Dinler Tarihi- 2: Animizm / Erdinç OZAN

Dinler Tarihi-2

ANİMİZM(1)

Önceki yazımızda dinler tarihini incelemeye en eski ilkel din olan totemizmden başlamıştık. Bu dizimizin ikincisinde de yine ilkel bir din olan ‘animizm’i anlatacağız.

Anizmizm’i anlam olarak, doğa da insanın ruhuna benzeyen ruhlar bulunduğunu kabul eden bir anlayış olarak tanımlayabiliriz. Bu dine ”Fetişizm” adı da verilmiştir. ‘Fetiş’ sözü Portekizceden gelir. ‘Sihir kudretine sahip büyülü nesne’ anlamına gelir. İlk kez Portekizli gemicilerin siyahilere ait dinsel eşyalar ile büyücülük aletlerini tarif etmek için kullanılmıştır.

 

Fetişizm terimi Fransız felsefeci Auguste Comte tarafından da benimsenmiş ve insanlığın birbirini izleyen üç durumdan geçmiş olduğu vurgusu bu filozofça vurgulanmıştır. İlki olan teolojik durumda insan olayların izahını kendisininkine benzeyen ama kendisinden daha kuvvetli olan iradelerle açıklar. İkincisi metafizik durumdur ki burada da insan olayları soyut kavramlar ve doğa üstü güçlerle izah eder. Son olarak da pozitif durum söz konusudur. Bunda ise insan olayların nedenini başka olaylarla açıklar.

İlkel bir din olan animizm kendisine yakın olan dinsel görüşlerden bütünüyle ayrılmaz. Yer yer benzerlikler bulmak mümkündür. Totemizm’in temel ögelerinden birkaçına burada da rastlanır.Bunlar: Mana, tabu, yarı insan-yarı hayvan, efsanevi atalar fikirleridir. Diğer yandan bütün dinlerde totemizmin olduğu kadar animizmin de kalıntılarına rastlanır. İlkel gibi görünen birçok toplumun dinini de animizm terimiyle açıklayabiliriz. Örnek olarak; Müslüman olmayan siyahi Afrika toplumları, Amerika’nın şimdiki Kızılderili toplumları ve Eskimolar.

İlkel insana göre ”can” yahut ”ruh” bedene, bedenin bazı kısımlarına sıkı sıkıya bağlıdır. Özellikle böbreklerdeki yağ tabakası önde gelir. Beden ölmeksizin can bedenden belli bir süre için ayrılabilir. Bu durumda beden üzerinde uzaktan bile olsa bedeninin içindeymiş gibi etki yapar. ”Can” çalınabilir, yenebilir, geri getirilebilir, bazı durumlarda yamanabilir, onarılabilir ve yerine başkası konabilir. Çeroki Kızılderililerinden bir şef savaş sırasında canını bir ağacın tepesine yerleştirmişti. Düşman sürekli ok atmasına rağmen onu öldüremiyordu. Ama hasmı, savaşta yapılan bu hileyi bildiğinden dallara doğru ok attırınca kabile şefi düşüp öldü.

İlkel insana göre, kişilik onun kendi benliğinin çevresinde bitmez. Bu kişilikte bedenin kendisiyle beraber onun üzerinde yetişen ve ondan çıkan salgılarla vücudun dışarıya attığı, saç, kıl, tırnak, gözyaşı, idrar, dışkı gibi maddeler de yer alır. Bu sebeple pek çok toplumda kişiler saçlarının, tırnak parçalarının veya dışkısının kötü niyet besleyebilecek başkalarının eline geçmemesine çok dikkat eder. Bunları ele geçirmek o kişinin canını ele geçirmek demektir. Çünkü, ilkel insana göre kişinin saçları, kılları, salgıları tıpkı elleri, ayakları, kafası, yüreği gibi kendi benliğinin bir parçasıdır. Bunlara ek olarak bedenin üzerinde oturduğu oturak, yerde bıraktığı ayak izlerini de eklemek gerekir. Örneğin bir çocuğu, çok kudretli bir büyücünün bıraktığı izler üzerinde yürütmek çocuğun, o büyücünün kudretinden bir parça kendisine aktaracağına inanıldığı içindir. Kişinin gölgesi, sudaki yansıması, resmi de yine onun kişiliğine dahil nesnelerdir. İlkel insanlarda resminin yapılmasından korkulması veya ilerleyen çağlarda fotoğrafının çekilmesinin korkulması bu ilkel dini inanıştan gelmektedir. Ayrıca kişinin adı da kişiliğe dahil bir nesnedir. Eskimoların inancına göre insan, bir beden, bir can ve bir addan meydana gelmiştir. Bu insanların can çekişmekte iken hayatta kalabilmek adına umutsuzca adlarını haykırdıkları görülmüştür. Giyecek eşyası da kişiliğe ait şeylerdendir. Terli bir erkeğin giysisini giyen kadın gebe kalır. Bir insan tarafından sık sık kullanılan kap kaçak ve başka eşyalar da onun kişiliğine dahildir ve bazı toplumlarda o insan öldü mü bunlar yakılır.

Can bedeni terk edince ölüm gerçekleşir. Ölen kişinin ruhu cesedine bağlı kalır. Ölen kimsenin yaşayanları kıskanıp onlardan öç almaması için cesede itina etmek gerekir. Ölüler yiyip içmek ihtiyacındadır. Saygı görmek isterler. İlkel zihniyete göre ölü hem vardır hem de yoktur. Ya da aynı anda birkaç yerde birden bulunabilir. Bu zihniyet ölülerin iki yerde birden bulunabileceklerini kabul ederek bunların başka bir alemde oturmakla beraber, bazı durumlarda yaşayanlara görünebileceklerine inanmaktadır. Ölüler alemi tamamen canlılar aleminin zıddıdır. Orada her şey tersinedir. Bizim gecemiz onların gündüzü olduğundan yeryüzüne geceleyin gelirler. Geceleyin onlarla karşılaşmak tehlikelidir. Bununla beraber ölülerin toplumu da canlılarınki gibi klanlara bölünmüştür. İlkel bir din olan animizm’e göre ölüler tekrar bir bedene girebildikleri gibi tamamen yok olup gidebilirler. Tamamen ruh halindeki canlar söz konusu olsa bunlar aynı anda ölmezliğe erişirlerdi. Fakat bu çeşit canlardan habersiz olan ilkel toplumlarda ölmezlikle ilgili hiçbir inanca rastlamıyoruz. Her yerde ölümden sonra yaşandığına inanılmaktadır. Hiçbir yerde bu ölümden sonraki yaşayış sonsuz diye tasavvur edilmemiştir. Ölülerin ölümüne olan inanç tüm dinlerde hemen hemen evrenseldir. Ölüler yaşadıkları sürece torunlarının refahı, rahatlığı, hatta hayatı dahi onların isteğine bağlıdır. İlkel toplumlarda ataya saygının ardında yatan bu dini inanç olsa gerektir.

(Devamı bir sonraki yazımızda… İlkel dinlerin 2. si olan Animizm’i anlatmaya gelecek yazıda devam edeceğiz.)

ERDİNÇ OZAN

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?