Dinler Tarihi-3: ANİMİZM / Erdinç OZAN

Dinler Tarihi-3: ANİMİZM

ANİMİZM-2

Kaldığımız yerden devam ediyoruz…

İlkel insanda doğa ve doğaüstü sürekli olarak birbirine karışmış haldedir. Rüyalar, kehanetler hep aynı düzlemde yer alır. Rüyada yapılan bir yolculuk gerçekte yapılmış olarak var sayılır. Rüyasında yılan tarafından sokulduğunu gören kimse gerçekte yılan tarafından sokulmuş gibi tedavi görmek zorundadır. Çünkü, ilkel insanın dünyası gerçek olarak kabul ettiği hayallerden meydana gelmiştir.

Gerçekler ve hayaller tamamen birbirine karışmıştır. Hayaller uyanıkken görülebildiği gibi uyurken de görülebilir. Ne olursa olsun, ilkel insanda hayaller gerçekmiş gibi algılanır.

Ruh kelimesi en rahat kullanılan tabirdir. İlkel insanların çevrelerinde olagelen hareketleri en rahat anlatan kelime budur. Hayallerde ruhsal kuvvetler olduğu gibi, hayaller bu ruhsal kuvvetlerin etkisi altındadır.

İlkel insanların bütün dinsel hayatı ”mana” ile tarif edilir. Tapınış usullerindeki amaç ya mana ile temasa hazırlıksız oldukları zaman kendilerini ondan korumak ya da dinin sırrına erdikleri zaman dinin niteliklerini benliklerine sindirmektir. Rahip, mana’ya sahip olan kimsedir. Tapınak ise mana’nın büyük miktarda toplanıp birleştiği yerdir.

Ruhlara benzetilen mistik güçler tabiatta da mevcutsa insan gerekli birtakım sözleri söyleyip hareketler yaparak ruhsal varlıklar üzerinde etki yapabildiği gibi tabiat üzerinde de etki yapabilecektir. Böyle bir etki de adına ”büyü” dediğimiz nesnenin esasını oluşturmuştur.

Büyü, ilkel bir din olan animizm’in tekniği ve stratejisidir. Yüksek sözle ya da makamla söylenen sözlerde birtakım güçlü kuvvetlerin olduğuna inanılır. Bir olayın taklidinin yapılmasıyla o olayın meydana gelmesi sağlanabilir. Bir sefere çıkılmadan önce bunun provası yapılır, savaş dansları yapılarak zafer sağlama alınır. Tapınma usullerine uygun olarak su döküldüğü zaman yağmur yağması sağlanır. Bunun adına ‘taklidi büyü’ denilmiştir.

Bazı nesnelerde büyülü bir kuvvet vardır. Felaketi yok ederler. Mutluluk getirirler. Muska, nazarlık, tılsım gibi. (Kavramlar yabancı gelmemiş olmalı. Bugün de kullanılan bu nesnelerin nereden geldiğini anlamış olmalıyız. Dinimizin büyücülüğü yasaklamasının nedenlerini buralarda aramamız gerekir.) Erkeklerin de kadınların da süs olsun diye taktıkları ne kadar eşya varsa ilkin muska gibi kullanılmışlar, sonra süs haline gelmişlerdir.

İlkel insanlarda büyünün hayırlı denilen çeşidini şefler, rahipler veya fetişçiler yapar. Kötü olan şeklini de büyücüler yapar. Sihirbazlar hastalığa, ölüme sebep olurlar. Bunlar bir çeşit yamyamdır. Sihirbazın kurbanları kendileri de farkında olmaksızın yenilirler. Sihirbaz bunları öldükten sonra yiyecek diye kullanmaz. Aksine; sihirbaz kendilerini yiyip bitirdiği için ölürler.

İlkel bir din olan ‘anizmizm’de kötü bir büyücünün yaptığı büyüyü bozmak için iyi bir fetişçi tarafından karşı büyü yapmak gerekir. Burada, kötü büyü hastalık iken karşı büyü de ilaç anlamındadır. Büyücü toplumun tehlikeli bir düşmanıdır. Onu ortaya çıkarmak için zehirle yapılan bir sınav uygulanır. Zehir bir çeşit mistik tepkiye sahiptir ve sadece suçluyu öldürür.

Totemist toplumlarda olduğu gibi animist toplumlarda da efsaneler sistemi hakimdir. Efsaneler veya masallar tarihsel geçmişle ilgisi olmayan doğaüstü bir tarih anlatırlar ki zaten bu birbirini tutmaz tarafları olan bir şeydir.

Efsane ataları onuruna yapılan törenler animizm dininin en hayret verici gösterileridir. Bu törenlerde çoğu zaman maskeler ve özel giysili oyuncular müziğin sesine uyarak dans ederler. Klanın yaşayan üyeleriyle ölmüş olan üyeleri görünmez kuvvetlerle birleşerek bunlarla birlikte olurken yarattıkları kutsal heyecan bakımından bu törenler dinsel mahiyettedir. (Günümüzde din adına yapılan, kafa sallayanların kökeninin nereden geldiğini görünüz.)

Fransa’nın güneyi ile İspanya’nın kuzeyinde kutsal sayılan mağara ve tapınakların en derin yerlerinde ortaya çıkan resimlerle heykeller üzerinde yapılan tarih öncesi incelemelerde bu insanların totemist veya animist olduklarını ortaya çıkarmıştır. Bu kutsal sayılan yerlere kadınların ve dine kabul edilmemiş olanların girmesinin yasak olduğu resimler-heykeller üzerinde yapılan incelemeler sonucu anlaşılmaktadır. Bu sanat eserlerinin durumları bunların süs için değil birtakım büyü işlemleri için yapıldıklarını göstermektedir. Mamut, ren geyiği, yaban öküzü, at, geyik gibi hayvanların resimlerini, heykellerini yaparak bunlar üzerinde etki yaptıklarına inanmışlardır. Silahları ile onları kolay vursunlar diye hayvanların yaralı resimlerini yapmışlardır. Fakat, ancak erkekleri yaralı gösterirler. Çünkü, soyun devamı için dişilere saygı göstermek gereklidir. (ilkel insan bile kadına saygılı davranırken, bugünkü kadın cinayetlerini anlayabiliyor muyuz?)

Animizm insanlara dünyayı incelemek olanağını veren bir hipotez olmasının ötesinde, eski çağların ilkel insanlarını olduğu gibi bugünün insanlarını da kendilerininkine benzer ruhlarla dolu sandıkları tabiat üzerinde etki yapmaya kalkışmak bakımından cesaretlendirmiştir. Renkli ve renksiz resmin, heykelin, müziğin, doğrudan veya dolaylı olarak bütün güzel sanatların kökünde animist büyücülüğün bulunmasının büyük olasılık olduğunu söyleyebiliriz. İnsanların hayatında sanatın oynadığı veya oynaması gereken muhteşem rol düşünülürse bu ilkel dinin yüzyıllar boyunca bütün insanlara yaptığı iyilikten dolayı ancak minnet duyulabilir.

Erdinç OZAN

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?