Gazetecilerin gözünden çocuk istismarı ve idam

Gazetecilerin gözünden çocuk istismarı ve idam

Sokağı, hayatı tüm yönleriyle takip eden, yaşananlardan bilgi sahibi olmamızı sağlayan gazetecilerin son günlerde sıkça konuşulan çocuk istismarları ve idam konularıyla ilgili görüşlerini aldık.

“2016’da Ensar Vakfı’nda onlarca çocuğun cinsel istismara maruz kaldığı açığa çıktığında yaşanmayan infial neden Leyla ve Eylül sembolleştirilerek yaşanıyor? Ve neden o dönem Ensarcılar için “idam” ve “kimyasal hadım” ağızlara alınmazken bugün başta ülkenin yürütmesi olmak üzere bir koro halinde bu cezaların yeniden yürürlüğe girmesi isteniyor?”

Özgür Gelecek’ten Rahime Karvar-Rabia Güveli: Son günlerde özellikle Eylül ve Leyla’nın ölümleri ile karşımıza çıkan çocuğun cinsel istismarı ve katliamları, yeni bir nicel artış olarak mı okumalıyız?
Böyle bir okuma kesinlikle bizleri yanlış sonuca ve sonuçlar üzerinden çıkılmaz bir yöne götürür. Gazeteci ve muhabirlik yapanlar şunu iyi bilirler; bazen bir olay ancak infial yarattığında halkın geniş kesimi, o olaya neden olan sorunun vahametinin farkına varır. Leyla kaybolduğunda halihazırda onlarca çocuğun (ki bunlar da sadece cesaret edip konuyu gündeme taşıyanlar) kayıp olduğu gündem yapılıyor. Art arda çocuk tecavüzleri infial yaratacak şekilde gündemleştirildiğinde çocuklar için bu ülkenin nasıl bir cehennem olduğu görülebiliyor. Ana akım olarak bilinen ve halkın büyük kesimine alternatif medyadan; sosyalist ve özgür basından çok daha hızlı bir şekilde ulaşan penguen medya organları bu konuda ikiyüzlü bir şekilde davranıyor ve yanıltmada büyük rol oynuyorlar.

Burada şöyle bir soruyla açabiliriz söylemek istediğimizi: 2016’da Ensar Vakfı’nda onlarca çocuğun cinsel istismara maruz kaldığı açığa çıktığında yaşanmayan infial neden Leyla ve Eylül sembolleştirilerek yaşanıyor? Ve neden o dönem Ensarcılar için “idam” ve “kimyasal hadım” ağızlara alınmazken bugün başta ülkenin yürütmesi olmak üzere bir koro halinde bu cezaların yeniden yürürlüğe girmesi isteniyor?
Aslında bu soruya verilecek cevap, “ülkenin neden bu hale geldiğini” de anlatıyor. Çünkü ortada çocuğa yönelik istismarı ve çocuk katliamlarını önlemek derdinde olan bir devlet yönetimi, bir devlet kurumu yok! Devlete hükümet edenler, devletin yönetim sistemini “tek adama” bağlayarak değiştirmekle meşgul olanların derdi; sorunun esasını karartarak halkın yüzünü seçim ve sonrası gelişmelerden uzaklaştırmak. Bunun için de oldukça hassas ve aynı zamanda oldukça derin bir yara haline gelen çocuğa yönelik suçları hedef alıyor.
Tabii bu durumun bu dönemde kullanılıyor olması, çocuğa yönelik suçların vahametini ortadan kaldırmıyor. Dünya genelinde çocuklara yönelik istismarda çok ciddi bir artıştan bahsediliyor, ki bu oran son dört yılda % 90! Ancak daha da vahim olanı, son 10 yılda ülkemizde yaşanan artış, % 700 oranında bir artıştan bahsediliyor. Yani son 10 yılda çocuklara dönük istismar vakalarında 7 kat artış var. Her ay adli tıp kurumlarına ortalama 650 çocuğun cinsel istismarı vakası geliyor. Kuşkusuz bu tabloya bakınca her birimiz, çığlık atamayan binlerce çocuk adına binlerce kez çığlık atma ihtiyacı duyuyor ve bunu yapamadığımız için bunun ağırlığı altında eziliyoruz.
Bu tablo, evet, çok vahim. Ancak bunlar sadece bilinen sonuçlar. Bizler bunun nedenlerini sorgulamakla ve buna çözümlenmesini istemek, bunun için çaba sarf etmekle yükümlüyüz. Ah vah etmenin bir anlamı ve çocuklar için bir karşılığı yok.

En başta şunu söylemek gerekir ki; çocuğa dönük bu suçlar yeni değil ve “güçlü” olanı, “güç” olarak görünen olguları elinde bulunduranı kutsayan erkek egemen sistemin, patriarkal düzenin olmazsa olmaz bir parçası… Erkekler ve de bu erkeklik düzeninden beslenen bilumum kesimler; “zayıf” ve kendileri açısından “ulaşılabilir” gördüğü; dokunmaya, öldürmeye “hakkı olduğunu” düşündüğü başta çocuklar olmak üzere; hayvanlara, kadınlara, LGBTİ+’lere, doğaya karşı sayısız suç işliyorlar. Faillere bakın, hepsi aynı kanaldan besleniyor; hepsi aynı kanaldan; medyadan, yargıdan, devletten ve de birbirlerinden güç alıyorlar. Çocuklar bir birey olarak değil, “güçlü” olan patronun, “güçlü” olan devletin, “güçlü” olan babanın, “güçlü” olan erkeğin istediği an istediğini yapabileceği bir şey olarak görülüyor. Ucuza ya da bedavaya çalıştırılıyor, devlet açısından “geleceğin askeri”, “geleceğin işçisi” olarak propaganda edilmesine karşın politikasızlık ve yer yer düşmanca yaklaşımlarla (örneğin bir çocuğun Kürt ya da mülteci olması nedeniyle öldürülmesinde, zarar görmesinde sakınca olmaması…) bu anlayışlar besleniyor, erkekler tarafından ise her türlü istismara maruz bırakılması gündelik bir durum haline getiriliyor. Öncelikle bu zemini tartışmak, bu zeminin ortadan kalkması için etkili yöntemler üretmek gerekir.
Tam olarak karartılan ve konuşulması engellenen can alıcı nokta, burası! Bunu konuşmayı, derinleştirmeyi ve bu zemine karşı etkili mücadele yöntemlerini güçlendirmeyi tartışmayan devlet, kurum ya da kişiler kesinlikle samimiyetsizdirler ve bu sorunu ortadan kaldırmaya niyetli değil, aksine bu sorundan beslenmeye, buradan kendilerine sağcı-popülist malzeme çıkarmaya eğilimlidirler. Biz de bugün tam olarak bu eğilim nedeniyle çocuklara yönelik bu saldırılarla yüz yüze geliyoruz.

Kerim Eren: Çocuk tecavüzleri ve cinayetleri yeni bir şey değil. Yıllardır Anadolu’nun birçok köşesinde çocuklar tecavüze-tacize uğramakta. Failleri de uzakta aramamak gerekir, ensest çok yaygın.
Çocuk gelinlerin durumu tecavüzden farklı mı? Şimdilerde parlatılıp sürekli öne sürülmesi idam için kamuoyu oluşturma çabalarının sonucudur diye düşünüyorum.
Unutmamak gerekir ki idam tekrar yasallaşırsa sonunda asılan gene biz yurtseverler olacaktır.
Bunların hepsini üstüste koyup düşünmek gerekir.
Zorunlu ilköğretimin süresinin düşürülüp kız çocuklarının Kuran kursu vb yerlere emanet edilmesi gerici kafalar için çok normal olan çocuk gelinin yaygınlaştırılmasında önemli bir faktördür.
Olay tek tek ele alınmamalı, bu konu sosyolojik bir vakadır. Gerici toplum oluşturmanın yapı taşlarından biri de budur. ‘Bir seferden bir şey olmaz, buna tecavüz denemez, karşılıklı istekle olmuştur’ diyen
badecilerin felsefesine uygun toplum yaratma çabaları… Olay, çocuk tecavüzleri ve katliamları sınırının çok ötesinde.

Evrim Kepenek: Türkiye’deki cinsel tacizin artmasını Türkiye’deki politik atmosferden ayrı düşünemeyiz. Çok uzun yıllardır örtülü olan eril zihniyet vardı. Son 16 yıldır bu zihniyet daha görünür hale geldi. Bu iktidarın politikasıyla kadınlar daha değersizleşti. Kadına şiddet uygulayan kişilerin daha az ceza alması buna örnektir.
Bu ülkede kadınlar, çocuklar ve hayvanlar savunmasız. Bunlara ne yaparsanız yapın hem toplumsal hem de idari anlamda cezası kalmadı.
Toplumun kafası karışmış durumda yani iyi ve kötü ne, güzellik ve çirkinlik ne?
Bildiğiniz gibi “bir kereden bir şey olmaz” söyleminin tepki almaması buna örnektir.
Her türlü kötülüğün normalleştiği bir dönemden geçiyoruz.
Ahmet Şık’ın dediği gibi örgütlü kötülük kurumsallaşıyor. Bana göre bütün yaşanan kötü şeylerin arkasında bunun gibi nedenler var. Toplumun farklı açılardan incelenmesi gerekiyor.

Ali Haydar Çelebi: Ensar Vakfı’nda yaşanan çocuk istismarlarına göz yumulmasının nereye kadar ulaşacağını tahmin edemeyen bir politika izlemenin sonucudur bu yaşananlar.
Ne acıdır ki çocuk istismarını idam getirmek maksadıyla kullanmaya çalışmak tarihin yüz karartıcı politikasıdır.
Ayrıca toplumun tamamının değişmesi eğitilmesi gereken bir konunun ana temasıdır.
Ataerkil ve din temelli toplum duygusu ve vurgusu yapılmaya devam edildikçe bu olayların çözümleneceğini sanmıyorum.
Sizlerin de bildiği gibi kırsal kesimlerde erkek çocuk, kız çocuklarından daha üstün tutulup erkek çocuk cinselliği öne çıkarılmaktadır. Bunun yanı sıra sünnet düğünü dediğimiz tamamen erkek cinsel organını kutsama olayı ise bu bakış açısının yansımasıdır.
Unutmayın çocuklar bizlerin, yarınların, yeryüzünün geleceğidir.

Emre Orman: İktidarın yıllardır özlemini çektiği idam tasarısı vardı. Çocuk cinayetleri ve tecavüzleri yeni olan şeyler değil. Sıkça karşılaştığımız durumlar. Fakat son zamanlarda iktidar medyası tarafından da haberleştirilip gündem haline getirilmeye başlandı. İktidarın etrafındaki güruh ise adeta talimat alırcasına “idam” çığlıkları atıyor. Tamamen planlı olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki müebbet hapis bile almayan tecavüzcülerin idam geldiğinde idam cezası alacağına ihtimal vermek ahmaklıktan başka bir şey olamaz.

Özlem Oral: Daha ileri bir toplumun maddi önkoşulları gelişip güçlendikçe, kapitalizmin çürüme ve çöküş süreci de derinleşiyor. Kapitalizmin çürüyüşü hızlandıkça, toplumda da çürüme, yozlaşma artıyor.
Çocuk istismarcısı ve katillerin, hayvanlara işkence ve tecavüz edenlerin toplum içinden ayıklanmasını isterken gelmesini istediğimiz idam cezası kimlere uygulanacak?? Denizlerin, Yusuf’un, Hüseyin’in idamını içi sızlamadan, faşizme öfkelenmeden anan var mı?
Çocuklara, hayvanlara, kadınlara karşı işlenen suçlarda, faillerin cezasızlık oranına bakarsak, ki çoğu yargıya bile taşınmadan “çözülüverir”, kaç tecavüzcü ya da katil idama mahkum edilecektir? Bir tweet atmanın cezasının canlıya saldırmanın cezasından kat kat fazla olduğu bir dönemde, “idam cezası kime uygulanacaktır” diye sormak bile lüzumsuz…

Pembegül Gökçek: Akla en yatkın gelen herkesin de dillendirdiği gibi idamı çıkarmak için zemin oluşturmak.Biraz da gaz almak için… Üst üste yaşananlarda karanlık güçlerin parmağı var gibi. Devlet hemen hemen her konuda şeffaf olmadığı için ciddi güven kaybı yaşıyoruz. Bu boşluğu her türlü şeyle doldurabiliriz.

 

 

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?