Dinler Tarihi-5: Eski Mısır’da Din / Erdinç OZAN

DİNLER TARİHİ-5

ESKİ MISIR’DA DİN: 2

Dizi yazımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Mısır dininin belirgin özelliklerinden biri de firavuna verilen önemdir. Mısır inancına göre, Firavun tanrıların koruması altındadır. Tanrının oğlu hatta tanrının bizatihi kendisidir. Firavun insan üstü bu kudreti kalıtımsal yoldan almaktadır. Hükümdar kız kardeşi veya baba bir, ana ayrı veya ana bir, baba ayrı kız kardeşiyle evlenmektedir. İnanca göre Tanrı gökyüzünden inmiş ve kralı bizzat kendisi yeryüzündeki annesine doğurtmuştur. Yani bir tanrı evlenmesi söz konusudur.

Bununla birlikte hükümdarın başlıca görevi ülkede adaleti sağlamaktır. Firavun aynı zamanda doğa olaylarına da hükmedebiliyor, insanları bununla cezalandırabiliyordu. İnsanlar bir cezayı hak ettikleri zaman kuraklık olursa bu Firavun’dan geliyordu. Çünkü o tanrıydı. Yaşadığı sürece Tanrı Horus’la eş tutularak kendisine tanrı sıfatıyla tapınılması gerekti. Ölümünden sonra da Tanrı Oziris’le bir tutularak yine kendisine tapınılması gerekti. Küçük Thebae kasabasının tanrısı olan ”Amon” başlangıçta küçük bir tanrıydı. Bütün tanrılara olduğu gibi onun için de küçük bir tapınak yapılmıştı. Thebae başkent olunca  Tanrı Amon da en başta gelen Tanrı oldu. Bunun üzerine rahipler onu ”Ra” ile bir tuttular. Rahiplerin bu kurnazlığından sonra Mısır’ın en büyük tanrısı ”Amon Ra” adıyla anılır oldu.

Tanrılara tapınmak için yapılan ayinlerin tamamı tanrıların evleri sayılan tapınaklarda olurdu. Taştan yapılan bu yapıların görevi ebedi yaratıkları yani tanrıları barındırmaktı. 2. Ramses’in hüküm sürdüğü yıllarda (2. Ramses adı çoğumuza yabancı gelmemiştir. Hititlerle olan savaşta Güneş tutulması üzerine Güneş’e tapınan Mısır’lılar tanrılar savaşmamızı istemiyor diye düşünerek barış yapmışlar ve bunu yazılı hale getirmişlerdi. Tarihteki ilk yazılı antlaşma olan bu belgenin adı ”Kades Antlaşması”ydı.) Thebae’deki Amon tapınağının yayıldığı alan 2500 metrekareydi. Antonius sülalesinin saltanat yıllarında ise kırk iki tane Serapis tapınağı vardı. Tüm bunlara bakarak Mısır’lıların ne kadar dinsel bir toplum olduğunu kavrayabiliyoruz.

Tapınakların hizmeti için kullanılan rahiplerin sayısı çok yüksek rakamlardaydı. Ruhban sınıfının ne kadar imtiyazlı olduğunu söylememize gerek yok elbette. Ülkenin kaymağını rahiplerin yediğini söylemek yanlış olmaz. Çünkü ruhban sınıfının elinde sonsuz zenginlikler bulunuyordu. İçlerinde en zengin olanlarıysa Amon ruhbanlarıydı. Öyle ki bu imtiyazlı ruhbanlar sömürgeleştirilen kavimlerin yağmasından en büyük payı alırlardı ve çok geniş arazilere sahip bulunuyorlardı. Her yıl Mısır’a sömürgeleştirilmiş kavimlerden oluk gibi akan vergilerden en çok faydalananlar Krallar ve Amon ruhbanlarıydı. 3. Ramses devrinde Amon’un servetinin 235 bin hektar toprak, 81.000 köle, 5.000 heykel, 421.000 baş hayvan olduğunu belirtelim. Tarihin hiçbir döneminde sıkıntı çekmeyen ruhban sınıfının en zengin olduğu tarihsel kesimin Eski Mısır’da Amon Ruhbanları olduğunu söylemek hiç de yanlış olmayacaktır. Peki bu ruhban sınıfının görevi neydi? Tanrıyı yedirmek, tuvaletini yaptırmak, giydirmek ve günlük dinsel ayin yapmak. Görünüşte ne kolay! Oysa, zamanın inancıyla bağdaştırdığınızda bunların son derece önemli olduğunu anlamak mümkün.

Ruhban sınıfının bu imtiyazlı durumu kralların hoşuna gitmiyordu. Nitekim tarihte ilk dinsel devrim de Mısır’da oldu. Büyük bir sömürge imparatorluğunun sağladığı ekonomik faydalardan büyük pay olan ruhban sınıfı Firavun’un gözünden kaçmamıştı. Ve ilk kez, yine tarihte ilk kez çok tanrıcılıktan tek tanrıcılığa Mısır’da geçildi. MÖ. 14. yüzyılda 4. Amenhotep Mısır’da tek tanrıcılığı kurmak istedi. Tanrı olarak o zamana kadar çok bir değeri olmayan güneş yuvarlağını kişiselleştirerek adına ”Aton” dedi. Hükümdar Thebae’de oturursa ruhbanların ağırlığı olan bu şehirde kafasında tasarladığı dinsel reformları yapamayacağını biliyordu. Orta Mısır’da güneş yuvarlağının ufku anlamına gelen bugünkü Tel-El Amarna‘nın bulunduğu yere  Akhet-Aton adını verdiği yeni bir şehir kurdurdu.

Önceki yazılarımızda ilkel topluluklarda ”ad”ların nasıl bir önem taşıdığını yazmıştık. Eski Mısır’da da ”Amon” adı böyleydi. Diğer tanrılara tapınılmasını yasaklayan hükümdar Amon, adlarını her taraftan sildirdi. O kadar ki kendi adını bile değiştirdi. Eski adı ”Amon memnundur” anlamına gelirken ”Aton’un ihtişamı” anlamına gelen Akhnaton adını aldı. Yeni başkente yerleşen devlet yetkilileri de onu taklit ederek yeni yeni adlar aldılar. Ve muazzam bir din devrimi başarılarak ruhbanların etkisi kırıldı. (Bunun din değiştirme veya laiklik gibi anlamlar taşıdığı düşünülmesin. Çok tanrıcılıktan tek tanrıya geçiştir ve din adamlarının devlet ve halk üzerindeki etkisi kırılmıştır. Zenginleşmelerinin önüne geçilmiştir.) Çok tanrıcılık dönemi ile ilgili bütün unsurlar yok edilmiştir. Hükümdar böylelikle Amon ruhbanlarının devlet üzerindeki politik nüfuzunu da kırıyor ve saltanatının devamını sağlamaya başlamış oluyordu. Hükümdar daha evvelki tapınış şekillerini de değiştirerek tamamen yeni bir din oluşturdu. Evrensel hayatın dinini kurmak için güneş hem bir sembol hem de bir gerçekti. Tapınılan güneş fizik anlamda güneş değildir. Onun dünyaya yaptığı bütün iyiliklerdir. Sıcaklığın, dünyayı aydınlatan ışığın kaynağı Güneş’tir. Bu dinsel değişimin yanında aynı zamanda çok derin bir ahlaki değişim de geldi. Bu yeni dinin en yüce fikri ”Özgürlük” düşüncesi oldu. Diğer bir tarafı da tabiat sevgisidir. Kısaca söylersek Mısır’da yeni dinle birlikte özgürlük ve doğa sevgisi temel doktrin oldu.

Toplumsal değişimin getirdiği en belirgin sonuçlardan biri de Tanrı ile kulları arasına bir ruhban sınıfının girmesinin gereksiz olduğuydu. E, burada durup biraz düşünmek gerekmez mi? Nedir bu? Laiklik mi? Eski Mısır’da? Çok tanrıcılıktan tek tanrıya geçiş… Din adamlarının nüfuzunun kırılması… Özgürlük ve doğa sevgisi… Ahlaki değişim… Güneşe söylenen kasidelerde, günlük yaşamın her anında evlerin süslenişinde yer alan doğal motifler. Kuşlar, çiçekler, ağaçlar süs motifi değil tabiatın en değerli varlıklarıdır… Ve tüm bunların sonucunda doğan realist sanat. Realizmin doğuşu….

Bu büyük devrime karşılık, karşı-devrimciler de boş durmuyordu kuşkusuz. Gelenekçi kesim bu değişimden hoşlanmamıştı. Ruhban sınıfı imtiyazlarını ellerinden alan bu sosyal değişmeyi kabul edemiyordu. Ne yazık ki Kral Akhnaton 29 yaşında öldü. Gericilerin karşı saldırıları da ondan sonra başladı. Yeni hükümdar ancak bir yıl saltanat sürdü ve öldü. Artık öldü mü rahiplerce öldürüldü mü onu bilemiyoruz ama yerine gelen hükümdar, Amon rahiplerine boyun eğerken öldürülmekten mi korktu onu da bilemiyoruz. Amarna şehrini terk edip Thebae’e yerleşti. Tutankhaton olan adını da Tutankhamon olarak değiştirdi. Başkentin terk edilmesinin sonucu şu oldu:

Kumların örttüğü tapınaklar, saraylar olduğu gibi kaldı. Yapılan kazılarda arşivler bulundu. Firavun ile yabancı hükümdarlar arasındaki mektuplar ele geçirildi. Tutankhamon’un mezarı Mısır’da soyulmamış olarak keşfedilen tek mezardır. Bu mezarda bulunan eşyalar paha biçilemez niteliktedir.

Tutankhamon’un yerine geçen Horemhep rahiplerin oyuncağı haline geldi. Aton adına yapılan tapınakların tamamını yıktırdı. Aton adını her yerden sildirtti ve yerine yeni baştan Amon adını yazdırdı. Tarihin tanıdığı dinsel devrim, dinsel hareketlerin en güzeli, bir özgürlük ve doğa dini olan tek tanrılı din Aton dini, böylece sona ermiş oldu. Karşı devrimciler kazanmıştı.

Mısır dinini incelerken duygusal yaklaşmamak mümkün değildir. Bütün varlıkların yaratıcıları olan Güneş karşısındaki eşitliklerini var sayan, herkese özgürlük  ve doğada var olan tüm yaratıklara sevgi duyma hissiyle yaşamak bu dinin esaslarındandı. Kimseye kötülük yapmamak, üzüntü vermemek, gözyaşı döktürmemek gibi ahlaki yanları vardı. Dinsel törenler geometrinin yaratılmasına sebep olmuştu. Şimdi, takvimin icadı ilk buradan başladı dersek?

Güneş’in devri, mevsimlerin sırayla birbirini izlemesi, 24 saatlik günlerden ve 7 günlük haftalardan oluşan bir takvim Firavunlar döneminde kullanılmıştır. Bu takvim Roma İmparatoru Sezar tarafından Roma’ya getirildi. 16.yy’da Papa 13. Gregorius Eski Mısır’da kullanılan takvimi dizayn ederek bugünkü halini almasını sağladı. Ama bu takvim Hıristiyanlık çağından çok önce MÖ. 5 bin yıldan kalmadır, Eski Mısır’lı astronomlar tarafından ilk olarak hazırlanmıştır.

Erdinç OZAN


Erdinç OZAN Kimdir?

1957 Rize doğumlu. Rize Lisesi Edebiyat bölümünü, Karadeniz Teknik Üniversitesi Rize Meslek Yüksek Okulunu ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi.

Ekonomist ve yazar.

29 yıl Rize’de, 24 yıl İstanbul’da 6 yıl Karabük’te yaşadı. Ayvalık’a yerleşti ve son bir yıldır burada yaşamakta. Özel sektörde satış ve pazarlama uzmanı ve müfettiş olarak çalıştı. Emekten yana olduğu için kendi deyimiyle 22 kez iş değiştirdi ve 19 işten kovuldu.

Yazı yaşamına 1980 de öykü yazarak başladı. Yüzlerce Sanat-Edebiyat dergisinde ve gazetelerin sanat yapraklarında şiir, deneme, öykü ve eleştirileri yayımlandı. Eleştirel yazılarında eş-dost ayrımı yapmadan yanlışların altını cesurca çizmesiyle tanındı. Toplumcu-Gerçekçi sanat anlayışını benimseyen yazar, tüm karakterlerini yaşamın içinden aldı. Sanal dünyalar ve ütopik duygulardan uzak, hayatın katı gerçeklerini akıcı bir dille gözler önüne serdi. Gerçeklerden yola çıkarak gerçeğe ulaşmayı hedefledi. Yaşanmış ya da yaşanmakta olan hayatları kuytu köşelerden alıp okurlarıyla buluşturdu.

İlk kitabı ”Dağlar da Ağlar” (öykü) Haziran 2014’te yayımlandı. Bu kitaptan sonra kendisine ”Dağları ağlatan yazar” yakıştırması yapıldı. İkinci kitabı ”Dökün Beni Yıldızlara” (roman) Ağustos 2016’da yayımlandı. Hemen her okuyanı gözyaşlarına boğan bu roman emeklilikte yaşa takılanların yaşadığı sosyal dramı gözler önüne serdi. İşsizliğin yol açtığı sebeplerle dağılan bir ailenin anlatıldığı kitap EYT tarafından sahiplenildi. Kitabın İzmir Karşıyaka’daki imza günü develi bir eylemle mitinge dönüştürülerek edebiyat tarihinde bir ilke imza atılmış oldu.

İrem adlı bir kız çocuğu olan Erdinç Ozan, yerel basında aynı zamanda köşe yazarlığı yapıyor. Edebiyat dergilerinde  öykü ve denemeler yazıyor. 2017’nin son ayında üçüncü kitabı doğu ve batı kültürleri arasındaki çatışmayı gerçek bir aşk düzleminde konu alan ‘Narin Safran’ adlı romanı çıkacak. Ardından ”Balıkçı Kız”,  ”Şirin mi Şirin” ve ”Tophane” adlı üç romanı daha yayımlanacak.

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?