DİNLER TARİHİ-4: ESKİ MISIR’DA DİN / Erdinç OZAN

DİNLER TARİHİ:4

ESKİ MISIR’DA DİN-1

Afrika halklarıyla bu kıtanın dışından gelenlerin buluştukları yer olan Mısır, bu halkların kaynaşmasıyla oluştuğu gibi Animizm’den çok tanrıcılığa geçişin de simgesi olmuştur. Fetişizm de denilen ve doğada var olduğu düşünülen ruhlara değer katan bir din olan Animizm’den çok tanrılı dinlere geçilirken bu tanrılar insana benzetilmekle birlikte insana göre çok daha güçlüdürler.

M.Ö 5. yüzyılda Mısır’ı ziyaret eden Herodot kendi adıyla anılan kitabında Mısırlıların çok dindar olduklarını yazar.

Mısır dinini eski anıtlardan, yazıtlardan ve papirüs üzerine yapılan resimlerden tanıma olanağına sahibiz. Mısır metinleri hiyeroglifik, hiyeratik veya demotik harflerle yazılmıştır. Genellikle Mısır yazıtları hakkında ”hiyeroglif” denilse de bu eski ve köklü medeniyette üç ayrı yazının kullanıldığını biliyoruz. Küçük resimlerden oluşan yazıya hiyeroglif, rahiplerin kullandığına hiyeratik, halk tarafından kullanılana da demotik denmektedir. Bilim adamları bu eski yazıyı çözdüklerinde ki bu ancak 19.-20. yy’larda mümkün olmuştur, Mısır dini hakkında da bugünkü bilgilerimize ulaşmış olduk.

Bugün bir İslam ülkesi olan Mısır’ın en eski dinlerine baktığımızda totemizmin pek çok izine rastlamak mümkün. Gerçi semavi dinlerin hangisinde totemizm veya animizmin etkisi yok diyebiliriz ki? Ancak, eski Mısır’da totemizm ile birlikte ölülerin ilerki hayatlarına yani ruhani dünyadaki yaşamlarına verilen önemle birlikte bu iki ilkel dinin iç içe geçtiğini de söylemek mümkün. Tek tanrıcılığa yönelmek isterken aslında çok tanrıcılığa varmışlardır. Bugün Hindistan’da inek nasıl kutsal sayılıyorsa geçmişte de Mısır’da bazı hayvanlar kutsal sayılmıştır. Kedi bu hayvanlardan biridir ve ülkenin tamamında saygı görmüştür.

Savaşlarda rakip ordunun komutanı düşmanının özellikle dini yönden zaaflarını incelediğinde hasmını bu zayıf noktasından vurmayı, en azından düşman ordusunu psikolojik yönden çökertme yollarını tercih etmiştir. 1402 Ankara savaşında, Timur‘un ordusunda filleri gören Osmanlı askeri ömründe ilk kez gördüğü bu hayvandan ürkmüş ve savaşın kaybedilmesindeki önemli faktörlerden biri olmuştur. Hz. Ali le Muaviye arasındaki savaşta da Muaviye askerlerinin mızraklarına Kuran yaprakları taktırınca Ali’nin ordusu savaşmak istememişti. Kuşkusuz bu örnekler çokça artırılabilir. İran hükümdarı Kavus, M.Ö  altıncı yüzyılda Mısır’ı fethetmek istediği zaman askerlerinin önüne kedileri ve leylekleri koydu. Mısırlılar da kutsal saydıkları bu hayvanlara karşı silah kullanma cesaretini gösteremediler. Eski Mısır’da kutsal sayılan hayvanlardan biri de timsahtır. Herodot kulakları ve ön ayakları mücevherlerle süslenmiş timsahlar gördüğünü yazar.

Bazı kutsal hayvanların tanrı haline getirilmiş olması da muhtemeldir. Bu tanrılar çoğunlukla hayvan başlarıyla tasvir edilmiştir. Tanrı Horus ‘şahin başlı’dır. Tanrı Anubis‘in başı çakal başıdır. Tanrı İbis‘in başı leylek başı olurken Tanrı Bastis‘te dişi kedi başı vardır. Tanrı İzis ise inek boynuzlarına sahiptir. Tanrı Khnum ‘koç başlı‘ tanrıdır. Ne çok tanrı ismi saydık değil mi? Bu tanrılarla ilgili efsaneler bize sık sık totemizm efsanelerini hatırlatmaktadır. Oysa eski Mısır çok tanrılı bir dindir ve totemizm değildir. Öyleyse nasıl oluyor da bu en eski ilkel dinin birçok özelliği bu medeniyette de bulunabiliyor?

İlkel insan için hayvan insandan daha esrarlıdır. Bunun nedeni belki hayvanların konuşamıyor olmaları veya doğadaki tehlikeler karşısında doğanın kendilerine sunduğu savunma mekanizmalarının insana göre daha güçlü olması mıdır bilemeyiz ama şurası bir gerçek ki hayvana tapınma usulü başka hiçbir yerde Mısır’da olduğu kadar ısrarla korunmamıştır. Doğada, yıldızlarda ve özellikle, altını çizerek söyleyelim özellikle Güneşte, ağaçlarda, nehirlerde bilhassa Nil Nehri’nde  çokça ruhlar olduğuna inanıldığından Mısır dininde totemizmden sonra animizmin de etkisi olduğu rahatça söylenir. Hatta animizm eski Mısır’ın dinlerinden biridir de diyebiliriz. Burada bir parantez açalım ve bu dizi yazının konusu olmadığı için üstünde durmayacağımız Türklerin İslam öncesi dinlerinden birinin de animizm olduğunu belirtelim. Yukarıda Güneşe tapınmanın altını kalın çizgiyle neden çizdiğimize gelince: Bu yazının ikinci bölümünde özellikle Güneşe tapınmaya değineceğimiz için.

Büyücülük hemen her dinde olduğu gibi eski Mısır’da da vardı. (İslamiyet büyücülüğü yasaklar) Muskalar ve hastalıkları iyileştirdiğine inanılan heykeller vardı. Bu heykellerin üzerinde bir takım  şekiller vardı ki bunlar akrep ve yılan sokmalarına karşı korurdu. Bu hayvanlar tarafından sokulan bir kimse söz konusu heykelin balından aşağı su dökmesi gerekirdi. Heykele kazınmış olan yazıların, şekillerin üzerinden geçen su hastayı iyileştirici özellikler kazanıyordu. Tabii, hasta kişinin bu suyu içmesi gerekti.

Ölülerin sonradan yaşamaları sorunu diğer kavimlerden daha farklı olarak Mısırlıları özellikle ilgilendirmiştir. Öncelikle ölünün tüm vücut parçaları bir arada olmalıdır. Düşmanı tarafından sakatlanmış veya parçalanmış olmamalıdır. Ölülerin yüzlerinin yerleşim bölgelerine dönük olarak defnedilmelerinin nedeni torunlarını seyredebilmeleri içindir. Cesedin içi boşaltılır, kurutulur ve mumya haline sokulurdu. Evrensel heykelciliğin en büyük şahaserleri olan firavun heykellerinin bütün gözlerden saklı olarak firavun mezarlarında bulunmasının nedeni ise tasvirin gerçeğe eş değer olması sebebiyle ölünün sonradan yaşamasını sağlamak için mezarının yani mumyasının dışında başka bir mezarın içine heykeli dikiliyordu. Bu sebeple firavun heykelleri mezarlarda gömülü olarak bulunmuştur ve her biri birer sanat şahaseridir. Elbette ölünün sonradan yaşaması yeterli değildir. Öte dünyada mutlu olması da gerekir. Bunun için mezarına yiyecekler, süs eşyaları, gerdanlıklar, ziynetler de konurdu. İlkel dinlerde var olan bu adetler Mısır dininde de aynen korunmuştu. Dizinin önceki bölümlerinde kişinin adının öneminden bahsetmiştik. Mısır dininde ‘ad’, tasvirden daha önemlidir. Yoldan gelip geçenlerin mezardaki kişinin adını anmaları halinde ölünün, ölümden sonra da yaşayacağına inanılırdı.

Eski Mısır dininde de ruhun asla yok olmayacağına inanılmıştır. Ruh fikri insan başlı bir kuş hiyeroglifi ile ifade edilir. Gökte bulunduğu, güneşin etrafında uçtuğu veya yeryüzünde mutlu yerlerde oturduğu veya yeraltı dünyasında yaşadığı tasavvur edilir. Hun ve Göktürklerin gök tengri inancına ne kadar da uyuyor değil mi? Atalarımızın da gök, yer ve yeraltı tanrılarına inandıklarını biliyoruz. Bir farkla ki atalarımız esasında her şeyin düzenleyicisinin gök tengri olduğuna inanıyordu.

Mısır dinini incelemeye devam edeceğiz.

Erdinç OZAN

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?