Göçmenler, Suriyeliler ve sol politika-4 / Mahmut ÜSTÜN

Göçmenler, Suriyeliler ve sol politika-4

En doğru çözüm yurttaşlık hakkıdır!

Sol politikanın ana çizgilerini belirlemeden önce göçmenlik sorununun egemen sınıflar tarafından sınıfsal çıkarları ekseninde nasıl araçsallaştırıldığına ilişkin bir fikir açıklığına sahip olmak zorunludur.

Egemenlerin göçmen politikası iki stratejik eksene dayalıdır.
Tekrarlayacak olursak ve birincisi; Marx’ın deyimiyle göçmenler, “sermayenin hafif piyade güçleri” olarak kullanılmaktadır. Yani göçmenler en düşük ücrete, en kötü koşullarda, güvencesiz biçimde çalışmaya mecbur bırakılan ve aynı zamanda gerektiğinde en kolay işten ve hatta ülkeden çıkarılabilir bir emek gücünü oluşturmaktadır.

Wallerstein’in işaret ettiği gibi; göçmen emeği, sistemi olası emekçi muhalefetinin ekonomik ve siyasal maliyetlerinden de büyük ölçüde kurtarır. Bağlı olarak göçmenler yerli ve örgütlü işgücünün ücret ve çalışma koşullarına ilişkin iyileştirme taleplerini baskılamak için önemli bir işleve sahiptir.

İkincisi; göçmenlik ulus devletin ve devlet yurttaşlığının yeniden üretilmesi açısından önemli bir işlev görmektedir. İçerideki dış güç olarak göçmenliğin bu açıdan gördüğü işlev düşman dış güçler ve/ya düşmanla iş birliği potansiyeline sahip hain iç güçler söylemlerinden çok daha etkilidir. Ve yine bağlı olarak göçmenlik emekçilerin artan sorunlarından kaynaklı tepki ve öfkelerinin, sorunun asıl kaynağı olan sisteme ve egemen güçlere değil, bir başka ezilen kesime yönlendirilmesi açısından da kullanılır. Sistem bu aynı politikayı içerideki dinsel ve etnik farklılıkları kullanarak da uygular ama hem bu kadar etkili olmaz hem de ciddi risk potansiyeli de taşır. Ama göçmenler üzerinden uygulamak hem etkiyi artırır hem de riski azaltır; göçmen emeğinin varlığı bu politika açısından da egemen sınıflar için paha biçilmez değerdedir.

Bu özellikleriyle göçmenlik ulus devlet ve devlet yurttaşlığı bağının yeniden üretimi açısından da oldukça işlevseldir. Alt sınıfların göçmenlik politikasına ilişkin ilkel sınıfsal tepkileri bile, ırkçılık enstrümanı aracılığıyla ulus devlete bağlılığı konsolide edebilmek açısından bir araca dönüştürülür.

Bu stratejik amaçlara ulaşmak için uygulanan taktiklere gelince:

Birincisi, ırkçılık örtülü ya da açık biçimlerde ama sürekli olarak pompalanır. Emek güçleri en kötü koşullarda sömürülen göçmenler, tehlikeli, terörist, kültürsüz, pis vb. olarak iç kamuoyuna sunulur.

İkincisi, artan göçmen karşıtı ırkçılığın vatandaşlara ait bir duygu ve tavır olduğu öne sürülür. Devletin/egemen sınıfların bu konudaki belirleyici rolü gözlerden saklanmaya çalışılır. Böylece göçmen sorununun ırkçılık ve ırkçılık karşıtı yaklaşımlar üzerinden gündemde tutulması ve tartışılır olması sağlanır. Göçmen sorununun ırkçı vatandaşlar ve karşıtları arasında bir sorun olarak algılanması ve gündemleştirilmesi sadece bu konudaki asıl sorumlunun saklanmasına hizmet etmekle kalmaz, ırkçılığı güçlendiren bir söylemsel altlığa da dönüşür.

Üçüncüsü, ırkçı politikanın varlık alanı bulması için göçmen sorunu özellikle ülke ve yurttaşlık kavramları bakımından “dış”ta ya da “çeper”de yer alan bir sorun olarak takdim edilir ve dahası o şekilde kurumsallaştırılır.

En iyi durumda “göçmen stütüsü” temelli bazı haklar verilir ama aslında böylece göçmenlerin o ülkeye ait olmadığı düşüncesi de resmi/yasal bir nitelik kazanmış olur. Bu iki arada bir derede statü zemininde de ırkçılık sürekli kendini üretecek bir verimli arazi bulur.

Sol politika tüm bu stratejik ve taktik manevraları boşa çıkarmayı ve kardeşleşmeyi hedeflemelidir. Sistemin belirlediği platform içinden değil -teorik olarak sistemin sınırları içinde kalıyor görünse de- pratik olarak sistemin temel direklerini yerinden oynatan, sistemin dışına doğru yol açan politikalarla soruna müdahil olmak durumundadır.
Wallerstein’ın deyimiyle göçmenliğin kolay üretilebilir ve kolay kurtulunabilir bir ucuz/güvencesiz işgücü deposu olarak kullanımın önüne geçmeyi önceleyen bir politika şarttır.

Göçmenlik, emekçiler arasında büyüyen tepkiyi sisteme değil birbirine yönlendiren önemli bir politik enstrüman olarak kullanıldığına göre, sol politika emekçilerin birliğini sağlamayı esas alan ve tepkiyi sisteme yönlendirmeyi gözeten bir politika üretmek durumundadır.

Göçmen politikasındaki ayrımcı politikaların ve ırkçı tutumların yeşermesinde en önemli faktörlerden birinin de mevcut ulus devlet ve devlet yurttaşlığı anlayışı olduğunu vurgulamıştık. Öyleyse sol politika, etnik referanslı ulus devlet ve ayrımcı hiyerarşik devlet yurttaşlığı anlayışını aşan yeni bir eşitlikçi yurttaşlık ve yurtseverlik anlayışını seslendiren bir politikayla göçmen sorununda karşı bir pozisyon inşa edebilmelidir.
“Göçmenlik statüsü” talebinin ötesine taşan bir yaklaşım geliştirmek sol politikanın bir başka önemli unsuru olmak durumundadır. Göçmenlik sorununu, asıllar (imtiyazlı yurttaşlar) ve ötekiler ayrımı eksenine oturtulmasına karşı sorunu içsel/organik bir sorun olarak ele almak, kısacası içerideki ezilenler sorunun önemli bir parçası olarak görmek, sol politikanın bir diğer ayırıcı çizgisidir.

Kutuplaşmayı bugün yaygın biçimde rastlanıldığı şekliyle ırkçı ve ırkçılık karşıtı vatandaşlar ikileminden çıkarmak, ırkçılığı egemen sınıfın alt sınıfları bölme enstrümanı olarak gören ve ırkçılıkla bu eksen üzerinden mücadele eden bir mücadele hattı inşa etmek bir başka önemli ihtiyaçtır.
Bu konuda izlenecek tüm politikaların birleştiği ana talep ise, isteyen tüm göçmenlere yurttaşlık hakkının tanınmasıdır. Burada iki temel koşul olmalıdır; göçmen yurttaşların yurttaşlık hakkı talebinde bulunması ve yurttaşlığa alınacakların soykırım, taciz, tecavüz vb. gibi insanlık suçlarına karışmamış olmamasıdır.

“Her geleni kabul mü edecek bir ülke, bu mümkün mü?” diye sorulabilir. Doğrusu biz politikamızı oluştururken bu soruyu esas almayız ama bu önerinin kabulünü kolaylaştırmak bakımından hatırlatmak gerekir ki zaten göçmenlerin yüzde 90 gibi bir çoğunluğu göçtükleri ülkede yaşamını sürdürmeye devam etmektedir ve ancak çok küçük bir bölümü geri dönmektedir. Bizim önerimiz mevcut hali eşitlikçi biçimde formüle etmektedir yalnızca…

Yurttaşlık hakkı politikası, egemen sınıfların ötekileştirici politikalarının boşa çıkarılmasını, ulus devlet ve devlet yurttaşlığı paradigmasının aşılmasını/aşındırılmasını, sorunun içsel ve ezilenlere ait bir soruna dönüştürülmesini, dolayısıyla ırkçılığın nesnel, kültürel zemininin altının oyulmasını vb; birlikte kesen ve imkanlı kılan tek ana taleptir. Dahası yurttaşlık hakkının göçmenlerin etnik ve dini kültürel kimliklerini koruma ve yaşama olanağı sunulmasıyla birlikte ele alınmalı ve savunulmalıdır. Bu savununun o toprakların kadim halkları ve inançları arasında bugün egeme olan ayrımcı/asimilasyoncu politikanın ortadan kaldırılması zeminini güçlendireceği de açıktır.
Yurttaşlık hakkı tanıma sürecinde yalnızca iktidar partisinin değil, sendikalar başta olmak üzere konuyla ilgili tüm mesleki ve demokratik kuruluşların karar sürecine katılması, vurguladığımız amaçların realize edilmesi bakımından önemlidir.

Göçmenlik statüsü ancak geçici bir süre geçerli olmalıdır. Süresi elbette göçmenlerle istişare içinde saptanmalıdır. Göçmenlik statüsünün geçici süreli bir statü olmasının, göçmenleri geldiği topraklardan zorla koparmak anlamına gelmemesi için “çifte vatandaşlık hakkı”nın varlığı savunulmalıdır.

Bu politikayı saptarken temel eksen onun bütünsel anlamda pratik olarak hemen/bir çırpıda gerçekleştirilebilir olması değil, teorik olarak gerçekleştirilebilir olması ve gerçek ve kalıcı çözümün yolunu açmasıdır. Bu temel politik eksen (yurttaşlık hakkı) elbette (mülteci emeğinin sendikalara üye olmak kaydıyla faal işgücüne dahil edilmesi; yurttaşlara sağlanan işsizlik ödeneği, konut, eğitim vb. alanındaki sosyal ve ekonomik haklardan gecikmeksizin ve eşit biçimde yararlandırılmaları gibi) alt başlıklarla ayrıntılandırılan bir taktik plana da sahip olacaktır.

Yazı dizimizin 5’inci ve son bölümünde ise, Türkiye’de yaşanan göçmen sorunu çeşitli boyutlarıyla incelenecektir.

Mahmut ÜSTÜN

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?

%d blogcu bunu beğendi: