‘Deyrezzor Zaferi’nin Ardından / Ferhat AKTAŞ

‘Deyrezzor Zaferi’nin Ardından

Suriye savaşında önemli bir eşik daha aşıldı. Ülkenin orta kesimlerinde binlerce kilometrekarelik alanın IŞİD’li selefi teröristlerin işgalinden kurtarılmasının akabinde beklenen Deyrezzor hamlesi gecikmedi ve 3 yıldır kuşatma altında kalan kent merkeziyle karasal bağlantı yeniden kuruldu. Peş peşe gelen zaferler dengelerin kalıcı şekilde Suriye yönetiminin lehine dönmesini sağladı. Ülkeye karşı açılan savaşın müsebbibi küresel ve bölgesel güçlerin, uzatmaları oynattıkları yıkım projesini mevcut güçler dengesi ve araçlarla artık sürdüremeyeceği gözlemleniyor. Elbette savaş henüz bitmedi, yeni provokasyonlar gelecek ancak sahada kaybedenlerin diplomasi yoluyla da iler tutar bir kazanım elde edemeyeceği ortada.

Terörist lejyonerlerin saflarındaki dağınıklık, kaçış eğilimi ve destek kanallarındaki bariz zayıflama işlerin o cephede sarpa sardığının dolaysız ifadesidir. Anılan selefi-cihadist örgütler birleşseler de (bu konuda dejenere hale gelen, sonunda birbirini boğazlama ile sonuçlanan birlik deneyimleri var) tek komuta altında yönlendirilse de askeri olarak başarılı olamaz. Son dönemde terörist medya araçlarından dolaşıma sokulan itiraf niteliğindeki kimi yazılar tespitimizi doğrulamaktadır. Halep ve Hama kuzey kırsalı yenilgileri üzerine o cepheden yapılan analizlerde “rejimle savaşta hiçbir grup mevcut haliyle başarılı olamaz’’ çıkarımları yapılıyor ve düne kadar destek aldıkları devletlere veryansın ediliyor. Tükenmişlik sendromu var. Yenilgi psikolojisiyle derinleşecek bu sendromun çözülme ve tasfiye dışında bir çözümü bulunmuyor.

IŞİD, El Kaide ve İhvancı gruplar 2014 yılından itibaren sürekli alan kaybediyor. İşgal ettikleri yerlerin yarısından fazlasını kaybettiler, sözde devrime başkentlik yapacağını düşündükleri şehirlerden büyük oranda süpürüldüler. Türkiye, Ürdün ve Irak’a sınır bölgelerde varlıklarının ömrü uzun olmayacak. Kuzey cephesinde İdlib son büyük savaşın muharebe alanı olacak gibi gözükürken, doğuda Deyrezzor kent merkezinden Mayadin ve Ebukemal yönlerine doğru Irak sınırında IŞİD’in mevcudiyeti bitirilecek. Ürdün sınır hattındaki ABD ve İsrail destekli teröristlerin icabına da bir şekilde bakılacaktır. Unutmamak gerekir ki ulusal uzlaşma çerçevesinde sürdürülen çalışmalarda irili ufaklı çok sayıda yerleşim yerinde silahsızlanma, af yasasından faydalanma ve çatışmasızlık anlaşmaları yapıldı. Suriye’de yükselen eğilim bu çalışmalara katılmakla karşılık buluyor. Suriyeli militanların büyük çoğunluğunu bekleyen ibretlik son, ya af yasasından yararlanmak, ya yurt dışına kaçmak ya da son muharebelerin birinde imha olmaktır. Bu zorunlu tercihler dışında kas kafalılık yaparak sözde devrim beklentisi içine girenlerin son pişmanlığı onlara fayda getirmeyecek…

Deyrezzor kuşatmasının kaldırılması herhangi bir zafer değildir. Halep sürecinde gördüğümüz gibi sahada ve dolayısıyla diplomasi masasında Suriye yönetiminin elini güçlendiren stratejik önemi büyük bir kazanımdır. Hama doğu kırsalı, Humus çevresi ve Rakka güney kırsalının Deyrezzor’a gelinen aşamada büyük ölçüde selefi teröristlerden arındırılması coğrafi kontrol alanı açısından haritalardaki parçalı görüntüyü daha baskın tonla Şam’ın lehine değiştirdi ve bu süreç katlanarak devam edecek. Emperyalist saldırganlığın Esad’sız Suriye beklentisi tamamen boşa çıkarken bir diğer mezhebi-etnik bölünme beklentisi, projeleri de ciddi bir yara aldı. Mevcut parçalı yapı ülkenin sınır bölgelerinde fiili olarak varlığını sürdürse de ülkenin can damarı merkezler ile bunlar arasında bağlantı yollarını kontrol eden Suriye ordusunun öngörülebilir gelecekte kontrol alanlarını bu sorunlu bölgelerin büyük kısmını içine alacak şekilde genişleteceğini söyleyebiliriz. Suriye’nin doğusundan Irak’ın orta kesimlerine uzanan coğrafya üzerinde emperyalizm işbirlikçisi körfez rejimlerinin himayesinde bir tekfiristan yaratmanın maddi zemini olgunlaşmadan ortadan kaldırıldı. Suriye ordusu ve müttefik kuvvetlerin Hama, Humus, Rakka, Süveyda ve Deyrezzor kırsallarını kapsayan büyük temizlik harekâtı, Suriye yönetiminin doğu cephesinde egemenliğini yeniden tesis edeceğinin ilanı oldu ve mesaj muhataplarına en güçlü şekilde verildi.

Taifeci hezeyana bitirici darbe ise final anlamında İdlib’de vurulacak. Geriye etnik temelli problem kalacak. Bu bağlamda da ABD’nin sahadan çekilmesi pazarlığı üzerinden diyalog, olmadı çatışmalı gelişmeler yaşanır. Muhtemelen orta vadede SDG-YPG’nin Suriye ordusuna katılımı, yerel yönetimlerde Kürt siyasetinin etkinliğini sürdürmesi ve sosyal-kültürel reformlarla problem diyaloğa dayalı bir çözüme kavuşturulur. Özerklik ve federasyon türü projelere Şam’ın kapalı olduğu biliniyor. Suriye Kürtlerinin hatırı sayılır bölümü ile yine SDG çatısı altında şimdilik hareket eden Arap aşiretlerinin Şam’a rağmen parçalanma algısına hizmet eden dayatma içinde olmayacağı düşünülüyor. Suriye yönetimi Türkiye sınırına paralel uzanan bölgelerde Kürtlerin askeri-politik varlığından rahatsız değildi ancak ABD’nin sözde IŞİD’le mücadele adı altında bölgeye gelmesi ve SDG’yi kendi kara gücü gibi kullanması bakış açısında negatife doğru bir değişime işaret ediyor. Suriye’ye karşı açılan küresel ölçekli savaşın sorumlusu olarak görülen ABD ile anılan konumlanış ne Kürtlere ne de Araplara huzur getirmez, yeni problemlerin oluşmasına yol açar. Provoke rol oynayan dış müdahale kanallarına kapalı bir şekilde sürdürülecek, farklılıkları gözeten ve Suriyeliler arası yapıcı diyalog iradesi taraflara kazandıracaktır.

Deyrezzor kuşatmasının kaldırılması sonrası farklı devletlerin ittifak çizgilerinde keskin dönüşler olabileceği gibi histerik tepkiler vererek kanamalı süreci bir müddet daha uzatmak isteyenler olabilir. Bölgesel güçler açısından bakarsak; Vahhabi-Neo Osmanlı şer ittifakında çözülme ve fikir ayrılıkları derinleşiyor ve bu cephenin senkronize halde hareket imkânı kalmamış gibi gözüküyor. Vahabbi-Körfez rejimleri arasındaki kriz etkenlerinin yanı sıra Türkiye’nin realiteden kopan takıntılı Suriye politikalarında büyük iflasla karşı karşıya kalması kırılganlaşmasına yol açıyor. Ne Türkiye ne Suudi Arabistan ne de Katar tek başına Suriye sorununda sonuç alıcı bir kazanım elde edemez; zaten pek mecalleri de kalmadı. Mevcut bölgesel güçler içinde, Suriye’de savaş sönümlense bile sorunlar yaşayacak ülke Türkiye’dir. Güvenlik sorunuyla birlikte mezhebi fay hatlarıyla oynamasının ürünü olan selefileşme olgusuyla uzun yıllar başa çıkmaya çalışacak. Siyonist İsrail rejiminin, Suriye-Hizbullah-İran ekseninin kazanımlarından duyduğu rahatsızlık artarak sürse de, onun da var olan gelişmeleri tersine çevirme potansiyeli yok. Lübnan’da Hizbullah’ın nitelik açıdan kayda değer bir sıçrama göstermesinin handikaplarıyla ve orta vadede Golan tepelerindeki gayrimeşru işgaliyle ilgili direniş gerçeğiyle yüzleşecek. Lübnan’a yapılacak yeni bir işgal harekâtına girişmesi durumunda da 2006 yenilgisinden daha yıkıcı bir yenilgi onu bekliyor olacak.

Suriye ordusu ve müttefik kuvvetlerin 2 ay gibi kısa süre içinde ülkenin orta kesimlerini kontrol altına alarak bir taraftan ABD destekli ÖSO menşeli gruplara, diğer taraftan IŞİD’in varlığına ağır darbeler indirmesi aynı zamanda Lübnan sınırının El Nusra-IŞİD işgalinden temizlenmesi savaşın tartışmasız olarak Suriye lehine sonuçlanacağını gösteriyor. Mobilize teröristlerin motivasyonunu kıran, savaş sanatına yeni halkalar ekleyen, başka coğrafyaların da deneyimleyeceği bir birikim yaratan, sayısal olarak küçük ama etkili birliklerle muharebe tarzını geliştiren Suriye ordusunun karşısında silahlı hiçbir güç tutunamaz. Pratikte konjonktürel gelgitler olur ama son kertede hedef grup tasfiye edilir ve alan temizlenir. Teknolojik altyapısını ve silah kapasitesini geliştiren mekanize güçlerin, dahil olunan sıcak çatışmalara etkisi görülüyor. Tünellerle sabotaj gerçekleştiren ve dar alanda ikmal hattı açan teröristler bu silahına karşı, onları vuran cevaplar alıyor. Suriye ordusu tünel savaşı anlamında da muazzam bir gelişme gösterdi. Çöl-açık alan üzerinde de baskın başarısı ortada.

Suriye hakkında üstenci yaklaşımla ezber çıkarımlar yapan küresel ve bölgesel güçlerin Deyrezzor hususunda ‘zayıf halka’ tespitleri çöpe atıldı. 2014’ten itibaren sözde ‘İslam Devleti’ ilanında bulunan El Kaide bağlaşığı IŞİD’in kırsalın tamamı ile kent merkezinin bir bölümünü işgaliyle ‘düştü-düşecek’ tahminlerine konu olan şehirde kent merkezinin bir bölümüne; 137. Tugay ile askeri havaalanı çevresine sıkışan ordu ve yerel savunma güçlerine çok da bonkör olmadıkları verilerle ömür biçiyorlardı. Palmira’nın bile işgale uğradığı koşullarda Suriye ordusunun karadan oraya ulaşması imkansızdı. Onların oraya ulaşması yılları bulur o zamana kadar da şehir tamamen IŞİD’in eline geçerdi. Türkiye’nin soldan sağa uzanan yelpazesinde ilgili şahıslar benzer çıkarımlarda bulunuyordu. Biz ise ‘orta kesimlerden çöle doğru, güncel harita yanıltıcıdır, ordu ülke topraklarının yüzde 30’una tekabül eden geniş alanı öngörülenden daha hızlı temizler’ diyorduk. Tabii ki sözde devrim trenine binenlere vagondan inmek zor geldiği için ‘bilenleri’ duymazlıktan geldiler. Vagonculara İdlib sonrasında da bu hatırlatmayı yaparız. Hemen hepsinin geleceği kaçınılmaz nokta; ‘Suriye Cumhurbaşkanı Sayın Beşar el-Esad’ diyecekleri paydos çizgisidir.

Deyrezzor kuşatmasının kaldırılmasıyla birlikte yakın zamanda kent merkezinde büyük şehir savaşı başlayacak. Savunmadan saldırı aşamasına geçecek Suriye ordusu ve müttefik kuvvetlerin güçlü halk desteğiyle bu süreçten başarılı çıkacağı aşikâr. Kentin batı merkezi ile havaalanını ortadan bölen terör koridorunun kapatılması öncelik oluşturacak. Dikkat ederseniz, Humus’un doğusunda Irak sınırına yakın bölgeden Deyrezzor yönüne ilerleyen askeri birlikler ile Rakka’nın güney kırsalından ilerleyen askeri birliklerin gerekli tahkimatla güçlendirilip Fırat Nehri boyunca temizlik yapacağı ve Haseke kırsalına kadar bölgeye doğru yayılım göstereceği anlaşılıyor. Yani Fırat’ın diğer yakası da IŞİD’den arındırılacak. 3 yılın ardından yaşanan onca acıya, ağır bedellere rağmen çölün ortasında selefi-harici teröristlere geçit vermeyen Deyrezzor, vatan savunmasının duvarları et ve kandan örülen kalesiydi, şimdi direnmenin haklı onuruyla özdeş bu kale ülkenin makus talihini kökten değiştirecek kurtuluş günlerini sembolize ediyor.

Ferhat AKTAŞ

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?