Dinler Tarihi- 1: Totemizm / Erdinç OZAN

Dinler Tarihi- 1: TOTEMİZM

Bir dizi halinde dinler tarihi hakkında konuşacağım. Bu yazımızda en eski din olan totemizmi konu aldık. Bazı sosyolog ve tarihçiler totemizmi en eski din olarak kabul ederler. Totemizm, adına klan denilen bir insanlar grubunu bazı çeşitli kutsal yaratıklara ya da bazı kutsal nesnelere bağlayan dindir.

Totem sözü, Amerika Kızılderililerinden Algonkin kabilesi tarafından kullanılmaktaydı. Birbirinden çok uzak olmasına rağmen 19. yy ortalarında Avustralya’nın ilkel insanları arasında da tıpkı Kuzey Amerika insanlarına benzer yaşam koşullarının olduğu gözlenmiştir. Yapılan araştırmalar totemizmin en iyi uygulandığı yerin bilinenin aksine Kuzey Amerika değil Avustralya olduğunu ortaya koymuştur.

Bugün ilkel dinlerle ilgili en önemli bilgileri bize verense Fransız sosyolog Emile Durkheim olmuştur. O tarihe kadar yapılan araştırmaların geniş bir sentezini yapan sosyolog, bulgularını ”Dini hayatın ilkel şekilleri” adlı eserinde topladı.

Totemizm ile antik çağ dinleri ve sami dinleri arasında pek çok benzerliğin bulunması ise şaşırtıcıydı.

Totemizm’in üç ana konusu vardır: “Totem, mana ve tabu” fikirleridir.

Totem terimi, bir klanın bütün üyelerinin, “kutsal saydıkları yaratıklar veya şeyler” çeşidini göstermektedir. Bunlar çoğunlukla kanguru, manda, kartal, şahin, papağan, tırtıl gibi hayvanlar veya çay fidanı gibi bitkiler veyahutta yağmur, deniz, bazı yıldızlardır.

Örneğin: Kanguru klanının bütün üyeleri tüm kanguru çeşitlerini kutsal sayarlar.

Totem aynı zamanda klanın bütün üyelerinin taşıdıkları ve bunları birleştiren addır. Çocuk, doğuştan itibaren anasının totemini taşımak hakkına sahip olur. Neden babasının değil de anasının? Bunun yanıtını sosyologlar verecektir. Totem, aynı zamanda bir alamet, bir armadır. Bir grubun arması hem de gerçek bir armasıdır. Bunun hanedan armaları ile olan benzerliği çoğu zaman dikkat çekmiştir. Bazen bu sembolün resminin yere yapıldığı bazen de kana bulandıktan sonra kalkanların, sandalların, çadırların ve köylerin içine dikilen direklerle evlerin üzerine resmedildiği görülür. Totemi gösteren şekil çoğu zaman dövme şeklinde vücut üzerine basıldığı gibi ölünün vücudunun üzerine de basıldığı görülür.

Klan üyeleri dış görünüşlerini kendi totemlerinin biçimine uydurmaya çalışırlar. Bunu da en çok saç biçimleriyle yaparlar. Manda klanında saçlar boynuz şeklinde kesilirken, kaplumbağa klanında baş kazınırken hayvanın kafasını, ayaklarını, kuyruğunu taklit eden altı tutam saç bırakılır. Totem bir kuş ise bu kuşun tüyleri taşınır.

Totem, her şeyden önce bir ad ve alamettir. Hatta bundan da daha fazla bir şeydir. Totem ortaklaşa bir etiket, alamet olmakla birlikte dinsel bir vasfı da vardır.

Nesneler, totem esas alınarak kutsal olanlar ve olmayanlar diye sınıflandırılır. Totem kutsal şeylerin bizzat kendisidir. Totemik yaratığın tasvirleri, totemik yaratığın kendisinden daha kutsaldır. Kutsallık vasfı totemle onun tasvirinden insanın kendine geçer. Bu kutsallığın nedenini şöyle açıklayabiliriz:

İnsan kendini insan saymakla birlikte totem çeşidinin bir hayvanı veya bitkisi de sayar. Zaten onun adını da taşımaktadır. Buna göre ise adını verdiği kimlik bir tabiat kimliği haline geçer. Örneğin, kanguru klanının bir üyesi kendisine kanguru adını verir. Şu halde o, bir bakıma, o cinsten bir hayvandır.

Totemizmde insan vücudunun bazı kısımlarının özel bir kutsallığı vardır. Kan ve saçlar en başta gelir. Saçların kesiliş tarzı dinsel bir işlemdir. Dini rütbe eşit olarak bölünmez. Bu durumda erkekler rütbece kadınlardan, yaşlılar ise gençlerden üstündür. Çoğu zamansa totem, klan üyelerinin babası, büyük babası, atası sayılır.

Totemik klanlara bölünmüş kabilede bütün yaratıklar ve bütün nesneler toteme göre sınıflandırılır. Bütün hayvanlar, bütün bitkiler, yağmur, gök gürültüsü, yıldızlar, mevsimler çeşitli totemler arasında paylaşılır. Bir Avustralya kabilesinde güneş beyaz papağana benzetildiği için beyaz papağandır. Ay ise kara papağana benzetildiği için kara papağandır. Emil Durkheim, yukarıda andığımız eserinde şöyle diyor: ” Totemizmin de kendi kozmolojisi vardır… Dini nesnelerin çevresi, ilkin içinde kapalı gibi göründüğü sınırların çok daha ötesine kadar yayılır… Totem dininin sahası, bir veya iki yaratık çeşidine münhasır olmaktan çok uzaktır. Bu saha, bilinen kainatın en son sınırına kadar yayılır.”

Totemizmin bir başka ana konusu da ”mana” fikridir. Hem maddi hem manevi ve ruhani olan, her yere yayılmış bulunan, kutsal alametlerle kutsal yaratıklarda ve nesnelerde, bütün yaratıklarda ve bütün nesnelerde görülen kişilik dışı bir kuvveti ifade eder. Bu madde dışı bir cinstendir ve bir anlamda da doğa üstü bir kuvvet, bir etkidir. Fakat kendi bedenini kuvvet, yahut da insanın sahip olduğu her çeşit kudret ve üstünlük sayesinde açığa vurur. Mana belirli bir nesne üzerinde sabit değildir. Her çeşit nesne üzerine getirilebilir. Mensup olduğu dinden ya kendisi faydalanmak ya da bundan başkalarını faydalandırmak için mana edinmekten ibarettir. Aynı fikre Kuzey Amerika Kızılderililerinde de rastlanır. Siyu’lar ‘mana’yı anlatmak için ”vakan”, İroke’ler ”orenda” ve  Algonkin’ler ”manitu” derlerdi.

Totemizm filan hayvanın, filan insanın, filan tasvirin değil, bir çeşit isimsiz ve kişilik dışı kuvvetin dinidir ve bu kuvvet, bu yaratıkların hiçbirine karışmamakla beraber, bunların her birinde bulunur. Hiçbiri bunun tamamına sahip değildir ama bunların hepsinde vardır. Bu kuvvet kalıbı içine girdiği süjelerden o kadar bağımsızdır ki onlardan önce var olduğu gibi, onlardan sonra da yaşamaya devam eder. Kişiler ölürler; kuşaklar geçer yerlerine başkaları gelir; fakat bu kuvvet daima canlı ve güncel kalır. Önceki kuşaklara nasıl can veriyor idiyse bugünkülere de can verir. Yarınkilere can verecek olan da odur. Bu kuvvet her totemik mezhebin tapındığı tanrıdır. Dünyada bakidir. Sayılamayacak kadar çok nesnelere dağılmış haldedir.

Totem bu madde dışı özün maddeleşmiş şeklinden başka bir şey değildir. Ayrı cinsten her çeşit yaratığın içine işleyip dağılmış bir enerjidir ki, tapınmanın konusunu yalnız ve yalnız o temsil eder.

Totemizmin üçüncü ana konusu da tabu yani yasaklardır. Tabunun başlıca amacı kutsal olanı kutsal olmayandan ayırmaktır. Totemik hayvanı öldürüp yemek, totemik bitkiyi koparıp yemek yasaktır. Kutsal nesnelere dokunmak hatta bakmak, kutsal törenler sırasında konuşmak yasaktır. Dini törenlerine ayrılan günlerde çalışmak, bazen yemek yemek de yasaklar arasındadır.

Kökünü dinden alan başka yasaklar da ahlaki ve sosyal hayata hakimdir. Aynı klanın bir üyesini öldürmek yasaktır. Aynı klandan bir kadınla birleşmek yasaktır. Klanın dışından bir kadın almak gerekir. Sosyoloji biliminin dışarıdan evlenme diye tabir ettiği Exogamie sözcüğü ile açıklayabiliriz bunu. Bu yasaklar insanlara bir takım perhizler, yoksunluklar, acılar yüklemektedir.

Dine kabul edilecek kimse toplumdan çekilmek, kadınlar ve dine kabul edilmemişlerle görüşmemek, kendisine yardım eden birkaç yaşlının idaresi altında ormanda yaşamak zorundadır. Birçok yiyeceği yemesi yasak olduğu halde yasak olmayanlara da dokunmaması gerekir. Yaşlılar ancak yaşamasına yetecek kadar yiyeceği onun ağzına koyarlar. En sıkı şekilde oruç tutmak zorundadır. Konuşmaması, eğlenmemesi, yıkanmaması, kımıldamaması lazımdır. Bu sınavın sonucu ikinci bir doğuştur ve bundan sonra dine kabul edilecek kimse insan topluluğuna girecek, kutsal bir nitelik edinecek, tapınmalara katılabilecektir.

Burada yeri gelmişken intişiyuma ayininden söz edelim ki bu günümüzde kurban adedinin başlangıcını oluşturmaktadır. Bu ayin kısa bir yağmur mevsiminden sonra gelen güzel mevsimde kutlanır. Klanın üyeleri çırılçıplak oldukları halde, bir yere doğru yol alırlar. Bu yerde totemlere tekabül eden efsanevi ataları sembolleştiren taşlarla kayalar vardır. Etrafa bolluk ve bereket getirici tozlar serperek totem cinsinin bol bol yetişmesini sağlamayı umarlar. Sonra yasaklara tam tamına uyup tam tamına kendilerini temizleyerek kutsal hayvanı hep birden yemek için bir araya toplanırlar. Böylece bu hayvanda bulunan kutsal özle dolup taşar, bu özü benliklerinde sindirirler. İşte burada büyük bir dinsel müessesenin halen bilinmekte olan en ilkel şekil altında bütün ana prensipleri bulunmaktadır ki bu müessese sonradan üstün dinlerdeki müspet tapınmanın özdeyişlerinden biri olmuş ve adına da kurban, adak müessesesi denilmiştir. Bu kurban şölenlerinin amacı müminlerle tanrısı arasında bir hısımlık bağı kurmak için bunları yenen kurbanın etinde haşır neşir etmektir. Buna göre de kurban eti yenmesinin en mistik şekline, halen bilinmekte olan en ilkel dinden itibaren rastlanmakta olduğunu böylece saptamış olmak olasıdır.

Perhiz gibi fiillerle, tövbe törenleri gibi usullerle totemizmin esasında gamlı, kederli bir din olduğu sanısını yaratmamak gerekir. İlkel insan, tanrılarını her ne pahasına olursa olsun lütuflarını, inayetlerini elde etmek zorunda olduğu yabancılar, düşmanlar, zararlı varlıklar gibi görmemiştir. Tam tersine bu tanrılar onun için birer dost ve hısım, doğal bir koruyucudur. Tapınırken hitap edilen kudret çok yükseklerde dolaşan ve kullarını üstünlüğü ile ezen bir kudret değildir. Tam tersine bu kudret tapınanın hemen yanıbaşındadır ve tabiaten sahip olmadığı faydalı kuvvetleri ona aşılamaktadır. Totemizmin kökünde olan şey tedhiş ve baskı değil; sevinçli bir inançtan doğan duygulardır.

Totemizm estetik hayatın da kökünü oluşturur. İnsanlığın ahlaksal, sosyal ve hukuki hayatı kökünü dinden ve dinlerin ilki olan totemizmden almıştır. Bu dindeki yasaklar, toplumun kişilere kabul ettirdiği kanunların ilk şeklini temsil etmektedir. Can, ruh, tanrı gibi dinsel düşüncelerin kökü totemizdedir. Avustralya’nın ilkel insanları her insan vücudunun hayatın özü can demek olan bir iç varlık ihtiva ettiğini kabul etmektedirler. Her seferinde, bir atanın ruhu, canı yeni bir bedende görünmektedir. Ölüm sırasında bu can, ruhlar ülkesine dönmekte, sonra yine geri gelerek başka bir bedene girmektedir.

 

(İlerleyen yazılarımızda ilkel dinleri konuşmaya devam edeceğiz.)

ERDİNÇ OZAN

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?