Dinler Tarihi: İran Dinleri / Erdinç OZAN

İran Dinleri

Eski çağlarda İran’ın büyük dini Mazdeizm de denilen Zerdüştiliktir. Ama bundan önce kurulmuş bir Mazdeizm olduğu gibi sonrasında da bir Mazdeizm vardır. Zerdüştilik İran’da son bulduğunda ise yerini Parsiliğe bıraktı. Bu ülkede önceki dinlere az ya da çok yaklaşan iki din daha kurulmuştu ki bunlar da Mitraizm ve Maniliktir. İran ülkesinde İslamiyetin kabulünden önce var olan dinler bunlardır.

Baltık kıyılarından ve Güney Rusya’dan gelen kavimler Hindistan’ı istila etmeden önce İran’ı işgal etmişlerdi. Boğa, inek, at, köpek, yılan gibi hayvanları ve bazı bitkileri kutsal sayan bu kavimlerde totemik inançlar hâkimdi ve büyücülük çok yaygındı. Özellikle ölülerin ruhlarının yaşayanları koruduğuna inanılırdı. Zerdüştilikte de az çok rol oynayan bu ruhlar sonraları koruyucu melekler olarak adlandırılmıştı. Hemen tüm dinlerde var olan kurban kavramı İran’ı istila eden kavimlerde de vardı ve ritüeli totemizden aldıklarını biliyoruz. Ruhlar aleminin tabiatın üstünde olduğuna inanan kavimler için kurban son derece önemli bir kavram olmuştur. Kurban İran’da çok büyük öneme sahip olduğu gibi ateş kutsal sayılmıştır. Tıpkı Brahmanlara benzetebileceğimiz imtiyazlı bir kast vardır ki bunlara ateş rahipleri denmekte, rahipliği babadan oğula devretmektedirler.

İlkel dinler farklı coğrafik konulardaki ülkelerde aslından daha farklı şekiller alabilmektedir. Nitekim  Hindistan’da ”dev”ler iyicil  tanrılar iken İran’da kötülük sembolü olan iblislerdir. Zerdüşt inananları, Zerdüştün mümini oldukarını, devlere tapmaktan vazgeçtiklerini bir dinin tanrısı olan Ahura Mazda’ya taptıklarını beyan ederler. Öyle ki Hıristiyanlığı kabul eden toplumların puta taparlık sırasında kursal saydıkları tanrıları sonradan  iblis saymışlardır. İslamiyet yaygınlaştığında da putperestlik döneminde tapınılan tanrılar artık çöpe atılmıştır… Bazen bu durumun tersi de doğrudur. Hindularca iblis olan Asuralar  Persler için iyilik ruhlarıdır.

Hindulardan ayrılan İranlılar büyük tanrıları Ahura Mazda’nın adı dolayısıyla Mazdeizm denilen dini kurmuşlardır. Bu dinde de hayvanların kurban edilmesi ve ölülerin gömülmesi adetti. Mazdeizmin kendisi bu dinin yerine geçtiği için kurucusunun adına uygun olarak Zerdüşilik denmiştir. Mazdeizmin kutsal kitabı Avesta veya Zend’dir. Avesta, metin, zend ise yorum demektir. Tabii buradaki kutsal kitap ibaresinden  kastımız yazılı metinlerdir. Zerdüşt de kendisinden efsanevi bir varlık olarak değil, sıradan bir insan olarak söz etmektedir. Şimdi Zerdüşt’ün şu sözüne dikkat edelim: Rivayete göre kitap kendisine yüce tanrı Ahura Mazda tarafından vahyedilmiş o da dinini yaymak için vaazlarda bulunmuştur. Kalabalık olan ailesi de ona yardımcı olmuştur.

Zerdüşt, daha önceki dine arıtıp temizlemiş, İran çok tanrıcılığını tek tanrıcılığa doğru sevk etmiştir. Aynı zamanda çok yüksek bir ahlakın da kurucusu olmuştur. Zerdüştilik her şeyden önce Ahura Mazda adlı yüce tanrıya tapınmaktan ibarettir. Ahura Mazda, ihtişamlı, çok büyük, parlak, çok güzel bir yaradandır…Burada Zerdüştilik için şu sözü söylemeden geçmeyelim. Antik çağda hiçbir din tek tanrıcılığa bu kadar yaklaşmamıştır.

Zerdüştün çıkışından önce yer yüzünde üç bin yıl geçmiştir. Başlangıçta dünya bir zevk ve eğlence yeriyken sonradan yırtıcı hayvanlar, zehirli böcekler, kış, dolu, çoraklık ve bunların yol açtığı ölümler geldi. Zerdüşt tüm bunlara son verdi. Temizlenen dünyada bir ayin düzenledi. Böylece kötülüklerden temizlenmiş olan dünyada ebedi mutluluğa ulaşmış oldu.

Zerdüşt’ün dininde diğer ilkel dinlerden çok farklı yönler de bulmaktayız. Her şeyden önce dünya bir plan dahilinde dönmektedir. Bugün dünyanın, evrenin ve insanları birer similasyon olduklarını iddia edenler Zerdüşt’ün bu öğretisinden etkilenmiş midir bilemeyiz ama Zerdüşt, dünyanın tekamül kurallarına uyduğunu söylemişti. Diğer dinlerden farklı olarak dünyanın bir tarihi olduğundan da söz eder. Tekamül kanunları dünyayı içinde bulunduğu halden ülküsel bir safhaya doğru götürecektir.Ve dünyada faaliyet halinde olan bütün kuvvetler buna doğru yönelmek zorundadır.Dünyanın bir plana uygun olarak hareket etmesi tarihsel bir süreçtir. Dünya, birbirine zıt kuvvetlerin aralarında amansız savaştıkları bir savaş meydanıdır.

Zerdüştiliğin müminlerine yüklediği ödevlerin ilki dindarlıktır. Herkesin bu hak dinine girmesi, Zerdüş’ün buyruklarına uyması, ona yeni inananlar kazandırması esastır. (Şimdi bu parantezi niye açtık: Bu diziye başlayalı beri, Zerdüşt’e gelinceye kadar pek çok din kurucusu şahsı inceledik. Bir de günümüzde tarikat ve cemaatler var. Eskiden de Tekke Şeyhleri vardı. Gerçi, şimdi de bol miktarda şeyh var. Bunların amacı ne? Yeni bir din kurmak mı? Hayır, o zaman Allah’a şirk koşmuş olurlar. Bunu yapamayacaklarından ve İslam adı altında olduklarından yeni bir din olanaksız olduğuna göre asıl amaç bir ahlak doktrini oluşturup müminlerini bu doktrin etrafında toplamaktır diyebiliriz. Ancak, bu şeyhler ne kadar Konfüçyüs, ne kadar Buda, Ne kadar Zerdüşt’türler orası tartışılır.) Büyülü bir kudreti olan Ahura Mazda adını anmak dahi insanı kötülüklerden korur. (İslamda da böyle değil mi?)

Zerdüştiliğin ikinci ödevi de samimi olmaktır. Asla yalan söylememek gerekir. (İslamda da böyle değil mi?) Tarihte hiçbir kavim Pers’ler kadar yalandan nefret etmemiştir. Adeta, iftira ve dedikodu yasak edilmiştir. Hırsızlık da yasak edilmiştir. Belki birilerine çok abartılı gelebilir ama Zerdüştilik borç almayı da yasaklamıştır. Çünkü, insan borcunu geri vermemek için yalan söyleyebilir. İnsan mutlaka verdiği sözü tutmalıdır. Hatta, hainlere bile bir söz verildiyse tutulmalıdır. Burada söz konusu olan iyilik veya yardım severlik değil, adalet ve doğruluktur. Yalnızca, iblisin mezhebine girmiş olanlara merhamet gösterilmez. Çünkü, bu yardım değil zaaftır.

Zerdüştilik çalışmayı ödev olarak görür. (İslamda da öyle değil mi?) Hem dinsel hem de ahlaksal bir öğreti sunan Zerdüşt, bir ekonomik ve sosyal reform yapmak amacını güdüyordu. Zerdüşt, hayvanların bilgili bir usulle yetiştirilmesini, otlaklara özenle bakılmasını söylemiştir. Zerdüşt, göçebelik yerine yerleşik yaşamayı, düzgün bir konutta oturmayı, huzurlu bir hayatı sağlamak için bir kurtarıcı sıfatıyla ortaya çıkmıştır. Tahıl yerine et yemeyi önermiştir. (Canan Karatay Hoca’nın kulakları çınlasın.) İnsanın ağır olan işlerini başarabilmesi için vücudunu beslemesi gerektiğini bunun için de et yemesi gerektiğini söyler.

Ahura Mazda’ya göre ateşi, toprağı ve suyu bir cesedin temasıyla kirletmek günahtır. Ölümden sonra cesedin köpeklere ve akbabalara bırakılması gerekir. Görüldüğü gibi burada ölüm anında cesede değer verilmeyip ruha önem arz edilmektedir. Zerdüşilik bu yönüyle de diğer ilkel dinlerden ayrılır. Zerdüştiliğin Yahudilik ve Hiristiyanlığı da etkilediğini söyleyelim.

Bugün Zerdüştilik devam ediyor mu? Hemen söyleyelim: Evet, Parsilik adı altında devam ediyor. 7. yüzyılda İran, Müslüman Arapların eline geçince Zerdüştiliğe son verdiler. Zerdüşt’e inananların bir kısmı Hindistan’a sığındılar. Bunlara Parsi adı verildi. Bugün Bombay çevresinde yaşamaktalar. Sayıları ise yüz bin kişinin üzerindedir. Parsilik Zerdüştiliğin devamıdır.

İran’da Zerdüştiliğin yanında Mitraizm ve Mani dinlerinin de gelişmiş olduğunu söyleyerek yazımızı bitirelim ve bugün bu ülkede bu grupların artık var olmadığını belirtelim.

Erdinç OZAN


Erdinç OZAN Kimdir?

1957 Rize doğumlu. Rize Lisesi Edebiyat bölümünü, Karadeniz Teknik Üniversitesi Rize Meslek Yüksek Okulunu ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi.

Ekonomist ve yazar.

29 yıl Rize’de, 24 yıl İstanbul’da 6 yıl Karabük’te yaşadı. Ayvalık’a yerleşti ve son bir yıldır burada yaşamakta. Özel sektörde satış ve pazarlama uzmanı ve müfettiş olarak çalıştı. Emekten yana olduğu için kendi deyimiyle 22 kez iş değiştirdi ve 19 işten kovuldu.

Yazı yaşamına 1980 de öykü yazarak başladı. Yüzlerce Sanat-Edebiyat dergisinde ve gazetelerin sanat yapraklarında şiir, deneme, öykü ve eleştirileri yayımlandı. Eleştirel yazılarında eş-dost ayrımı yapmadan yanlışların altını cesurca çizmesiyle tanındı. Toplumcu-Gerçekçi sanat anlayışını benimseyen yazar, tüm karakterlerini yaşamın içinden aldı. Sanal dünyalar ve ütopik duygulardan uzak, hayatın katı gerçeklerini akıcı bir dille gözler önüne serdi. Gerçeklerden yola çıkarak gerçeğe ulaşmayı hedefledi. Yaşanmış ya da yaşanmakta olan hayatları kuytu köşelerden alıp okurlarıyla buluşturdu.

İlk kitabı ”Dağlar da Ağlar” (öykü) Haziran 2014’te yayımlandı. Bu kitaptan sonra kendisine ”Dağları ağlatan yazar” yakıştırması yapıldı. İkinci kitabı ”Dökün Beni Yıldızlara” (roman) Ağustos 2016’da yayımlandı. Hemen her okuyanı gözyaşlarına boğan bu roman emeklilikte yaşa takılanların yaşadığı sosyal dramı gözler önüne serdi. İşsizliğin yol açtığı sebeplerle dağılan bir ailenin anlatıldığı kitap EYT tarafından sahiplenildi. Kitabın İzmir Karşıyaka’daki imza günü develi bir eylemle mitinge dönüştürülerek edebiyat tarihinde bir ilke imza atılmış oldu.

İrem adlı bir kız çocuğu olan Erdinç Ozan, yerel basında aynı zamanda köşe yazarlığı yapıyor. Edebiyat dergilerinde  öykü ve denemeler yazıyor. 2017’nin son ayında üçüncü kitabı doğu ve batı kültürleri arasındaki çatışmayı gerçek bir aşk düzleminde konu alan ‘Narin Safran’ adlı romanı çıkacak. Ardından ”Balıkçı Kız”,  ”Şirin mi Şirin” ve ”Tophane” adlı üç romanı daha yayımlanacak.

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?