Son Dakika Haberler

Gelin biraz dedikodu yapalım / Gökhan ÇELEBİ

Gelin biraz dedikodu yapalım / Gökhan ÇELEBİ
Yorum Yap

Gelin biraz dedikodu yapalım

Gelin biraz dedikodu yapalım. Acayip bir yönetim danışmanlığı pazarı var biliyorsunuz. Kurumsal firmalar profesyonel manada fiilen neyi nasıl yapıyor bilmiyorum, o kısım ayrı ama paneller, konferanslar, seminerler gırla gidiyor. Sanırsın ki vahşi doğada hayatta kalma taktikleri veriyorlar. He bunu da, 500 Dolar verip dinlediği adamdan millet bilmediği bir şeyi öğrenmediği için laf etmesin diye de, araya konuyla hiç ilgisi olmayan bir komedyen, tiyatrocu, şarkıcı sıkıştırıp onların renkli hayatından iş dünyasına yatay geçiş yaptırıyorlar. Kitaplar ha keza..

En son “Formula 1 yarışcılarından yöneticilere taktikler” gibi bir isimli kitabı görünce “dur lan ben bunu yazayım” dedim. Abi holding CEO’sunun “sürat felakettir”den başka formula pilotundan öğreneceği ne olabilir? Çok mu sığ geldi? Evet tam da bunu diyorum. Dikkat, tedbir, risk, ekip çalışması, takım oyunu, teknolojiyle uyum, kararlılık ve strateji. Heh bunları CEO abimiz bilmiyor mudur?

Damat filan değilse zaten oralara gelebilir miydi? Bak oğul olsa gelemez mesela. Ama babalar kızlarını kıramıyor, damatlarını seviyor.

Özetle, mecburen sürekli bu toplantılara katılıp dinlemekle kalmayıp 25 yıldır da mevzubahis bu insanları fotoğrafladığım için, artık ben de bir kitap yazıp taktik verebilirim gibi geliyor. Bak mesela ben bir balık hikayesiyle bir çırpıda yönetim dersi vereyim: Mevsimidir dedik gittik bugün 1kg hamsi aldık. Balıkçı çözüm ortaklığına yanaşmadığından, serçe parmağım kadar balıkları temizlemede daha önceden bu konuda bir know-how sahibi olmadığım için ve işi outsourching edemeyeceğimden başladım balıkları temizlemeye. Ar-Ge oluşturmaya vaktim olmadığından hemen bir risk analizi yapıp en kötü senaryoyu düşünüp işin prosesini belirledim. Balığın kafasını koparıp içini temizlemek sorun değildi ama kılçığını çıkartmak hem zahmetliydi hem de hammadde kaybına sebep oluyordu. Ben de balığın, kızımın yiyeceği kadarının kılçığını çıkartmaya karar verdim. Zaten o esnada experience ile inovatif bir çözüm bulacağıma da inanıyordum. Netekim öyle oldu. Kılçıkları kuyruktan başa doğru çıkardığımda balık parçalanmıyordu ve işlemden önce balığı yıkadığımda daha hızlı bir progress kaydettiğimi fark ettim. Hal böyle olunca, hedefimi revize edip kendi yiyeceğim kısmını da temizleyip ayıklamaya karar verdim. Bir ara, bu özgüvenle işi bitirmek için hızlandığımda yine parçalandığını fark edince yeniden toplam kalite yönetimi anlayışına geri döndüm. Sona doğru yorulduğumu hissedip yemek için deadlinenin yaklaştığını fark edince bu miktarın yeterli olduğunu approve ederek kalanını kedilerle paylaşmanın adil ve mantıklı olduğunu düşündüm. Aksi taktirde hem ziyan olacak hem de harcadığım zaman ve enerji marjinal faydamın değerini düşürecekti. Şimdi en baştan tüm bu süreci biliyor muydum, biliyordum. İşin önce gözümde büyüyeceğini, aksayacağını, sonra alışınca kolaylaşacağını… Peki tekrar eden bir süreç ve sonuçta insanın bir işi yapmasını ve bitirmesini kolaylaştıran sebep nedir desem? “Motivasyon”!

Kızımın canı istediği için o balık alındı, temizlendi, pişirildi ve yenildi. Hee feedbacki de öpücük ve teşekkür oldu.

Yöneticiye vereceğiniz tek taktik bence “başarı ekibin, başarısızlık yöneticinindir”. He illa birini dinletecekseniz, o kişi “ağaçtan düşmüş biri” olmalıdır.

Bu arada yazacağım kitabın ismini söyleyeyim; Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü. Allahını seversen ne eksiği var?

Gökhan ÇELEBİ

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: