Dinler Tarihi-6:  Hindistan Dinleri(1) / Erdinç OZAN

Dinler Tarihi-6  

Hindistan Dinleri(1)

Pek çok dini bağrında bulunduran Hindistan’da Totemik ve Animist kalıntılara halen rastlanmakta ancak bu koca ülkede Vedizm, Brahmanizm, Hinduizm, Jianizm ve Budizm gibi dinler insanların yaşamında önemli etkilere sahip olmayı sürdürmektedir. Ülkede pek çok Müslüman’ın da yaşadığını söylemeden geçemeyiz.

Baltık civarından ve Güney Rusya’dan gelen ve sonradan Hind- Avrupa diye adlandırılan kavimler bugünkü İran’ı işgal ettikten sonra M.Ö 16. yy’da Hindistan’ın Kuzeybatısını istila ettiler. Bu kavimler kendilerine asil-soylu anlamına gelen Arya adını vermişlerdi. Daha sonraları da ülkenin tamamını hükümleri altına almayı başardılar. Hakimiyet altına giren kavimler kendilerini istila eden kavimlere göre çok daha ilkel bir Totemizm ve Animizm etkisi altındaydılar. Daha doğrusu bu iki ilkel dini en ilkel şekliyle yaşıyorlardı. Bu anlamıyla istilacı Aryaların kendilerine barbar demelerini o açıdan haklı görebiliriz. Veyahutta Aryalara göre onlar barbardılar. Bugün Hindistan’a hakim dinler içinde önemli bir yer tutan Hınduizm içinde bile çokça bu iki ilkel dinin izlerine rastlanır. İnek, yılan, maymun gibi hayvanların kutsal sayılması totemizm veya animizmin en belirgin özellikleridir.

Kapadokya bölgesindeki Boğazköy’de yapılan kazılarda M.Ö 14. yy’dan kalma bir barış anlaşması bulunmuştu. Bu anlaşma Hititlerle, iki asır önce İran’dan Hindistan’ın Pencap bölgesine geçenlere eklenen Aryalar (Mitanniler) arasında yapılmıştı. Bu anlaşmada Mitanniler koruyucu tanrı olarak İndra, Mithra ve Varuna‘nın adlarını anmaktadırlar ki bunlar Hindistan dinlerinden olan Vedizm’in en büyük tanrılarıdır.

Vedizm’in tarifi bu dinin kutsal metni sayılan Vedalarda yapılmıştır. ‘Veda’ bilgi anlamındadır. Bu kulak yoluyla, duyarak öğrenilen bilgidir. Hani bizim ”Kulaktan dolma” diye bir tabirimiz var ya; kimin aklına gelir bunun Hindistan dinlerinden olan Vedizm’in temel esası olduğu. Bazı araştırmacılar o kadar ileri gider ki vedalarda yazılan kutsal metinleri -ki bunlar M.Ö 1500 ile 1000 yılları arasında yazılmış olan 1000’den fazla kaside içermektedir- insanlığın en eski kutsal kitabı olarak tarif ederler. Vedalarda özellikle ayinlerde okunacak kasideler, ilahiler, büyücülük formülleri, büyü çözme usulleri, felsefi şiirler, sevgi söylemleri vardır. Vedalarda adı en çok geçen Tabiat Tanrısı ‘İndra’dır. Tüm atmosfer olaylarının tanrısı o olduğundan kavmi için sonu zaferle bitecek savaşlar yapar.  İndra’nın karşısında ise akıl tanrısı olan ‘Varuna’ bulunmaktadır. Yıldızlı gökyüzünün tanrısı olan Varuna, doğanın düzgün işlemesini sağlayan, dünyaya göz kulak olan evrensel bir tanrı haline gelmiştir. Bunun dışında Vedizm dininin diğer tanrısı olan ‘Mithra’ vardır ki o da ışığın ve hakkın, adaletin tanrısıdır. Her şeyi gören tanrı insanlar aradındaki adaleti sağlayacak güçtedir. Bu arada kadın tanrıların erkek tanrılara göre daha öncelikli olduğunu da belirtelim. Niye mi? Ataerkillikten önce anaerkillik vardı da ondan.

Bunların dışında daha pek çok tanrı türediyse de bunlar zamanla önemlerini yitirdiler. Vedizm’in ana fikri ‘kurban’ın değeridir. Gördünüz mü bakın, burada da kurban karşımıza çıktı. Ölülerin sonradan yaşamak için kendilerine sunulacak cenaze hediyeleriyle beslenmeleri gerektiğinden tanrıların da kendi şerefleri için kurbanlara ihtiyaçları vardır. Kurban töreni büyücüler tarafından yapılır. Brahman sözü ile anlatılan kurban formüllerini bilenler sadece onlardır. Bundan dolayıdır ki büyücüler kendilerine Brahman adını vermişlerdir. Kurban bu dinde o kadar önemlidir ki tanrıları bu kurbanlar yaratırlar. Tanrıların insanlardan almak zorunda olduğu sanki bir nafaka gibidir. Rahipler yani Brahmanlar başkalarının büyücülük yapmasını yasaklar ve bunu dine aykırı olduğunu söylerler. Büyücülüğü gerek kendi hesaplarına gerekse devlet büyükleri adına yaparlar ve karşılığında onlardan elbette hizmet bedeli alırlar. Mısır dinlerini incelerken gördüğümüz manzaranın aynısını Hindistan dinlerinde de görüyoruz. Burada da ayrıcalıklı bir din sınıfının var olduğu gerçeği her devirde olduğu gibi Milattan Önceki binlerce yılda da var; bazı gelenekler hiç değişmiyor. Her devirde mistik duygulara hitap eden ve kendi adına çalışan bu ayrıcalıklı sınıf daima karşımıza çıkıyor. Bazen büyü muska yaparak, bazen fal bakarak bazen de peygamber terliği veya cehennemde yanmayan kefen üreterek…

Brahmanların hizmet bedeli olarak aldıkları en değerli hediye bir veya birkaç ‘inek’ti. İneğin bu dinlerde ne denli önemli bir hayvan olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Bir Brahman’a inek veren kimsenin bütün alemleri elde etmiş sayılacağına olan inanış çok yaygındı. Bugün de buna benzer cenneti hak eden inanışlar yok mu? 72 Huri ile ödüllendirilmek gibi. Bakınız efendim, nereden, hangi ilkel dinlerden geliyor bu boş inançlar? Brahmanların bu üstünlüğü pek çoğumuzun bildiği kast sistemini de beraberinde getirmişti. Kastın en üstünde Brahmanlar onların altında Aryalar vardır. Sanatçıların işçilerin kastı da ondan sonradır. En altta olan kasta dahil olanlarsa insanlığın en aşağı tabakası sayılırlar.

Veda devrinde çoğu kimse kendi kendine şu soruyu sordu. Çok sayıdaki bu tanrılar, asıl ve asla görünmeyen, nerede olduğu bilinmeyen bir tanrının çeşitli yönleri değil midir? O ki güç vermekte, etraftaki her şeye, doğaya hayat vermektedir. Kimdir bu tanrı? Kurbanlar keselim şerefine. Burada iki hususun altını çizmek gerekir. Birincisi dine karşı veya tanrılara karşı bir sorgulama vardır. İkincisiyse daha önceki yazılarımızda Animizm etkisindeki, İslamiyetten önce kurulan Türk devletlerinde de benzer bir inanışın olması.

Brahmanlar Vedizm’den kendilerini toplumun en üst kastında gösterecek bir plan yaptılar ve bunda başarılı da oldular. Bulundukları mevkiyi haklı gösterecek şekilde dini fetvalar verdiler. Ve halkı buna inandırdılar. O kadar inandırdılar ki yeni bir din doğdu: Brahmanizm.

Gelecek yazımızda da Hindistan dinlerine devam edeceğiz.

Erdinç OZAN


Erdinç OZAN Kimdir?

1957 Rize doğumlu. Rize Lisesi Edebiyat bölümünü, Karadeniz Teknik Üniversitesi Rize Meslek Yüksek Okulunu ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi.

Ekonomist ve yazar.

29 yıl Rize’de, 24 yıl İstanbul’da 6 yıl Karabük’te yaşadı. Ayvalık’a yerleşti ve son bir yıldır burada yaşamakta. Özel sektörde satış ve pazarlama uzmanı ve müfettiş olarak çalıştı. Emekten yana olduğu için kendi deyimiyle 22 kez iş değiştirdi ve 19 işten kovuldu.

Yazı yaşamına 1980 de öykü yazarak başladı. Yüzlerce Sanat-Edebiyat dergisinde ve gazetelerin sanat yapraklarında şiir, deneme, öykü ve eleştirileri yayımlandı. Eleştirel yazılarında eş-dost ayrımı yapmadan yanlışların altını cesurca çizmesiyle tanındı. Toplumcu-Gerçekçi sanat anlayışını benimseyen yazar, tüm karakterlerini yaşamın içinden aldı. Sanal dünyalar ve ütopik duygulardan uzak, hayatın katı gerçeklerini akıcı bir dille gözler önüne serdi. Gerçeklerden yola çıkarak gerçeğe ulaşmayı hedefledi. Yaşanmış ya da yaşanmakta olan hayatları kuytu köşelerden alıp okurlarıyla buluşturdu.

İlk kitabı ”Dağlar da Ağlar” (öykü) Haziran 2014’te yayımlandı. Bu kitaptan sonra kendisine ”Dağları ağlatan yazar” yakıştırması yapıldı. İkinci kitabı ”Dökün Beni Yıldızlara” (roman) Ağustos 2016’da yayımlandı. Hemen her okuyanı gözyaşlarına boğan bu roman emeklilikte yaşa takılanların yaşadığı sosyal dramı gözler önüne serdi. İşsizliğin yol açtığı sebeplerle dağılan bir ailenin anlatıldığı kitap EYT tarafından sahiplenildi. Kitabın İzmir Karşıyaka’daki imza günü develi bir eylemle mitinge dönüştürülerek edebiyat tarihinde bir ilke imza atılmış oldu.

İrem adlı bir kız çocuğu olan Erdinç Ozan, yerel basında aynı zamanda köşe yazarlığı yapıyor. Edebiyat dergilerinde  öykü ve denemeler yazıyor. 2017’nin son ayında üçüncü kitabı doğu ve batı kültürleri arasındaki çatışmayı gerçek bir aşk düzleminde konu alan ‘Narin Safran’ adlı romanı çıkacak. Ardından ”Balıkçı Kız”,  ”Şirin mi Şirin” ve ”Tophane” adlı üç romanı daha yayımlanacak.

 

 

 

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?