Erkek egemen cinsellik ve güçlü erkek mitosu… / Mahmut ÜSTÜN

Erkek egemen cinsellik ve güçlü erkek mitosu…

Erkek azgınlığı cinsel-fiziksel kapasite yüksekliğinden kaynaklanmaz. Sosyo-ekonomik, siyasal-kültürel nedenlere dayalı sosyo psikolojik bir durumdur. Abartılı güç gösterisine dönüşen her davranışın altında olduğu gibi, cinsel azgınlık sendromun altında da aşırı korku ve özgüvensizlik vardır. Erkek egemen toplum ve din anlayışının yarattığı bu efsane ile hesaplaşılmalıdır artık.

Hiçbir erkek jigolo -takviye alsa bile- günde 15 kadınla birleşemez ama bir hayat kadını açısından bu çok olanaklıdır. Erkeğin cinsel kapasitesinin kadından daha fazla olduğu apaçık bir yalan… İstek mi, işte bu tümüyle sosyo psikolojik bir durum… Erkeğin istekli olmasının muteber, kadının istekli olmasının ahlaksızlık, hastalık sayıldığı, bu bir yana kadın cinselliğinin utanılacak bir faktöre dönüştürüldüğü erkek egemenliğin bir ürünü… Ve tabi hayatında hiç orgazm olamayan kadınların çoğunlukta olduğu bir cinsellik tablosunun da bu sonuçta oldukça büyük bir etkisi var…

İlkel toplumlara baktığınızda cinsellik konusunda kadın ve erkek arasında hiçbir fark olmadığını görürsünüz. Gelişmiş toplumlarda ise dişinin istekleri baskılanmaktadır. Erkekler üreme içgüdüleri gereği sperm dağıtma mekanizmasını kullanırken dişiler ise en üstün spermi kullanma içgüdüsünü taşırlar. O yüzden dişi, erkeğe göre seçicidir. Bunun cinsel istek ya da kapasite farkı ile ilgisi yoktur. Her iki cins de biyolojik yapı olarak benzer sıklıkta çiftleşme isteği duyar. Seks sırasında ve sonrasında salgılanan hormonlar sonucunda eşit derecede mutlu ve sağlıklı olurlar. Bu eşitliğin bugün cinsler arasında farklı yaşanmasında biyolojik farklılıklar değil cinsel mitler ve tabular rol oynar.

Cinsel istek/güç gibi olgular arasında erkek ve kadın cinsi arasındaki farklılık, biyolojik değil ama toplumsal cinsiyet rolleri gereği ortaya çıkar. Zira erkek egemen toplumlarda erkeğin sosyal olarak seks yapma güdüsü motive edilirken, dişinin istekleri sosyokültürel nedenler sonucunda baskılanmaktadır.

Toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklanan bu efsanenin kurbanları en başta kadınlar, kız çocukları, tüm çocuklar, hayvanlar vb. Ama bizzat erkeklerin kendisi de bu efsanelerin kurbanıdır… Burası erkeklerin, erkeklikleri ile ilgili olumsuz söz söylendiğinde ya katil olduğu ya da çöküntü yaşadığı bir coğrafyadır. Burası sorulduğunda hiç kimsenin Viagra’ya ihtiyaç duymadığı ama gerçekte Viagra’nın Asprin’den çok kullanıldığı bir coğrafyadır.

Kimse çocuk tecavüzü ve sübyancılığın erkeklerin fiziksel ve cinsel azgınlıklarıyla ilgili olduğunu sanmasın… Şişme kadınla sevişmenin, -yani güç ve performans baskısı hissetmeden sevişme rahatlığının- sapıklığa ve gaddarlığa dönüşmüş biçimidir bu. Abartılı cinsel güç saplantısının yaygın bir performans anksiyetisine neden olduğu erkeklerle dolup taşan bir coğrafyadır burası…

Cinsellik, erkeğin güç, kadınınsa edilgenlik, duygusallık ve şefkat rol modelleri olduğu keyifli ama hastalıklı bir hormonsal oyun olmaktan çıkarılmalıdır. Tüm rollerin eşitçe yaşandığı büyülü bir zamana dönüşmelidir. Ancak böyle çözülecektir sorunlar.

Cinsellik, erkeğin aktif çıkıntısı ve kadının pasif girintisi üzerinden değerlendirilmekten çıkarılmalıdır. Kadın ve erkeğin her ikisi de sayısız duygusal/fiziksel çıkıntı ve girintilere sahiptir. Kadın ve erkek, tüm duygusal ve fiziksel çıkıntılarıyla birbirini tamamlamalı ve hemhal olmalıdır. Ancak böyle çözülecektir sorunlar.

Bu gerçeği kavradığımızda, bu efsanelerin etkisinden kurtulup cinselliği her açıdan iki eşit cinsin eylemi olarak gördüğümüzde seks ve cinsellik tabu olmaktan çıkar, aslına döner ve daha tatmin sağlayıcı ve mutluluk verici bir büyülü etkinliğe dönüşür.

Mahmut ÜSTÜN

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?