Deraa: Sahte devrim başladığı yerde çöktü! / Ferhat AKTAŞ

Deraa: Sahte devrim başladığı yerde çöktü!

Suriye yönetimi ve halkına karşı başlatılan emperyalist saldırganlığın başlama noktası olan Deraa ve çevresinde bugünlerde yıkım, kan ve ihanetlerden ziyade teröre karşı zaferi, yeniden vatan kucağına dönüşü ve geleceğe dair umudu pekiştiren gelişmeler yaşanıyor.

Uzun yıllardır Vehabbi-İhvancı örgütlerin işgali altında kalan Ürdün sınırındaki bu şehirde yaşanan sarsıcı gelişmeler vatanlarını savunan Suriye yönetimi, ordusu ve müttefikleri açısından kan bedeli elde edilen zaferlerin bir devamıyken, terör ve destekçisi devletler nezdinde baş aşağıya gidişin, birbirini satışın ve ‘’rejim değişikliği’’ vurgulu karşı-devrim hareketinin yenilgisi anlamına geliyor. Deraa, sahte devrim açısından oynanan kirli oyunların başlangıcını ifade ediyordu. Son haftalara kadar da kasıtlı olarak şişirilen, teröristlere övgüler dizildiği propagandalara konu olmaktaydı. Sözde ‘’Suriye devrimi/cihadı her noktada gerilese bile Deraa’da özcesi Güney cephesinde sarsılmayan güçlü irade ve bağlara sahiptir, devrimciler/mücahitler rejime asla geçit vermez’’ deniliyordu. Güçlü bağlardan kastedilen şey hiç kuşkusuz İsrail, ABD ve Körfez rejimleri tarafından korunup kollanmaları gerçeğiydi. Anılan selefi-ihvancı örgütlerin sahaya yansıyan iradesi de kiralık edatlar olarak kendilerini yabancı güçlerin hizmetine sunmaları, onursuzluk batağında debelenmeleri ve her geçen süre daha fazla iradesizlikle daldan dala savrulmalarının özetiydi.

Şişirilen kof devrimciler/mücahitler dengeler aleyhlerine dönünce, yıllar sonra Suriye ordusu operasyonel gücünü şehrin doğusunda gösterince, 15 gün içinde ya teslim oldu ya da kaçtı. Harekatın ileri safhalarında benzer teslimiyet hali, kaçış ve toplu ağlama krizlerine şahitlik edeceğiz.

2011’de koparılan küresel yaygara eşliğinde ilk fitne ateşi Deraa’da yakıldı. Onu Cisr-i Şuğur takip etti. 23 Mart 2011 günü, Deraa’da Sair Yahya Merhec ve Habil Enis Deyub isimli iki Suriye askerinin öldürülmesiyle başlayan kanlı süreç kesintisiz 7 yıl boyunca süregelen savaşın fitilini ateşledi. Mart 2011’de bir kısmı Libya’dan taşınan silahlı unsurların gerçekleştirdiği silahlı saldırılarda onlarca asker, memur ve yönetim yanlısı sivil hayatını kaybetmesi üzerine ordunun Deraa’ya gönderdiği takviye kuvvetler şehirde başlayan silahlı kalkışmayı sona erdirmek için özellikle silahlı grupların karargâh olarak kullandığı Ömer Camisi ve çevresine operasyon düzenledi. Camii’den çıkan büyük cephanelik sağ yakalanan teröristlerin itiraflarıyla birlikte o tarihlerde medyaya yansımış olsa da ‘’Libya modeline’’ öykünen batılı emperyalistler ve bölgedeki işbirlikçileri düğmeye basmış ve harekete geçen hücreler ülkenin dört bir yanında kan dökmeye başlamıştı. Mart 2011’den Mart 2012 tarihine kadar olan bir senelik süre içinde hayatını kaybedenlerin büyük çoğunluğu (2459 kişi) Suriye güvenlik güçlerindendi. Bu sayıya yönetim yanlısı siviller ve sivil memurları dahil ettiğimizde bu oran misliyle artış gösterir. Deraa’daki silahlı kalkışma aynı zamanda Suudi Arabistan, Katar ve Ürdün’de yaşayan, selefi ideolojiye bağlı kimi din adamlarının verdiği fetvalarla birlikte Alevi-Şii katliamlarını meşru gören bir zemin üzerinden yaygınlık kazandı. ‘’Alevileri kıyma makinasında öğütmekten’’ tutalım ‘’Alevi ve Şiilerin Hristiyan ve Yahudilerden daha kâfir olduklarına’’ değin uzanan yelpazede fitne tekfirci söylemle zihinlere şırınga edildi.

Suriye tek bir bölge veya eksenden açılan komplike terör saldırılarına maruz kalmadı. Birbirini takip eden, sınır ötesi operasyon odaları tarafından koordine edilen, çokuluslu vehabbist yapıların içerideki işbirlikçilerin vasıtasıyla sahada ağırlık oluşturduğu çok boyutlu küresel saldırganlığın hedefi oldu. Ürdün, Türkiye, Lübnan, İsrail, Irak sınırları ve sahil bölgesinde kitle katliamlarıyla gelişen organize terör saldırılarını yoğun psikolojik savaş enstrümanları izledi; 18 Temmuz 2012 günü, Şam’da aralarında Savunma Bakanının bulunduğu 6 önemli ordu ve devlet yöneticisinin katledildiği bombalı saldırıyla Suriye’ye karşı açılan savaş tüm açıklığıyla niteliğini gösterdi. ‘Reform, demokrasi, özgürlük’ vb., söylemleri maske olarak kullanan batı ve bölge rejimleri tek gayelerinin ‘’rejimi devirmek’’ olduğunu ilan etti. Akabinde her açıdan tahkim edilen El Kaide’nin yelkenlerinin şişirilmesine paralel 80 devletli sözde ‘’Suriye’nin Dostları koalisyonun’’ kuruluşuyla başlatılan karşı-devrim hareketi sınır-ölçü tanımaz bir vaziyet aldı.

Deraa’da ‘’duvarlara yazılama yapan gençlere işkence edildiği’’ yalanıyla başlatılan kampanyanın süreç içinde daha nitelikli yalanlarla sürdürülmesi işletilen yıkım stratejisine örtü vazifesi gördü. Filmi başa sardığımızda göreceğimiz gibi ne ‘’Deraalı işkence gören gençler’’ doğru çıktı ne de Ömer Camisi durduk yere ‘’rejim’’ tarafından hedef alındı. Hatırlatmak gerekirse; silahlı kalkışmaya katılan grupların karargâh ve silah deposuna çevirdiği caminin imamı olan unsur Ahmed el-Seyasni deşifre olduktan sonra kaçtığı Ürdün’den CIA tarafından alınarak ABD’ye yerleştirildi. Deraa’nın istikrarsızlaştırılmasıyla bağlantılı şekilde Kuneytra’nın aynı akıbete uğraması siyonist işgalci İsrail’in selefi örgütlere verdiği desteğin pratikteki tezahürüydü. İşgal altındaki Golan bölgesine sınır alanlarda kümelenen El Nusra, IŞİD ve ÖSO menşeli örgütler Suriye ordusuna karşı İsrail tarafından tahkim edildi, hava kuvvetleri anılan bu örgütleri korumak için onlarca kez saldırılar gerçekleştirdi, çatışmalarda yaralanan binlerce selefi-ihvancı unsur Golan ve Tel Aviv’deki hastanelerde tedavi edildi. İsrail, bu silahlı örgütleri bugüne kadar hem himaye etti hem istihbarat aracı olarak kullandı hem de Golan’daki işgalini kalıcı kılmak için Suriye ordusuyla arasına tampon vazifesi görsünler diye Kuneytra’ya yerleştirdi.

Suriye ordusunun, 1 Haziran 2018 günü başlattığı duyurulan Deraa harekâtı, duyurulan tarihten haftalar sonra kara kuvvetlerinin etkin bir şekilde harekete geçtiği 20 Haziran günü tam anlamıyla başladı diyebiliriz. Elbette öncesi ve sonrasında gerek ABD, gerek İsrail gerekse de Türkiye gibi işbirlikçi rejimlerden beklenen tehdit ve kınamalar peşi sıra geldi. 14 Nisan 2018 günü, Suriye’nin başkenti Şam’a füze saldırıları düzenleyen ABD, İngiltere ve Fransa’nın parçası olduğu üçlü emperyalist koalisyonun büyük ortağı ABD’nin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, 14 Haziran günü; ‘’rejimin saldırı hazırlıklarını endişeyle izlediklerini, rejimin bu bölgedeki ateşkesi ihlal etmesi ve ortaklarına zarar vermesi halinde gerekli önlemleri alacaklarını” açıkladı. Bu açıklamadan üç hafta önce, 24 Mayıs günü de ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Eric Pahon, benzer bir açıklama yapmış ve ‘Deraa hakkında taşıdıkları endişeyi muhataplarının bilmesi gerektiğini’ söylemişti. Yine harekât öncesi ‘İran varlığı’ gerekçesine sığınan, Haziran’ın son haftası, Golan-Kuneytra sınırına takviye güçler konumlandıran Siyonist İsrail rejiminin Savunma Bakanı Avigdor Liberman da, 9 Temmuz günü, ‘’rejimin saldırılarından kaçan muhaliflere ve ailelerine Golan sınırında insani yardımda bulunduklarını’’ belirttikten sonra ‘’rejim ve himaye ettiği terörist gruplar sınırlarımıza yaklaşırsa bir tanesini bile yaşatmayız’’ tehdidinde bulundu. 9 Haziran günü, Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy da yaptığı açıklamada; ‘’Esed rejiminin Deraa ve Kuneytra saldırılarını şiddetle kınadıklarını, derhal durdurulması gerektiğini, rejimin operasyonunu Astana ve Cenevre süreçlerini baltalama adımı olarak gördüklerini’’ söyledi.

Tüm tehdit, uyarı ve dezenformasyon kampanyasına rağmen Suriye ordusu diğer cephelerde elde ettiği kazanımların ardından hedefinin Güney Cephesi (Deraa-Kuneyta) olduğunu göstererek zinde güçlerini bölgeye kaydırdı. Süheyl Hassan’ın komuta ettiği Kaplan Kuvvetleri’nin Deraa’ya ulaşmasıyla birlikte beklenen harekâtın kapsamı hakkında tartışmalar da derinleşti; Deraa, krizin ilk yıllarında olduğu gibi 7 yılın ardından tekrardan gündeme oturdu. Şehirde kent merkezinin yarısı, Ürdün sınır hattı, Nasib sınır kapısı, eski gümrük kapısı, batı-güney-doğu kırsalları terör örgütlerinin işgali altındaydı. Coğrafi açıdan Suriye ordusuna oranla çok daha geniş bir alanı tutan selefi-ihvancı örgütlerin bununla eşanlamlı biçimde kof güç gösterileri ve ‘hazırız’’ minvalli kararlılık beyanatları birbirini takriben devam etti. Bölgede faaliyet gösteren HTŞ (El Nusra) ve IŞİD’e bağlı Halid bin Velid Tugayı’nın yanı sıra ÖSO menşeli onlarca silahlı grup da varlık gösteriyor. Bu grupların bir bölümü Haziran’ın başlarında ‘’Kurtuluş Ordusu’’ adı altında ‘’rejim güçlerine karşı’’ birleştiklerini duyurdu. Daha önceleri Kalamun, Lazkiye kuzey kırsalı, Halep, Doğu Guta, Yermuk, Rastan ve daha birçok cephede aşina olduğumuz gibi; tank ve ağır makinalı silah yüklü pikaplardan oluşan konvoy resitalleri, binlerce mücahidin ribat noktalarında elleri tetikte pozları ve motivasyon amaçlı kurgusal cihat fantezilerinden kesitlerle ‘’Deraa devrimin kalbidir durmaz, ümmetin onurudur düşmez’’ propagandası yapıldı.

Terör örgütlerine olası harekata hazırlık kapsamında Suudiler aracılığıyla milyon dolarlar akıtılmış, Ürdün ve İsrail üzerinden tonlarca silah ve mühimmat verilmişti. Oysa hesaplayamadıkları nokta; bu grupların barutu çoktan tükettiği ve kontrol altında tuttukları yerleşim alanlarında halkın bunlara karşı olan öfkesinin patlamalı hale geldiği gerçeğiydi. Rusya’nın dengeleyici bir güç olarak uzlaştırma girişimleriyle sonuç almasının yanı sıra Suriye istihbaratının silahlı gruplar içindeki nüfuzu etkisini göstermeye başlayacaktı. Sözde devrimin kalesi Deraa 2 hafta içinde ‘’direnen mücahitlerden’’ ziyade ihanet eden, teslim olmak isteyen, Golan-Kuneytra ve Ürdün’e kaçan mücahitlerin haberleriyle anılır oldu. Güney cephesinde yaşanan bu hızlı çözülme hamileri açısından da hesapları bozan hezimet oldu ve yattıkları pusudan görünür bir şekilde kafalarını dışarı çıkarmaları mümkün olmadı. Harekâtın batı kırsalıyla beraber Kuneytra’yı içine almasıyla birlikte oyalama maksadıyla bir dizi plan uygulanabilir, küresel merkezlerden doğru yöne müdahale çığırtkanlığı yükselebilir. Fakat sahada dengeleri değiştiremez, zaferi engelleyemezler.

Kaplan Kuvvetleri, Cumhuriyet Muhafızları, El-Ghaith, 4. ve 9. Zırhlı Tümene bağlı Tugaylar ile NDF güçlerinin katıldığı Deraa harekâtında kronolojik olarak özetlersek terör saflarında başlayan çözülme ve çöküş şöyle gerçekleşti;

23 Haziran günü, ÖSO menşeli silahlı grupların kontrolü altındaki Dema ve Aş-Şiyah beldeleri çatışmaksızın Suriye ordusunun kontrolü altına girdi. 24 Haziran günü, Süveyde ile Deraa arasında stratejik önemi bulunan Lücat bölgesi Suriye ordusunun kontrolü altında girdi. Buradaki yerleşim yerlerinin bir bölümü ‘ulusal uzlaşma’ kapsamında geri alınırken bazı yerleşim yerleri de yaşanan çatışmalar neticesinde temizlendi. Lücat doğu kırsalının yüzde 30’luk bölümünü kapsıyordu ve orada yaşanan çözülme daha sonra olacakların da habercisiydi. 26 Haziran günü, Basr el Harir beldesi yaşanan çatışmaların ardından Kaplan Kuvvetleri tarafından özgürleştirildi. Burada teröristlere ait 5 tank ve silah depoları ele geçirildi. 27 Haziran günü, Kaplan Kuvvetleri tankçı birliklerin desteğiyle doğu kırsalında bulunan Nahtah Kasabasını ihvancı ve selefi teröristlerden temizleyerek kontrol altına aldı. Aynı gün içinde doğu kırsalındaki belde ve köylerde halk Suriye ordusu lehine yürüyüşler yaptı ve sivil direniş yaygınlık kazandı. Teröristlerin işgali altındaki Batı ve Doğu Gariya beldelerinde toplanan halk Suriye bayrakları açarak, “silahlılar defolsun, ordu gelsin” sloganları attı. 28 Haziran günü, binlerce sivil Suriye ordusunun Dael ve Hurbat Gazale geçitlerden açtığı insani koridordan geçerek Suriye Kızılayı tarafından altyapısı hazırlanan güvenli kamp alanlarına yerleştirildi. 29 Haziran günü, Deraa kuzeydoğu-doğu ve güney kırsallarında hızlı çözülmeler yaşandı, halkında Suriye ordusuna destek amaçlı düzenlediği kitlesel yürüyüşler yaygınlık kazandı. El Hirak, Almaa, İbta’a, 52. Tugay bölgesi, 42. Tabur arazisi, El Tayba, Umm el Meyazin, Nussab, El Musayfrah, El Karek, Doğu Gariya, Şeyh Miskin gibi çok sayıda belde, kasaba ve köy aynı gün içinde kontrol altına alındı. Binlerce silah, mühimmat ve lojistik malzemelerin bulunduğu depolar Suriye ordusuna teslim edildi. Bölgede ABD, Fransa ve İsrail menşeli güdümlü füze sistemleri ile çok sayıda silahta ele geçirildi.

30 Haziran günü, Ürdün Hükümeti sözcüsü C. Guneymat, ‘sınırlarını Suriye’deki gruplara açmayacaklarını, kendi güvenliklerini düşünmek zorunda oldukları’ söyledi ve ‘Deraa’daki durumun barışçıl yollarla çözülmesini temenni ettiklerini’ ifade etti. Aynı gün içinde Rusya Dışişleri Bakanı S. Lavrov’da İngiliz basına verdiği demeçte; ‘’Başkan Esad sadece Suriye’yi değil, tüm bölgeyi savunuyor’’ dedi. 4 Temmuz günü yeniden hız kazanan çözülmeler neticesinde teröristlerin stratejik önem atfettiği il merkezinin 10 kilometre doğusunda bulunan Sayda beldesi yaşanan şiddetli çatışmaların ardından kontrol altına alındı. Aynı gün içinde batı kırsalında bir dizi noktada ilerleme kaydedildi. 6 Temmuz günü, Deraa doğu ve güney kırsalının büyük ölçüde temizlendiği gün oldu. Suriye ordusu yıllar sonra tekrardan Ürdün sınır hattına indi. Nasib sınır kapısı Suriye ordusunun kontrolü altına girdi, 9. Zırhlı Tümene bağlı Fırtına Birliklerinin komutanı Albay Nizar Ali Fendi sınır kapısında medyaya açıklamalarda bulundu. 7 Temmuz günü, sınır hattı boyunca uzanan Nasib, El Tayyiban, Mitayih, Nada, Summagiyat, Semad, Semej kasaba ve köyleri kontrol altına alındı. 8 Temmuz günü, ABD, Fransa, Çekoslovakya ve Suudi Arabistan menşeli çok sayıda füze, roket, silah, zırhlı araç ele geçirildi. Süveyde sınırında bulunan antik bölgeyi kapsayan Busra eş-Şam ilçesinde de süren ‘ulusal uzlaşma’ görüşmelerinde netice alındı, silahlarını bırakmak istemeyenlerin İdlib’e gidişlerine onay verildi.

9 Temmuz günü, Suriye ordusu ele geçirdiği Milan, APILAS ve TOW füzeleri ile çok sayıda silahın bulunduğu cephaneliği basına gösterdi. 10 Temmuz günü, batı kırsalında Ürdün sınır hattında olan Hrab el-Şham beldesi kontrol altına alındı. Belde halkı askerleri coşkulu bir şekilde karşıladı. 10 Temmuz günü, Deraa il merkezinin Ürdün sınırı ve batı kırsalıyla olan bağlantısı kesildi, il merkezinin terör işgali altında bulunan diğer yarısı Suriye ordusu tarafından kuşatılmış oldu. Aynı gün içinde bir dizi ÖSO menşeli grup ‘’Suriye ordusuna karşı savaşmayacaklarını’’ duyurdu. Suriye ordusu, Suriye-Ürdün sınır hattını tamamen kontrol altına aldı, batı kırsalında da IŞİD işgali altında bulunan Tasil bölgesine kadar ilerledi. Önümüzdeki gün-haftalar içinde IŞİD, EL Nusra gibi terör örgütlerinin kümelendiği Deraa batı kırsalı ile Kuneytra kırsalının temizliği gerçekleşecek.

Deraa, sahte devrimin başladığı ve bugün artık çöktüğü yer olarak üzerinde daha fazla durulmayı hak ediyor. Fitne bu küçük sınır şehrinde yarattığı tahribatlarla birlikte sona eriyor, karanlık dönem kapanıyor. Şimdi tüm gözler Deraa sonrası Suriye ordusu ve müttefiklerinin Türkiye sınır hattına bakan kuzey-kuzeydoğu cephesine yönelik başlatacağı düşünülen askerî harekâtta. Yeni zaferler çok yakında.

Ferhat AKTAŞ

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?