Evrenle Mesajlaşan Garip İnsanlar Ülkesi / Zeynep Derya Yıldız

Yoksa Siz Hala Antidepresan Almayanlardan Mısınız?

 

Yüzbinlerce insan enerjilerini evrene gönderiyor sevgilileriyle arayı düzeltmek için çakralarını açıyor, hala kendini sosyolog, psikolog olarak tanıtan ‘diplomasız’  kişisel gelişimcilerden medet umuyor. Amerikadan kopyala yapıştır getirilen bu ‘yaşam koçları, kişisel gelişim uzmanları’ toplumun altına konulan dinamit dedim yıllarca. Yazdım çizdim radyo ve tv programları yaptım bu konuyla ilgili. Ancak benim cümlelerim, bu sözüm ona gelişimcilerin şatafatlı sözleri karşısında sessiz bir çığlık olarak kaldı.

 

Bu pisişik insanlar içinde; meleklerle konuştuğunu iddia edenlerden tutun da, şansını değiştirttiğine, abartmıyorum beyinleri formatladığını iddia edenlere kadar garip bir yelpaze var. Hepsinin de ortak cümlesi “ama gerçekten bilimsel bişey bu ispatlandı yani.” Ne ispatlandı, ne zaman kim ispatladı da biz duymadık, görmedik, bilmiyoruz.

 

Bu insanlardan medet ummaya giden insanların çoğu mutsuz olduğu inancıyla gidiyor. Gidenlerin önemli bir kısmı iyi eğitim almış insanlar. Çoğu bir firmada yönetici ya da ona benzer pozisyonlarda çalışan mutsuz insanlar. Ortak noktaları ‘mutsuz’ olmaları. Mutsuz ve yalnız insanlar hep birlikte evrenin onlara kötü bir oyun oynadığı ve bunu değiştirebilecekleri inancıyla, hiç tanımadıkları insanlara koşarak gidiyor avuç dolusu para saçıyor. Bu yaşam koçu ablalar/abiler, birer avcı gibi köşelerinde bekliyor bu mutsuz insanları. Bazıları sorunun çocukluğunda olduğunu iddia edip Freud’culuk oynarken, bazıları ipin ucunu kaçırıp geçmiş yaşamlarından birinde bilmem nerede tıkanıklık var onu çözeceğini ve her şeyin düzeleceğine inandırıyor.

 

Bir insan tek başına mutsuz olamaz, onu mutsuz eden nedenler ortadan kaldırılmadıkça mutsuzluğu da iyileştirilemeyecektir. Modern toplum insana yalnızlığı ve mutsuzluğu dayatıyor. Filmler, diziler, şarkılar ve asla edebi bir değeri olmayan kitaplarla bu mutsuzluğu besliyorlar. Bu insanları sosyal medyada da ayırt edebilirsiniz. Emir kipli cümleler kurarlar ve ünlem (!) işaretini bol miktarda kullanırlar. Daimi telkinlerde bulunurlar;
Yalnız yaşa, herkes yalnız yaşasın ki daha çok eşya satılsın.
Mutsuz ol ki tüket.
Çalışırken ruhunu daraltan şarkılar dinle içine kapan ki üreten ellerin ile beynin arasındaki iletişim kopsun daha hızlı ve daha çok üretim yap, 3 kişinin işini 1 kişi yapsın.
Mesela benim en sinirimi bozan saptamaların başında reklamlarda kadınların birer alışveriş çılgını gibi gösterilmesi. Oysa ki bu bir dürtü kontrol bozukluğudur ve tedavi edilebilir yani bu rahatsızlığın kadın olmakla bir ilgisi yoktur. Ben de uzun zaman acaba bende bir sıkıntı mı var neden alışveriş manyağı değilim diye kendimi yokladım durdum. Halbuki bunlar birer kontrol aracı, algı yönetimi ve reklam şirketleri bu konunun uzmanları ile çalışıyor çoğunlukla.
Kadınlar ayakkabı almadan duramaz derseniz o kadın gider o ayakkabıyı alır.
Erkekler otomobil ya da elektronik ürün almadan duramaz bu arabayı sürün hazzın doruklarına çıkın diye günde 650 kez söylerseniz o adam gider borç harç o otomobili alır.

 

 

Peki bundan kim karlı çıkıyor dersiniz? Elbette kar hırsından gözü dönmüş şirketler. Onlar kazan kazan yaparken bizim plaza çalışanı beyaz yakalı Mehmet Bey, kredi kartıyla ürünler almasına, hafta sonları küçük seyahatler yapmasına, arkadaşlarıyla dışarda sosyalleşmesine rağmen mutlu olamıyordur. O halde kesinlikle kendisinde bir sorun vardır. İşte o kritik an gelir, kesinlikle bir kişisel gelişim uzmanına görünme zamanı gelmiştir. Kişisel geliştiren ablalar/abiler ise elbette bireyin çıkarlarını gözeterek teşhisler koymaya başlar. “Dünyaya bir daha gelmeyeceksin Mehmet Bey, kendin için yaşa, nasıl mutlu oluyorsan öyle yaşa, önemli olan sensin, her koyun kendi bacağından asılır, dünyayı sen mi kurtaracaksın, bırak başkalarının yükünü sen taşıyabiliyorsan herkes taşır, sen üzüleceğine onlar üzülsün, ne kadar değerli olduğunu hisset” tadında kişiyi bencilleştiren, toplumla bağını kökünden koparan telkinlerde bulunur depresyonun kıyısındaki Mehmet Bey’e. Bazıları dozu arttırıp reçetesiz de satılabilen antidepresan ilaçlar dahi önerir.

 

 

 

E bizim Mehmet Bey bir anda farkına varıyor ne kadar önemli ve özel bir insan olduğunun. Dünya bir anda kendi etrafında dönmeye başlıyor. İyi bir eğitimi, afilli bir kariyeri, kredisini düzenli ödediği ultra lux bir evi, taksiti yeni biten 0 km otomobili de vardır. Bazı şairleri ve yazarları bile bilmektedir daha ne olsun. Kişisel harikalıklarının yanında bir de bu ekonomik düzey eklenince, inşaatta çalışan, henüz kredisi bitmeyen ultra lux evinin inşaatı yapılırken 25. kattan düşüp ölen ve henüz ‘bey’ olamamış Ahmet’in neden düşüp öldüğünü, ailesinin şu an ne yaptığını bilmez, bilemez. Çünkü çok değerli ve özel bir köledir o, gerekirse Facebook ve Twitter’da “sorumlular bulunsun” bile yazar bazen cesareti olursa. Sonuçta dünyayı o mu kurtaracaktır. E Ahmet de zamanında çalışıp okusaydı belki iş arkadaşı olurdu onun derdini de Mehmet Bey mi çekecek yani ‘herkes hak ettiği gibi yaşıyor sonuçta’ değil mi ya?

 

 

 

Bey olmayan köle Ahmet’lerin öldüğü sistemi koruyan eğitimli köle Mehmet Bey’dir o. Ve Ahmet’lerin hesabını sormasın, düşünmesin, bilmesin diyedir onun mutsuzluğunu besleyen düzenin mimarisi. İçinden çıkamaz debelenir durur, evrene milyonlarca mesaj göndermiş çoğunlukla mesajları yerine ulaşmamıştır. Mesajları ulaştırmakla görevli kişisel gelişimci ise çoktan Pelin Hanım’ın sorunlarını dinlemeye başlamıştır bile. Elbette uygun bir ücret karşılığında…

 

 

 

Sonuçta Mehmet Bey ve Pelin Hanım yaşadıkları her aşkta mutsuz olacak, kendilerine uygun kimseyi bulamayacak, hayatları boyunca erkekleri ve kadınları suçlayarak, sürekli “ama insanlar çok çıkarcı” diye söylenerek yaşayacaklar. Çünkü köle sahipleri öyle düşünmelerini istiyor. Çünkü Mehmey Bey; ‘her koyunun kendi bacağından asılmadığı’ bilmiyor, bunu öğrense gidip köle sahiplerinin tahtlarını kafalarına geçirecek. Bu nedenle Mehmet Bey ve Pelin Hanım hayatın sırrını keşfettiğine inanarak bu dünyadan mutsuz olarak göçüp gidecekler.

 

 

Halbuki hayatın sırrı çok basit;  ‘Aşkta da kavgada da ‘ya hep beraber ya hiç birimiz’ 

 

 

                                               Lütfen hayatta kalın, ve hala hayattaysanız özgür kalmaya çalışın

 

Zeynep Derya Yıldız

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?