Eleştiri ve polemikten neden vazgeçtik / Mahmut ÜSTÜN - Gazeteler, Haber Manşet, Gündem
Son Dakika Haberler

Eleştiri ve polemikten neden vazgeçtik / Mahmut ÜSTÜN

Eleştiri ve polemikten neden vazgeçtik / Mahmut ÜSTÜN
Yorum Yap

Eleştiri ve polemikten neden vazgeçtik? …

İnsan evladı uzun bir süredir ciddi bir özgüven yitimi hatta yıkımı yaşamış durumda. Zira değiştirebileceğine dair inancı büyük ölçüde tahrip olmuş… Hele hele kolektif eyleme olan güveni neredeyse yerle yeksan… Dahası ve “eğitim seviyesi artıkça” değiştirme çabasının ve kolektif eylemin/örgütlenmenin kendisini yalnızca yararsız değil aynı zamanda bireysel özgürlüğünün prangası olarak görür hale getirilmiş…

Bu gerçek özgüven yitimini ise şişirilmiş ya da sanal özgüven imalatı ile ikame etmeyi tercih ediyor. Yalana teslim olmuş ve/fakat bunun farkında değil ya da bu yalan dünyanın yarattığı fanus içindeki “huzur” ile yalanı fark etmek bile istemiyor. “Bir elinde cımbız bir elinde ayna” an’a ve kendine odaklanmış vaziyette. Teselliyi giyimde, popüler olanda ve popüler olmakta arıyor. Popüler olana eklemlendikçe ya da eklemlendiğini sandıkça özgüven yitimini şişirilmiş bir balondan farksız olan sanal özgüven ile ikame ettiğini sanıyor. Yalan ve aldatıcı olsa da pohpohlanmaya ihtiyacı var. Pohpohlandığı ve kendisinin de diğerlerini pohpohladığı küçük cemaatçikler içine sığınmış…
Ne yazık ki entelektüellerimizin durumu da bundan çok farklı değil… Tek fark bu aynı olguyu daha janjanlı sözcük dağarcığı içinde ambalajlıyor oluşları….

Hal böyle olunca hiç kimse eleştirilmekten hoşlanmıyor. Kimse kimseyle açık bir polemik içine girmek istemiyor. O küçük cemaatçikleri içinde birbirlerini övmekle, like’lamakla ve/fakat dışardakileri çekiştirmekle kendilerini “iyi hissediyorlar”.
Birinin fikirlerini kuvvetle savunması onlara çok yabancı ve ürkütücü geliyor. Hele hele pek çok alanda “ahkam kesenler” onları feci halde rahatsız ediyor. Zira “uzmanlık” diye bir şey var değil mi? … Ama yine de kamusal alanda böyleleriyle tartışmaktan imtina ediyorlar. İncitici bir laf duyma korkusu mu? Kendi dar alanlarında “uzmanlaşmanın” yarattığı sınırlılığın ortaya çıkması endişesi mi? Ve fakat elbette ki onlar böyle düşünmüyorlar… Onlar, hiçbir fikrin kuvvetle savunulmaya değer bir “öneme” haiz olamayacağı kanaatindeler… Onlar içine tıkıldıkları minimal uzmanlaşma alanının tek mümkün şey olduğuna inandırılmışlar… Değil disiplinler arası yaklaşımının önemini düşünmek, komşu disiplinlerle bile epeydir temaslarını büyük ölçüde kesmişler… Tıkıldıkları şeyin camdan bir şişe olduğundan habersizler. Her fikrin bir toplumsal ve siyasal karşılığı olduğunu, kritik bir pozisyona işaret ettiğini ve bu nedenle de büyük ve gerektiğinde çok sert tartışmaların işin doğası gereği olduğunu unutmuşlar. Ve işin garip tarafı bu halleri onlar için sorgulanamaz bir doğruluk kazanmış… Örneğin acaba bizim bu durumumuz anlamak/ değiştirmek iddiasından ve toplumsal/siyasal sorumluluk ve görev duygusundan vazgeçmenin/vazgeçirilmenin bir türevi mi? Bu tutumumuz bir tür konformizmin/statükoculuğun işareti olabilir mi? gibi soruları kendilerine soramayacak kadar….

Oysa eleştiri olmadan bilim de olmaz/siyasette/sanatta… Polemik olmadan hiçbir düşünce gelişmez/ olgunlaşamaz… Ve bu nedenle anlamak/değiştirmek gibi bir perspektifi olanlar; topluma, dünyaya bir sorumluluğu olduğunu düşünenler, eleştiri ve tartışmanın kendileri için bir can suyu olduğunu bilirler.

Eleştiri sert de olsa bir düşman değil dost kuvvettir. Kendimizi sorgulamamıza, aşmamıza olanak sağlar. Söz ve davranışlarımıza ilişkin sorumluluklarımızı hatırlatır. Polemik sistem kurucu bir yöntemdir. Düşüncelerimizdeki boşlukları, bağlantı zayıflıklarını, eksiklik ve yanlışlıkları ortaya çıkarır. Daha tam ve ayrıntılı bir sistematik düşünceyi doğurur. Ayrıca kolay ve sorumsuzca kalem oynatmanın önüne geçmek açısından da denetleyici ve disipline edici işlevi görürler… Son zamanlarda ne de kolay hale geldi oysa, temelsiz ve büyük kelamlar…

Ama ya kırıcılık ya sertlik?

İster bebek üretin ister fikir; ister keman yapın ister kemanla beste yapın… Hayatta hiçbir güzel ve büyük eser “al gülüm, ver gülüm” yumuşaklığı ve tatlılığında doğmuyor, doğmaz. Polemiğin, en sert eleştirilerin süzgecinden geçmemiş hiçbir büyük fikir yoktur.

Ve söz/fikir çok önemlidir. Victor Hugo’nun sözleriyle “Zamanı gelmiş bir fikirden daha kuvvetli hiçbir şey yoktur.” Sözü/fikri sadece pohpohlanmak ve kendimizi gerçekleştirmek için değil, tam da bu sözlerde ifadesini bulan bir sorumluluk duygusuyla söylüyorsak, eleştiri ve polemik kaçınılacak bir şey değil, bir ihtiyaç ve bir zorunluluktur.
Ve işin esasında eleştiri ve polemikten vazgeçişimiz, hatta bunlara karşı antipati duyuşumuzun arkasında tam da söze ilişkin bu sorumlu yaklaşımdan vazgeçmemiz vardır. Bu vazgeçişi bize telkin eden post modern zihniyetin kendisi/etkisi vardır.

Sözün ve fikrin değiştirici rolünün öne çıkmaya başladığı bir dönemdeyiz oysa…

Eleştiri ve polemikle ilişkimizi yeniden değerlendirmenin ve yeniden barışmanın tam zamanıdır oysa…

Mahmut ÜSTÜN

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: