Devlet evimizde / Gülfer AKKAYA

Devlet evimizde

Türkiye’de feminist hareket ve kadın hareketi güçlü. Çünkü Türkiye’de erkek egemen sistem güçlü. Ve bu erkek egemen sisteme karşı kadınların kazanımlarını kabul edip onunla çalışması, kadın ve erkekler arasındaki eşitsizliğe karşı kadınlar lehine politikaları yürütmesi gereken iktidar, yani AKP de kadın erkek eşitliğini kabul etmiyor.

Kadınla erkek eşit olabilir mi? diye düşünen iktidarın politikaları kadınların hayatlarını kaybetmesine, sakat kalmasına, en üst düzeylerde erkek ve devlet şiddetini yaşamasına neden oluyor.

Türkiye’de kadınlar evlerde, işyerlerinde, okullarda, siyasi partilerde, sokaklarda erkeklerin, buna karşı itirazını yükselttiğinde, hakkını aradığında da devletin şiddetine uğruyor.

Aslına bakarsanız devletin şiddeti artık kadınların evlerinin içine dek girdi.

Potansiyel katil adamdan katil adama dek devlet hukuk kılığında erkeklerin arkasında. Katillerin dolaplarında kravat, takım elbise olarak asılı duruyor.

Boşanan kadınların nafaka hakkına müdahale ederek kadınların cüzdanlarını kemiren bir devlet.

Ücretli alanda çalışan kadınlara, sırf kadın olduğu için eşit ücret verilmemesi için sermaye, sendika ve erkek işçilerle dayanışarak kadınların emeğini gani gani çalan bir devlet.

Kaç çocuğun doğurulması gerektiğini, o çocukların hangi yöntemle doğurulacağını dikte eden, kürtajı ulaşılması zor hale sokan bir devlet.

Bekar genç kadının babasına “Tebrikler dede olacaksınız” mesajı atan gammaz bir devlet.

Cinsel tacize uğrayan kadına onu giymeseydin, şahidin var mı, hani bedeninde iz yok ki diyen devlet.

Kadınları “kız mıdır, kadın mıdır?” diyerek aşağılayan, cinsiyetçi kodlarla şüpheli hale getirmeye çalışan, hedef yapan ve kadınların sevişme hakkını suç ve ahlaksızlık gibi göstererek erkekleri kışkırtan devlet.

Kadınların eşit olmadığını savunarak erkekleri onların başına “namus bekçisi” yapan devlet.

Erkekleri bekçi-çoban yaparak insanlıktan çıkartan ve maço, tacizci, kadın katiline dönüştüren yapan devlet.

Devlet artık uzakta değil
Evet, kadınlar (ve eşitliğe inanan, erkek egemenliğinin matah bir şey olmayıp aksine erkekleri de canavarlaştırdığını fark edebilen az sayıda erkekler) için devlet artık uzakta, baş edilmesi gereken bir kurum olmaktan çoktan çıktı.

Devlet bizzat evimizin içinde, beynimizi ele geçirmeye çalışan, en sevdiklerimizle aramıza giren düşmanlaştırıcı fikir, kadınla erkeği birbirinden uzaklaştıran ayrımcı bir ideoloji, kadınları kurban erkekleri katil yapan bir kurum.

İşte 25 Kasım’da sokaklara dökülen ve bu şiddet nedeniyle dökülemeyen yüz binlerce, milyonlarca kadın ve LGBTİ+ özneler bunlara ve daha fazlasına karşı mücadele ediyor. Kah yalnız, kah örgütlü olarak.

Kadınlar babaları tarafından öldürülmesin, her türlü ahlak gerekçesi ile istemedikleri adamlarla evlendirilmesin, evden atılmasın, evlatlıktan reddedilmesin diye sokaklardaydı.

Kadınlar kocaları tarafından aşağılanmak, hor görülmemek, şiddete uğramamak, öldürülmemek için oradaydı.

İnananı-inanmayanı, farklı inançlarda olanı kadınlar hayatta kalsın, daha çok kadın ücret karşılığında çalışabilsin, erkekler gibi eğitim hakkına ulaşabilsin, erkeklere ve aileye muhtaç kalmasın, kendi sosyal güvencesi-emeklilik hakkı olsun diye oradaydı.

Daha çok sığınak, şiddete uğrayan kadınlara yeni hayat kurabileceği maddi-manevi olanakların sağlanması için oradaydı.

25 Kasım’da ne oldu?

Devlet bir kez daha “kadın erkek eşitliğine inanmıyorum, biz erkeklerden yanayız, biz erkeklerin devletiyiz ve aynı erkekler gibi kadınlara şiddet uygularız” dedi.

Uluslararası bir gün olan erkek ve devlet şiddetine son gününde devlet, “Biz şiddeti artırarak devam edeceğiz” dedi.

Kadınlar da onun şiddetine karşı direndi. Türkiye mücadele tarihine önemli bir not düştüler 25 Kasım 2018’de.

“Susmadık, itaat etmedik, direndik” dediler.

Ülkenin kadınları ve erkekleri şuna şahit oldular. Bu ülkede kadınların gücü kadın dayanışması. Ve bunu çoktandır bilen kadınlar 25 Kasım’da o alanda devlet şiddetine karşı güçlüydü, dayanıştı, kazandı.

Her milletten, her inançtan, her yaştan, her sınıftan kadınlar, translar dün birdi. Birlikti.

Önümüz 8 Mart. Bu direnişçi ve dayanışmacı ruh 8 Mart’ta daha büyümüş şekilde ülkenin her yanını saracak. Kimsenin kuşkusu olmasın.

Ve bunu önleyebilecek tek bir araçları yok.

Bu da şiddetçi devlete dert olsun.

Erkekliği ve onun devletini evlerimizden atana dek mücadeleye devam.

Gülfer AKKAYA

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?