Gadir Hum hakikati ve sosyolojik gerçekleri / Tevfik USLUOĞLU

Gadir Hum hakikati ve sosyolojik gerçekleri

Bu sene 28 Ağustos’a denk gelen Gadir Bayramı, Hz. Muhammed’in Veda Haccı dönüşünde (son hac ya da Hecatülveda-Hacetülbeleğ- Hicri 18 Zulhicce 10/Miladi 8 Mart 632) Gadir Hum mevkiinde, Hz. Ali’nin elini tutup, havaya kaldırıp ve tüm Müslümanlara seslenip, “Allahumma men kintu veliyyeh fe haza Ali mevlah, Allahumma vali men vallah ve 3adi men 3adah” (Allahım ben kimin velisi isem, Ali onların mevlasıdır. Allahım onunla olanların yanında ol, düşmanlarının da düşmanı ol) der. Bu ilanla, Hz. Ali’nin, Hz. Muhammed’den sonra Müslümanların halifesi ve “Emir el Müminin” olduğunun tespitidir. Bu ilan Kur’an ayetlerinden yapılan aktarmalarla da Allah’ın, Peygamber Hz. Muhammed’e verdiği emrin sonucu gerçekleştiği ifade edilir. Bu ifade, onaylayanlara ve reddedenlere rağmen, İslam tarihinin bugüne kadar süren en önemli hadiselerinden biri oldu. İnananlara göre bu karar, İslam’ın mesajının yol haritasıydı ve insan erdemleri ve sosyal ilişkileri için çağının devrimi olan İslam’ı, her türden maddi çıkarın ötesinde bir ahlak sistemi olarak sürdürmenin güvencesi olarak görürler.

Nitekim, benim inanç algılarımın, kültürel kimliğimin önemli saç ayaklarından birini oluşturan Gadir Hum inancı, laik, demokrat ve dünyasal gerçeklikleri bilimin verileriyle algılayan biri olarak, bugünün resmî tatil olmasını ve demokratik hak ve özgürlüklerin parçalanamaz bir bütün olduğu inancıyla mensup olduğum toplulukla birlikte sevinçle ve coşkuyla her daim özgürce kutlamak istiyorum. Bugünde kimse elini işe sürmeden, insanlık üretmeyi, insanlık için düşünmeyi ve insanca yaşaması için gerekli koşulların oluşması için çaba sarf etmesini, inanca, ahlaka ve Gadir Hum’un insani mesajının doğru kavranması için gerekli çabayı göstermeyi de kendime görev olarak görüyorum. Bu mesaja bağlılıkla sarılanların karşısında da saygıyla eğiliyorum.

Nitekim, Muhammediye kesitinde Kemal’in, Veli’nin, Vasi’nin (mana’nın) ilanın yapıldığı Gadir Hum gününde inanç ehli insanlık için düşünmeli, insanlık üretmelidir. İnancın insanlık mesajı bilince çıkarılmalı kimliğin sürdürülebilir kalması için insanlık bilgi birikim hazinesinin önemli bir unsuru olan Alevilik, kimlik mücadelesi ile yükseltilmelidir. Bu inancın tabi olduğu cevherin talibi olma erdemiyle, insanlığa ve insanlık barışına adanmış hikmet yollarından biri olan Gadir Hum’un mesajının derinliğini kavrayarak, herkese kendi özgünlüğü ile doğruluğa giden yol olmasını diliyorum.

Hz. Muhammed ve İslam devrimi, kabile aşiret sistemine dayalı siyasi örgütlenmeyi aşarak eski üretim ve yönetim tarzını aşan; yeni toplumsal kültürel dinamiklerin oluşmasını sağlayan İslam uygarlığının temellerini atmıştır. Peygamber akli verilerin inanç sistemi ağacında; tomurcuklanmaya başladığı bir süreçte kendisiyle birlikte peygamberliğinde sona ereceğini belirterek insanları akıl yoluyla düşünme zahmetine sokmuştur. Arap ile Acem arasındaki farkı kaldırmıştır. İlimi, bilimi işaret etmiştir. Kadını yüceltmiştir. Bunu Hatice ve Fatma özgülünde görebiliriz.

İslam’ı geçirdiği aşamalar ile incelersek:
1-Mekke’de temelleri atılan bir inanç sisteminin(dinin) şekillenmesi
2-Medine’de bunun uygun bir toplumsal sözleşmeye evrilmesiyle ve siyasal sistem haline gelmesi
3-Tarihte özgün uygarlıklar içinde yerini alacak olan bir uygarlığın yaratılması (Gadir Hum mesajı ile anlam bulur.)

İslam uhrevi olma özeliği yanı sıra kâinat ve toplum meselelerine doğrudan müdahale (dünyevi) söz konusudur. İslam’ın uygarlık değerleri olarak bu süreç, felsefi anlamda inanç sistemi üzerinde temellenir. Kur’an da bunun düsturudur. Bu yolla Hz. Muhammed, Hz İbrahim ve onu takip eden Musa ve İsa peygamberlerin devamı olarak tüm insanlık hazinesini İslam da toplamıştır.

Ortalığı dini hava bürüyünce ister istemez bizlerde kendi kanaatlerimizi kimi zaman farklı yöntemlerle ifade etmeye çalışırız. Bunu sosyolojik, siyasal zeminde olumlu tarzda dini siyasete alet etmeden değerlendirmeyi bir görev olarak kabul ediyorum. Bu söylem İslam’ın demokrasi ve özgürlük mücadelesinde Hüseyin’i ruh ile algılanışını ifade etmektedir. Bu dinin siyasete alet edilmesi değildir. Bu yolda da Zahir olana bakıp, izahına çalıştığım olguların Bâtıni derinliklerini ihmal etmenin yanlış olduğunu belirteceğim. Nitekim Muhammed-i İslam peygamberler arasında fark gözetmez. Aleviliğin İslam-i yorumu tüm Semavi dinleri kendi içinde toplamıştır ve toplumsal anlamda evrimcidir.

Alevilik (Kitabullah), Sinnetü Resul, Ehlilbeyt el Masumin, Hiccet el 3ekıl üzerinden şekillenir.
Din ahlaktır. İman dinin ritüellerinden daha üstündür. Alevilik, 7 dorukta anlam bulan uygarlık sürecini, aklın gelişiminin tecellisi olarak ele alır. Bu da toplumsal evrime ve gelişime endekslidir. Bundan dolayı farklı zaman ve mekânda gelen tüm dinleri ve peygamberleri kendi inanç tarihleri temelinde kabul eder. Her doğrunun (kubbe) özgürlüğünü temsil eden ma3na ve ma3nadan türemiş temsilcileri sayar.

Evrensel var oluşun öz ve biçim algısı (tecelli, akıl-his, akıl -gök-yer, bedende oluş) Alevilerin simgelerle tanımladığı bir veri olarak yerini alır. Bu kapsamda Alevilerin El-din FEREE7- ferah (Ben sizi yaşam için yarattım. Ancak sizler şehvetinizle ölümü seçiyorsunuz) algısı içindeki insan merkezli söylem esastır.
Bu söylem: Hz Zeynep’ in duruşunu Hz Hüseyin ‘in direngenliğini, Hz Habil’in rahmetini, Hz Şit’in ilim gücünü, Hz Yusuf’un cemalini ve celalini, Hz. Yuşa’nın kudretini, Hz Asaf’ın mucizelerini, Hz Şamun’un hayat esasını, Hz. Ali’nin tüm bu vasıfların yanı sıra veli, vasi, Mevla, emir-il mü ‘minin, hakiki önder, halife, haydar el kerrarlığını esas alır. Bu esas Gadir Hum ve Veda Hutbesinin esasıdır. Yani İslam’ın hakikatidir. Kur-an’ın hakikati ve Allah’ın mesajıdır. İslam’ın imana velayete evrildiği, İmamiyetin Ehli-Beyt’e verildiği ve 7 kubbe anlayışı ile insanlık mirasının bir bütün olarak vücut bulduğu yerdir.

Destur algısı ile aklın kabul etmediğini akıl süzgecinden geçmeyen hiçbir şeyi kabul etmeyin der. Yani bu söylem Gadir Hum esasını ve İslam’ının kemale erişini ifade eder. Gadir Hum gerçeği yoksa İslam eksiktir. Bu nokta, Gadir Hum’un felsefesini ve İslam’ın mesajını içerir. Bu felsefenin özü insanlık hazinesinin yaşamsal pratiğinin egemen zihniyet karşısındaki yansımasıdır. Bunun en önemli göstergesi, İslam’ın ilim insanlarının önemli bir kısmının Ğadir Hum esasını kabul edenlerden çıkmış olmasıdır. Bunlar, Caber İbn-i Hayyam El Kufi (modern kimyanın mimarı), Ebul Esved Ed Düveli (Arapçayı ilk harflendiren), İbn-i Nazzam (Evrim-piskoloji-sosyoloji), İsmail El Himyari (sürü psikolojisi), Ebu Bakr El Rezi (Ninova Tabletleri- Eczacılık), İbn-i Nefis (Kan dolaşımı), Yusuf El Hekim, Meryem El İcli (Usturab), Farabi (Medine tül Fazıla), Bedevi El Cebel, Muhammed Bin Nusayr (11. Ve 12. İmamın Bab’ı), Hasibi (Şeyh Ed Din), Fezavel Kindi, İnan El Türki, Ahmed El Kakai, El Cilli, El Cisri.
Şeyh Süleyman El Ahmed, Şeyh Salih el Ali, Şeyh Ahmad Diyab Al Hayyir, Şeyh Salih Nasır El Hakim, Şeyh Yunus Hamdan, Süleyman Vahit, Muhammed Ganim Et tavil, Şeyh Cemil Nardali, Süleyman Cerzun,Şeyh Muhammed Tevfik Ramadan, İrfan Mevruk, Makbule Dıblan, Şeyh Ali Şorba, Şeyh Nasır Zeyfa, Fayez İsmail, Fevzi İbrahim, Zeki Arsuzi, Zeki Kasım, Muhammed Ali El Zerka, Vahip El Ğanim , Şeyh Mahmut Reyhani, Ebul Finas El Hamadani, Seyfuddevle, El Nehavi, El Kindi, Ahmed El Carcani, Hasan Mekzun El Sincani, Batta El Halebi, Pir Sultan, Şah Hatayi, Hacı Bektaş-i Veli ve bir bütün olarak imanın aklın ve yolun bir olduğu gerçeği ile imandan, ilimden, edebiyattan, siyasetten, direnişten anlam bulan yüzlerce isim daha sayıla bilir.

İnsanlık tarihinin önemli kilometre taşlarından biri olan Gadir Hum etkinliklerinden birini daha karşıladığımız şu günlerde doğa ve toplumlara hegemonya kuran “güçlere” karşı insani erdemlerin tecelli ettiği, biat kültürüne karşı adil ve eşit bir toplumun heyulasının olduğu, Suriye direnişinin öğrettiği onurlu bir yaşamın, ileri insanlık hedeflerinin ve küresel çapta demokratik bir uygarlığın mümkün olabileceği; Güç uygarlığına karşı “Uygarlığın gücünün” mutlak kazanacağını haykıran Palmira Kraliçesi Zennubiya’nın, direnmenin Hüseyin’ce okunduğu duruşun er ya da geç zaferini ilan edeceğini belirtmek isterim. Ayrıca dünyada onlarca terör eylemine ve özellikle Suriye-Irak hattında insanlık hazinesi olan tüm değerlere yıkım götüren, barbarca insanları katleden İŞİD, El Nusra, Müslüman Kardeşler gibi onlarca terör örgütünün ve onların fetvacıları olarak kabul edebileceğimiz tekfircileri, İbni-Teymiyye’yi, İbn-i Kemal’i, İdris-i Bitlis’i, Ebu El Suud, Salih El Luheydan, Adnan Arur, Yusuf El Kanadavi, Suudi Müftüsü El Uceylan’ın yaklaşımlarının insanlık üretmekten yana olan herkesin gözden geçirerek tepki koyması gerektiğine inanıyorum.

Bu fetvacılar ve terör şebekeleri eliyle “Cisr el Şuğur, Han El Asel, Tel Arin, Şeyh Maksud, Tel Abyad, Reyhanlı, Tedmür , Keseb, Tabka, Vadi Deheb, Halep Süleymaniye, Maan da, Fua-Kefraya, Nübul ve Zehra’da” Araplar, Ermeniler, Türkmenler, Süryaniler, Kürtler katledildi. Müslümanlar, Hristiyanlar, Ezidiler, Aleviler, Sünniler, Şiiler katledildi ve özellikle de “Aleviler tabuta, Hristiyanlar Beyrut’a”, “Ey Aleviler, Allah’a and olsun ki hepinizi kıyma yapıp köpeklere yedireceğiz” diyen zihniyetin Sufyani-Emevi zihniyetinin devamı ve mirasçısı olduğunu ve bu mirasın Allah’ın dinini ve Muhammed-i İslam’ın açtığı uygarlık yoluna karşı şeytani zihniyetin olduğunu söyleyebilirim.

Bu tekfiri terör Allah’ın rahmet dinini terör dinine çevirerek Alevi yerleşim yerleri; Ak3ad, Baruda, Hırrata, Slinfi, Balluta, Esterbe (Fatiha okuyarak 500 kişiyi kestiler) Nabata, Hembuşiye (Hamile kadınları delik deşik ederek ceninleri karınlarından alıp yere attılar), Şeyh Bedir Gazel’i katlettiler, Adra, Maan, Zehra, Zeruba, Humus (İkreme/El Makzum ilk okulunda 54 çocuk), İstibrak (Antakya sınırına 15 kilometre 800 kişi 25-26 Nisan 2015), Mabuca, Zara (Hama-Türkmen Alevileri/ Hasibi), Tartus Ceble, Lübnan’da Cebel Muhsin’de yani 100 binler katledildi.

Bu tekfiri anlayış “İslam’daki öldürmek en büyük günahtır” anlayışını ters yüz etmiştir. (Muhammed Suresi 4.Ayet)

1-Oysaki dinler kanı durdurmak için vardır.
2-Dinler gözü kapalı bir şekilde muktedirlere biat etmeyi reddeder, sorgulamayı emreder.
3-İktidar kelimesi Kur’an da yoktur. Devlet iki yerde olumsuz anlamda kullanılır. İmkân kelimesi vardır. İmkân, karar almak, imkân vermek anlamında kullanılır.
4-Peygambere Medine Sözleşmesiyle karar verebilme yetkisi verilmiştir. Hegomonik bir iktidar kurmamıştır.
5-Kur’an da savunma savaşı vardır. İşgal yoktur. Ele geçirmek, saldırmak yasaktır. Hz Muhammed’in katıldığı hiçbir savaş, saldırı savaşı değildir.
6-Firavun erkek çocukları katlediyordu. Bu muhalifini doğar doğmaz öldürmektir. Osmanlı bu anlayışın ürünüdür. Devletin bekası (Padişahın çıkarı için) 38 padişah kardeş katli gerçekleştirmiştir. Kur’an katli yasaklamıştır. Emevi zihniyeti bunu onaylamıştır.
7-Kur’an da Cennet Ayetleri eşitlikçi, sınıfsız, sömürüsüz bir dünyayı anlatır.
8-Din önce ahlaktır, sonra imandır ve özellikle davranıştır, yaşamdır. Dini ritüel olarak görmek yanlıştır.
9-Buhari’de (Sünni Kaynak) Arafat’a çıkarsanız kul hakkı af olur diyor. Cumayı kılın 1 haftalık günahınız af olur diyor. Kurban kesin kan fışkırdıkça günahınız af olur. Şeyh-in müridi ol sana şefaat etsin cennete git. Bu anlayışı değerlendirmek sizin takdirinizdedir. Ancak Alevi inancında Kur-an tefsiri de ilahidir anlayışı vardır. Bundan dolayı Kur-an ı natık Hz. Ali ve tefsir ancak Ehl-i Beyt ve İmamiyye aracılığı ile aktarılandır, şeklinde ki kabulü esas alır.

Sonuç olarak Gadir Hum’un mesajı İslam’ın kendisidir ve Din insana hizmet eder. İnsan dine hizmet etmez. Alevilik kaidesi açıktır (İnfitah). Din “Taks-Taasup” değildir. Din aynı zamanda bir felsefedir. İnsanlık hazinesi gerici bir din tutkalıyla dondurulmaz. Bu ölümdür. İnsanlık hazinesi toplumsal anlamda evrimci ve ilerlemecidir.
Ve direnmenin Hüseyin’ce okunduğunu bir kez daha diyerek, Suriye’de insanlık için direnen, direnişin sembolü olan Esad liderliğinde Suriye halkı ve ordusunu, “vallahi sizi sileceğiz” diyen Tabka Direnişinin kahraman askerini, Handarat Cezaevi Direnişçilerini, Deyrezzor kahramanlarını ve Suriye Mukavemetini selamlıyorum.

Aleviliği nasıl düşünmeli;
1)Hüseyni Ruh, Zeynep Duruşu, Ebu Zer tavrı,

2)Aleviler ne yapmalı, Aleviliği nasıl yapmalı:
a) -Kimlik Bilinci b)Ahlaki duruş c)Tarih Bilinci(Mucizeleri anlatarak geleceği kurmak zor. Semboller öne çıkarılmalı, kahramanlık hikâyeleri anlatılmalı ve Alevilerden çıkan dini, felsefi, ilmi, bilimsel ve siyasi önderler yeni nesle aktarılmalı) d) Din: dinin felsefesi ve Alevi Akidesi doğru ve sistematik olarak aktarılmalı e) Diğer kültürel ve sanatsal faaliyetler önemsenmeli ve sürdürülebilir hale getirilmelidir.

3)- Örgütlenme Modeli: a)Tüm diasporayla ortak tavır (federasyon ve konfederasyon çalışması yapılmalı) b) Aydın Networku oluşturulmalı c) Her ülkede MECLİS oluşturulmalı (meclisler kimlik, kültür, dil ve akidevi esaslar üzerinden şekillenmelidir. Meclislerde gençlik, kadın, şura, danışma heyeti, iletişim, değerlendirme, örgütlenme, eğitim vs. komiteleri olmalıdır.) d)21. yy. verilerine uygun, bileşim çağı ve kent yaşam koşullarıyla donanmış, gelenekseli alan ama moderni içeren sürdürülebilir yeni bir örgütlenme modeli geliştirilmelidir.) e) sistematik ve stratejik örgütlenme üzerinde durulmalıdır. e) deneyim paylaşımı geliştirilmelidir (Lübnan, Arjantin, Avrupa, Suriye, Avustralya, Türkiye vs.) f) diyalog ile düzenli paneller ve konferanslar örgütlenmelidir. g) sorunların belirlenmesi için çalışma grubu oluşturulmalı h)yerelleri dikkate almak için, ihtiyaçları belirleyen komite olmalı ı) Bu çalışmaların sistematik yürümesi için, koordinasyon komitesi oluşturulmalıdır.

4) Düzenli olarak Ehlibeyt Propagandası yapılmalıdır.

5)Gadir Hum Aleviliğin temel tezi olduğu ifade edilmeli ve tüm Alevi gruplarıyla koordinasyon için bu tez öne çıkarılmalıdır.

6)Yaşasın Halkların Kardeşliği gibi söylemler yerine “YAŞASIN HALKLARIN EŞİTLİĞİ” anlayışı sloganlaştırılmalıdır. Çünkü biz kardeşlik dedikçe birileri abilik yapmaya kalkıyor. Eşitlik ilkesi daha anlamlı ve esaslı bir taleptir.

7)Suriye savaşı Alevi hareketinin sınavı olmaktadır. Bu süreç ciddi anlamda örgütlenmenin önünü açmıştır. Ya doğru kanallarla Aleviler şaha kalkacak ya da bu süreçle ciddi yenilgi alacaklar.
Bunun için: Kimliği mağduriyet üzerinden tanımlama terkedilmeli, aktif bir tavır ve model geliştirilmelidir. Bu modelin temel taşını ancak disiplinli bir şekilde 21. yy. verilerine uygun KADROLAR yetiştirmekten geçer. Türkiye’de devletin içinde önemli bir kadrolaşmaya sahip gerici güçler ciddi anlamda mevcut. Kardeşlikten dem vurmalarına bakmayın. Buna karşın, eşitlik temelinde anayasal vatandaşlık şarttır. İnkârcı resmi politikalara karşı çalışmalar yürütülmeli, hukuk mücadelesi için donanımlı bir hukukçu kadro oluşturulmalıdır.

8) Alevilerle Alevi literatürüyle konuşmak gerekmektedir.

9) Alevi kültür ve inanç merkezlerinin her alanda oluşturulması gerekmektedir.

10)Asimilasyona karşı tavır geliştire bilmek için ev içinden, aile içinden başlamak gerekmektedir.

11)Suriye direnişinden ders çıkarmak gerekmektedir.

12) İnternet sitesi, Televizyon, Radyo, dergi ve gazete çalışması yapılmalıdır.

13)Anadil eğitimi esas alınmalıdır.

14)Şeyhlik-Dedelik kurumunun korunarak ve yeni döneme uygun bir donanıma ve tavra sahip olması için düzenlemeye ihtiyaç duymaktadır. Liyakat öne çıkarılmalıdır.

15) Dünyadaki gelişmeleri analiz ederek hareket etmek gerekmektedir.

16) Demokratik Özgürlükçü Alevilik İlkesi esas alınmalıdır.

17)Çok kültürlü ortak vatandaşlık statüsünün geliştirilmesi gerekmektedir.

18)İnsani kültürel kimliksel Alevilik algısına yoğunlaşmak gerekmektedir.

19)Ocakların, tekkelerin, vakıfların mallarının iadesi için hukuk mücadelesi yürütülmelidir.

20) Her alanda yasal tanınma adaletinin gerçekleşmesi gerekmektedir.

21) Siyasetinin ve hukukun demokratikleştirilmesi için mücadele yürütülmelidir.

22)Zihniyet dönüşümü (eşitlik-adalet ilkelerinin tezahürü).

23)Mürşit talip sisteminin sağlamlaştırılması gerekmektedir.

24)Kent yaşamına uygun örgütlenme modelinin tesis edilmesi ile gençliğe ve kadına ulaşmak gerekmektedir. Derneklerde, panellerde ve her alanda kadın ve gençlere yer açılmalıdır.

25) Sürekli nasıl Arapça öğrenebiliriz sorusu geliyor. Dil nasıl öğrenilir? Arapçayı biz bilmiyoruz ki çocuklarımıza öğretelim. a) İsrail örneği (Dünyanın farklı yerlerinden topladıkları insanlara ölü bir dil/ sadece ayin dili olan İbraniceyi öğretiler. Arapça ise yaşayan bir dildir ve İslam’ın dili, büyük bir coğrafyanın hayatının her alanında ki dilidir.) Açıkçası dilbilimci değilim ama interneti kullanırsanız öğrenebilirsiniz. (Günlük alanda kullanın) Bunun için dilin kullanım değeri oluşturmak için güçlü nedenler yaratılmalıdır.

Asimilasyon nasıl önlenir?
-Evden başlayarak önlenir (Kültür, eğitim, evde başlar), her ev her kişi eğitim alanı olmalı, kendimizi eğitmeliyiz.

-Kadınlarınızı kazanırsanız önemli bir mesafe almış olursunuz.

Alevilerle ilgili sürekli iftirada bulunan tezlere ve kişilere karşı ne yapılmalı…
Gerilim yaratmak, ötekileştirmek ya da kendi tabanlarını kemikleştirmek için, krizlerin olduğu dönemde ortaya bir iddia atılarak Alevilere saldırı gerçekleştirilir. Bu saldırı çok amaçlıdır. Özellikle Suriye savaşı ya da Türkiye’de 1971 sonrası incelenmeye değerdir. Buna karşın arşiv çalışması, yayın, bildiri yayınlamak, davalar açmak ve uluslararası kamuoyu yaratmak gerekmektedir.

Son

söz olarak Gadir Hum’un onuru ve Kerbela’nın ruhu ile sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum!

Tevfik USLUOĞLU

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?