Din ve Eğitim / Zarif LAÇİN

Din ve Eğitim

Geçenlerde evrim teorisi üzerine bir haber okudum. Evrimi yok sayan, evrimi anlaşılmazlık temeli üzerine oturtan ve bu yönüne vurgu yapan bir değerlendirmeden hatta yasal bir süreçten bahsediyorum. Okullarda, bu eğitimin kafaları karıştıracağına dair ‘fikirlerini’ ortaya attılar bile. Aynı zamanda üniversitelerden önce verilen bu eğitimin hiç kimse tarafından idrak edilemeyeceğine dair de güçlü bir güven dağıttılar. Şimdi soruyorum; her şeyin başını çektiği bu mühim konunun tarihi ve bilinci, bu alanda eğitim alacak olanlar tarafından mı anlaşılmayacak, yoksa bilimsellikten uzak varoluşçuluğu reddeden, evrimi yok sayan ve bunu dayatanlar tarafından mı?
Sanırım herkes cevabını vermiştir.
Varoluşçuluğu reddet, yerine dini bilgileri koy.
Gündemde olan diğer bir konu; din kültürü derslerinin ve imam hatip okullarının yeterli olmadığı bunun için de daha kapsayıcı, daha yoğun, hemen hemen bütün derslerde dini bilgilerin aktarımının yapılması gerektiği. Bu nedenle dini eğitimin okullarda daha yaygın hale getirilip bilimsel verilerin aza indirgemesine yönelik çalışmalar…
Buradaki sorun dinin temel öğretilerinin gerçek anlamda topluma nasıl yansıtıldığıdır. Gerçekten tüm insanlar arasındaki ve cinsler arasındaki farklılığı, baskıyı ortadan kaldıracak hatta bütün dünyada hoşgörüyü oluşturacak bir düşünce merkezi yaratmak mı; yoksa kendisinden olmayanları hatta kendisi gibi düşünmeyenleri, giyinmeyenleri, konuşmayanları dışlayan, taciz eden, öldüren, zulüm eden canavarlar yaratmak mı? Bu düşünülmesi gereken çok büyük bir fark.
Bilimi yok say, ortadan kaldır; İslama dayalı şeriat düzenini kur… Toplumları ileriye taşımayan hiçbir anlayış birleştirici bir ruh da taşıyamaz.
Bir ülkeyi yönetmek istiyorsanız ya da o ülkenin insanlarını ‘din ve millet demogojisi’ yapmak çok önemlidir. Plan şu; Birbirine düşür, tarafını seç ve yönet. Bunun için de ilk önce eğitimin tüm getirilerinden sıyırmak gerekiyor toplumu. Peki bu nasıl yapılır? Elbette en büyük silah olan din ile. Kendilerinin dahi inanmadıkları, emin olun hayatlarında uygulamadıkları dinin tüm gereklerini bir büyü tozu misali etrafa serpip, hipnozu sağlayarak. Bunun için de birkaç kişi yani dini lider seçilir. Bu kişilerin yardımıyla beyin adeta uyuşturulur ve bir akıl tutulması yaratılır. Amaç, toplumu akli tüm çözümlemelerinden uzaklaştırıp düşünsel tüm senkronizasyonları yok etmek.

“Din ve millet demogojisi”

Düşünmeyen, irdelemeyen beyin inanmayı seçer. Çünkü korku deryasında önüne neyi koyarsanız beyin ona inanır. Ne olmasını istiyorsanız o olur. İrdelemez, sorgulamaz, araştırmaz, soru sormaz. Sonuç itibariyle, bilinç düzeyini yok eden her türlü ‘bilgiyi’ (bilgisizliği) kendine rehber görür ve o bilinçsizliği büyütür hatta işi karşısındakine de kabul ettirmeye kadar götürür. Ve artık kendi bildiği en doğru bilgidir onun için. Beyin üretime kapalıdır, hapsolmuştur artık. ‘Din’ demogojisi görevini tamamlar.
Sırada ‘millet’ten dem vurmak var. Yaratılan zeminle beraber bir de kimlik savaşı başlatılır. Senden olmayan kabul görülmemeli ve reddedilmeli. Senin dininden, senin renginden, senin dilinden, kültüründen ve senin düşüncenden olmayan derhal dışlanmalı, yok sayılmalı ve yok edilmelidir. Bugün kabul gördüklerini yarın kendi çıkarları uğruna yok sayarlar ve ağır ithamlarla ötekileştirirler.
Siyasi yapının zalim tarafı, bu iki denklemi bir arada kullanarak itaat ettirmek ve kendini kabul ettirmek; etmeyeni ise yok etmek.
İnançlar kişilerin kendi iradesine bırakılmalı ve bir şekle büründürülmemelidir. Her birey  tüm değerlerini özgürce var edip sürdürmelidir. Kimliği, dili, varlığı yok sayılmamalı, yok edilmemelidir. Ötekileştiren bir zihin hak görülmemeli ve buna yönelik söylem asla kullanılmamalıdır. Ötekileştirmelere asla göz yumulmamalıdır. Halklar arasındaki tüm uçurumlar yok edilmelidir. Bireyler özellikle cinsler arasında öğretilegelmiş yanlış bütün düşünceler berteraf edilmelidir. Bunun sadece siyasi zeminde değil, sosyal yaşam alanında da dengesi özellikle sağlanmalıdır. 
Demokratik tüm koşullar herkesçe eşit ölçülerde kullanılmalı ve uygulanmalıdır. İnançların zorlayıcı etkileri yok edilip bireylerin tercihine bırakılmalıdır. Bilimin dayanağı olan tüm zeminler her türlü zorbalıktan arındırılmalı ve özgür bırakılmalıdır. Özgür bilgiler, dolayısıyla araştıran, sorgulayan, öğrenen ve öğreten kaliteli bir toplum yaratır. Bu da demektir ki; kimse renginden, cinsiyetinden, yaşamdaki tercihlerinden, inancından dolayı ötekileştirilmeyecek, daha da ileriye gidilip sokak ortasında öldürülmeyecektir.
Bilimin ışığında, sorgulayan bir toplum özlemiyle…

Zarif LAÇİN


Zarif LAÇİN Kimdir?

25 Mart 1981 doğumlu Zarif, “kaliteli insan, kaliteli bir yaşam doğurur ve geride bırakabileceği de yine öyle bir hayat olur” diyor.

Tüm hikayeler o ilk nefesten itibaren hayat bulur. Suya atılan taşın oluşturduğu küçük çaptaki dalganın, bir başka çapta büyük dalgaları peşinden sürüklediğini unutmamak gerekir. İşte bunu hiç unutmayan kişidir Zarif.

Radyo-Tv Yayıncılık sadece bir meslektir onun için…

 

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?