Dinler Tarihi-7: Hindistan Dinleri(2) / Erdinç OZAN

Dinler Tarihi-7

Hindistan Dinleri(2)

Brahmanizm’in ana tezlerinden bahsedecek olursak söze ‘ruh göçü’ ile başlayabiliriz. Brahma sözü ilkin kurban formülünü anlatmak için kullanılmıştır. Brahmanlar mutluluğa erişmek için kurban törenleri konusunda fazla ısrarlı olmamışlar, daha çok bilgi yoluyla mutluluğa ulaşılabileceğini telkin etmişlerdir. İlk bakışta kulağa hoş geliyor tabii.

Peki, bilgi kimde ve nerede? Tabii ki Brahmanlarda. Müridler bilgiyi ancak Brahmanlardan alabilirler. ”Varoluş” Brahman’la başlamıştır. Tanrıları yaratan Brahman’dır. Ölümsüzdür ve her an her yerde hazırdır. Kainatla Brahman arasında hiçbir fark yoktur.

Hindistan dinlerinden olan Vedizm, ilkel bir din olan Animizm’den ölülerin sonradan yaşadıkları  düşüncesini alıp korumakla birlikte aynı varlık tarafından birbirini sonsuz biçimde izleyen yaşamlar olabileceğini kabul etmiyordu. İyi kötü bir hayat yaşadığımıza göre ölümden sonra da az çok yüksek bir hayata kavuşuyoruz. Yani yeni bir bedene giriyoruz ve bu girdiğimiz beden daha önceki yaşantımızla doğrudan ilgilidir. Görüldüğü gibi tüm dinler de olduğu gibi Brahmanizm de ölümden sonrasıyla ilgilenmiştir. Böylelikle din düşüncesi aynı zamanda ahlakın da özünü oluşturmuştur.

Din ve ahlak konusu hiçbir zaman birbirinden ayrı düşünülmemiştir. En ilkel dinlerde bile bu böyledir. Brahmanizm’de bu ahlak anlayışı insanın sağken yaşadıklarının iyi veya kötü oluşuna göre ödül veya ceza şeklinde; öldükten sonra başka bir bedene girişte o bedenin iyi yahut kötü oluşuna göre şekillenmektedir.

Yeniden doğmak ise yeryüzünün tüm kederlerine yeniden ortak olmak o kederleri tekrar yaşamak anlamına da gelmektedir. Mantıksal olarak bakıldığında doğru olduğunu söylemek olası. Hayatın bu şekilde ebediyen başlaması kederlerin de ebediyen başlaması demektir. Peki bu kederden, dertten, ızdıraptan kurtuluşun yolu nedir? Şöyle diyor Brahman: ”Kurtar beni. Kendimi susuz bir kuyunun dibindeki kurbağa gibi hissediyorum.” Kurtuluş her türlü yeniden doğuştan kurtulmaktan ibaretmiş gibi görülüyor. ”Nasıl ki işleme yapan bir kadın rengarenk bir kumaştan bir parça alıp bundan bir başka yeni ve daha güzel bir örnek çıkarırsa ruh da ölüm sırasında tıpkı böylece bu bedeni kaldırıp bilinmezliğin derinliğine atar ve başka yeni bir biçime girer. Bu ya tanrısal, ya insani ya da başka herhangi bir varlığın biçimidir. İyilik yapan iyi, kötülük yapan kötü bir varlık olur. Temiz işler yapmışsa temiz, haince işler yapmışsa hain olur. Peki ya artık arzu duymuyorsa, arzudan kendini sıyırıp atmışsa, böyle bir kişinin bedeninden çıkan soluklar başka bir bedene girmez o bedende toplaşırlar. Böyle bir kişi artık Brahma’dır.”

Brahman, ailesine karşı görevlerini yerine getirdikten sonra oğluna malını mülkünü ve cemaatinin idaresini teslim eder. (Tanıdık geldi mi? Bakın bu babadan oğula geçen cemaatlerin kökeni nereden geliyor?) Dünyevi işlerden kendini sıyırıp ormanın derinliklerine çekilir. Orada sessizlik içinde dinsel düşüncelere dalar. Veya dilenci yahut da keşiş olur. ”Brahman’lar varlık sahibi, mal mülk sahibi olma arzusundan vazgeçip dilenci olup yollara düşerler. Hindu ”keşiş”liği de işte böyle başlar. ”Fakir”ler meydana çıkar.

Brahmanlar, kurtuluş için epeyce bilgiye sahip olduklarından halk üzerinde çok derin etkiler bıraktılar. MÖ 6.yy’da bunların kudretlerine itiraz eden felsefeler yükseldi. Bunlar  Jainizm ve Budizm’di. Bunun üzerine rahipler idareleri altındaki dini halkın inançlarına uygun hale getirme çabası içinde oldular. Hinduizm böylelikle doğdu. Gelenekle, yüksek doktrinlerle dolu, kökü eskilere dayanan bir takım boş inançlardan oluşan bir karışım ortaya çıktı.

Hinduizm ile devam edeceğiz.

Erdinç OZAN


Erdinç OZAN Kimdir?

1957 Rize doğumlu. Rize Lisesi Edebiyat bölümünü, Karadeniz Teknik Üniversitesi Rize Meslek Yüksek Okulunu ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi.

Ekonomist ve yazar.

29 yıl Rize’de, 24 yıl İstanbul’da 6 yıl Karabük’te yaşadı. Ayvalık’a yerleşti ve son bir yıldır burada yaşamakta. Özel sektörde satış ve pazarlama uzmanı ve müfettiş olarak çalıştı. Emekten yana olduğu için kendi deyimiyle 22 kez iş değiştirdi ve 19 işten kovuldu.

Yazı yaşamına 1980 de öykü yazarak başladı. Yüzlerce Sanat-Edebiyat dergisinde ve gazetelerin sanat yapraklarında şiir, deneme, öykü ve eleştirileri yayımlandı. Eleştirel yazılarında eş-dost ayrımı yapmadan yanlışların altını cesurca çizmesiyle tanındı. Toplumcu-Gerçekçi sanat anlayışını benimseyen yazar, tüm karakterlerini yaşamın içinden aldı. Sanal dünyalar ve ütopik duygulardan uzak, hayatın katı gerçeklerini akıcı bir dille gözler önüne serdi. Gerçeklerden yola çıkarak gerçeğe ulaşmayı hedefledi. Yaşanmış ya da yaşanmakta olan hayatları kuytu köşelerden alıp okurlarıyla buluşturdu.

İlk kitabı ”Dağlar da Ağlar” (öykü) Haziran 2014’te yayımlandı. Bu kitaptan sonra kendisine ”Dağları ağlatan yazar” yakıştırması yapıldı. İkinci kitabı ”Dökün Beni Yıldızlara” (roman) Ağustos 2016’da yayımlandı. Hemen her okuyanı gözyaşlarına boğan bu roman emeklilikte yaşa takılanların yaşadığı sosyal dramı gözler önüne serdi. İşsizliğin yol açtığı sebeplerle dağılan bir ailenin anlatıldığı kitap EYT tarafından sahiplenildi. Kitabın İzmir Karşıyaka’daki imza günü develi bir eylemle mitinge dönüştürülerek edebiyat tarihinde bir ilke imza atılmış oldu.

İrem adlı bir kız çocuğu olan Erdinç Ozan, yerel basında aynı zamanda köşe yazarlığı yapıyor. Edebiyat dergilerinde  öykü ve denemeler yazıyor. 2017’nin son ayında üçüncü kitabı doğu ve batı kültürleri arasındaki çatışmayı gerçek bir aşk düzleminde konu alan ‘Narin Safran’ adlı romanı çıkacak. Ardından ”Balıkçı Kız”,  ”Şirin mi Şirin” ve ”Tophane” adlı üç romanı daha yayımlanacak.

 

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?