü var. Bazı bürokratlar son çıkan KHK ile birlikte Genelkurmay Başkanları da dahil olmak üzere MİT müsteşarları, üst düzey yargı mensupları, bakanlar ya AYM’ye gidecek yüce divan sıfatıyla yargılanıyor ya da Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu’nda yargılanıyor. Ama milletvekillerine dair yok. Yani halkın doğrudan seçtiği milletvekilleri sulh ceza hakimleriyle muhatap oluyorlar. Asliye mahkemelerinin yetersizliğinden değil. Milletvekilleri yargılaması çoğu zaman politik baskı oluşturur ve bu baskıları karşılamak ağır ceza heyetlerini zorlayabilir. Bir MİT Müsteşarının AYM’de yargılanırken milletvekillerine böyle bir düzenlemem yapılmamış olmazı politik baskıların adil yargılamayı etkilemesi önemlidir, bunun da tutanaklara geçmiş olayım.”

“Ne şimdi ne daha sonra tahliye talep etmeyeceğim

Demirtaş, mahkemede tahliye talep etmeyeceğinin altını çizdi ve şöyle konuştu: “Tabi ki ben mahkemenizde ne şimdi ne de savunmam tamamlandığımda tahliye falan talep etmeyeceğim. Tutuklama kısmını geçtik de uzun tutuklulukla ilgili mahkemenizin ara kararlarında bile bugüne kadar değerlendirme yapmaması ilginç. Haksız tutuklama AYM tarafından son derece skandal bir kararla, esasa girilerek, delil değerlendirilmesi yapılarak reddedildi. Haksız tutuklama yok denildi. Adil yargılamanın ihlalidir. Mahkemenize göre uzun tutukluluk nedir? Bunu tariflemeniz lazım.”

Mahkeme Başkanı: Duruşmayı biz iade ederiz

Savunmasının bu bölümünün sonlarına doğru Demirtaş ile mahkeme başkanı arasında ufak bir tartışma yaşandı. Savunmasında iddianamenin içeriğinin değerlendirmesine geçmek isteyen Demirtaş, “Savunmam bu aşamadan sonra şöyle sürdürmeyi düşünüyorum: İddianamenin geneliyle ilgili değerlendirmeleri bitirdim ama iddianamenin içeriğiyle ilgili bir genel değerlendirme yapıp sonra tek tek fezlekelerle ilgili. Çünkü bunları yapmazsam her fezlekede bunları tekrar etmek gerekecek. Bu genel değerlendirmeleri toparlamak istiyorum. O yüzden 5 dakika en azından küçük bir ara verelim, oturayım. Salonu boşaltmanıza gerek yok, siz bilirsiniz, takdir sizindir” dedi.

Bunun üzerine mahkeme başkanı, “Selahattin Demirtaş biz idare ederiz duruşmayı, merak etmeyin” dedi ve dinlenme hakkının kullanılabileceğini söyledi. Demirtaş ise, “Ben salonu boşaltın demedim, takdir sizin” diye cevap verdi. Daha sonra duruşmaya 5 dakika ara verdi.

“Hiçbir şey yapmasak can kurtaracaktık”

Aradan sonra savunmasını sürdüren Demirtaş, Kürt sorununun çözümü için Oslo sürecini izlediğini, İmralı sürecinin bizzat içinde yer aldığını ve mahkemenin bu süreci de tartışması gerektiğini belirterek, “Çözüm süreci Türkiye’yi demokraside sıçratacak bir süreçti. Hiçbir şey yapamasak can kurtaracaktık. Başaramadık” diye konuştu.

Demokratik özerkliğin yer aldığı parti programında Kürt sorununun ayrılma, bölünme değil demokrasi sorunu olarak tanımlandığını dile getiren Demirtaş, “Kürt sorununun birlikte yaşamanın demokratik formülü ile çözülebileceğini söyledik” dedi.

‘Liderlere anlattık

Bu ülkede bir arada yaşama için fikirler geliştirdiklerini söyleyen Demirtaş, bunu her ortamda dile getirdiklerini söyledi. Demirtaş, “Bahçeli’yle de Erdoğan’la da Baykal ve Kılıçdaroğlu’yla da görüşmeler yapıp fikirlerimizi anlatmaya çalıştık” dedi.

“Demokratik özerklik teklifi suç, başkanlık değil!”

“Yerel yönetimler özerk olsun” denilince kıyamet koptuğunu söyleyen Demirtaş, “Bu da bir fikir değil mi?” diye sordu. Savunmasında parti programında yer alan demokratik özerklik hakkında değerlendirmede bulunan Demirtaş, bu önerinin etnik temele dayalı bir öneri olmadığını, tüm Türkiye için ele alınabileceğini söyledi. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi gibi bir modelin çok farklı kimliklerin yaşadığı Türkiye için uygun bir model olmadığını söyleyen Demirtaş, bu nedenle tüm Türkiye’de uygulanacak bir model ortaya koyduklarını söyledi. Çin örneği vererek özerkliğin tek başına özgürlük getirmediğini belirten Demirtaş, bunun içeriğinin demokrasiyle doldurulması gerektiğini belirtti. Demokratik özerkliğin Türkiye kamuoyuna sunulan bir önerme olduğunun altını çizen Demirtaş, “Bu suç oluyor da, ‘Ben başkanlık sistemiyle yönetmek istiyorum’ diyen için neden suç olmuyor” dedi. Bunun konuşulup, tartışılmasına fırsat verilmediğini söyleyen Demirtaş, “Başkanlık sistemini savundu diye bir AKP il yöneticisinin gözaltına alındığını gören var mı?” diye sordu. Demirtaş, birliği savunduklarını dile getirdi.

‘Tek adam değil çok insan’

Patisinin başkanlık modeline hiç karşı çıkmadığını, içeriğine, tek adamlığa karşı çıktığını söyleyen Demirtaş, şöyle devam etti: “Bizim önerdiğimiz sistemde başkanlık da olabilir. Özerklik olmasın, başkanlık olsun ama başkanlık tamamen demokratik denetime açık olursa olur. En azından model olarak tartışmaya değer. ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ çıkışının altında yatan da budur. Biz tek adamlığa karşıyız. Gücümüz yettiği kadar da karşı çıkacağız. Bu getirdikleri modelin toplumu bir arada tutacağını düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Bu model bu anlayışla birlik huzur getirmez. Türkiye’yi kurtaracak olan tek adam değil, çok insandır.”

“İmralı’dan talimat gelmedi hükümet bunu ‘talimat’ diye sundu”

Birçok kez çözüm sürecinin bitirilmesiyle tehdit edildiklerini anlatan Demirtaş, duruşmanın ilk günü yaptığı savunmada verdiği örnekleri hatırlattı. Sözlerinin basında yanlış yer aldığını ifade eden Demirtaş, “İmralı’dan talimat gelmedi hükümet bunu ‘talimat’ diye sundu” dedi.

Duruşma yarın devam edecek

Demirtaş’ın savunmasının uzun olması sebebiyle mahkeme başkanı ikinci gününde de duruşmaya ara verdi. Yarın devam edecek olan duruşmada Demirtaş, iddianameye dair değerlendirmelerini sürdürecek ve taleplerini sıralayacak. Mahkeme heyeti yarın ara kararını verecek.

“Tüm milletvekillerinin duruşma gününün 16 Nisan referandumundan sonra verilmesi tesadüf olamaz.”

Duruşmada bulunan avukatların Demokrasi İçin Hukukçular’ın Twitter hesabından Demirtaş’ın savunmasına ilişkin aktardıkları şöyle:

6-8 Ekim olaylarıyla ilgili 2911’le ilgili isnat var, fezleke onunla ilgili. Ama iddianame aşamasında bu olaylar 7-8 klasör evrak hazırlanmış, çünkü tutuklama yönünde özel siyasi baskı var. Erdoğan Yasin Börü için kamuoyuna açık beni suçladı.

İktidar medyasının manipülasyonu ile 54 kişinin ölümü kamuoyunda bana fatura edilmeye çalışıldı. Oysa hukuken böyle bir iddianame yok. Ben 1-3 yıl ceza istenen bu fezlekeden tutukluyum.Cezanın infazını tutuklu olarak bitirdim.

İddianame kanun dışıdır. Savcı ve tutukluluk devam kararları, görevin kötüye kullanılmasıdır. Sadece dokunulmazlık kaldırılan fezlekeler yönünde iddianame düzenlenebilir. Örgüt yöneticiliğine dair fezleke yok ama iddianamede bu sevk maddesi var.

İddianame ekinde dinleme tapelerinin kaydının olması gerekir. Selma Irmak, Osman Baydemir’le konuşmalar kaydedilmiş ama bu kişilerin parti yöneticisi olduğu yazılmamış. İçeriği değiştirilmiş. Dinleme yapanların tamamı FETÖ’den, usulsüz delil üretmekten tutuklu.

Çok aceleniz var, evimizi basıp bizi tutuklamışsınız ama 7 ay boyunca duruşma günü vermiyorsunuz. Tüm tutuklu milletvekillerinin duruşma gününün 16 Nisan referandumundan sonra verilmesi tesadüf olamaz.

(Mezopotamya Ajansı- Evrensel)

%d blogcu bunu beğendi: