Son Dakika Haberler

GÜLEN İNEK, TOPRAKTA YÜRÜYEN TAVUK; HEPSİ YALAN… ŞİMDİ REKLAMLAR! / Hülya YALÇIN

GÜLEN İNEK, TOPRAKTA YÜRÜYEN TAVUK; HEPSİ YALAN… ŞİMDİ REKLAMLAR! / Hülya YALÇIN
Yorum Yap

GÜLEN İNEK, TOPRAKTA YÜRÜYEN TAVUK; HEPSİ YALAN…

ŞİMDİ REKLAMLAR!

Reklamlar… Sıradan, her yerde görmeye alıştığımız bir şey artık. Neredeyse şehir içi ulaşımda bile toplu taşım araçlarına yerleştirilmiş, ekranlardan beynimize hücum eden satıcılar, pazarlamacılar, ürün tanıtıcılar var. Kaçış yok bu belli. Kısmen haklı da olabilirler. Tanıtacak ki satsın. Buraya kadar bir sözümüz yok. Ancak ‘hayvanların’ söz konusu olduğu reklamlara gelince bir duruyoruz.

Bu alanda korkunç bir algı yönetimi ve yaşanan büyük ihlallerin ‘sevimli’ gösterilerek üstünün kapatılması çabası var. Ne yazık ki başarıya ulaşan bir çaba bu. Duyarlı merhametli bildiğimiz insanlar bile bu görüntüler karşısında hiç tepki duymuyor; hatta fark etmiyor çoğu zaman.
Trafikte büyük kamyonlara resmedilmiş inekleri herkes mutlaka görmüştür. Mutlu, gülümseyen, yeşil çayırlarda ‘sütünü, etini, derisini’ insana sunmak için adeta heyecanla bekleyen inekler vardır o resimlerde.

Son zamanlarda içinde ‘et’ harfleriyle oluşturulmuş tuhaf mekan isimlerini de görmüşsünüzdür. Burada isimlerini yazmak istemem. Akıllarınca komik olsun diye ‘tatlı oğlak’, ‘inatçı keçi’ gibi güya sevimli sözlerle yavru hayvanların etlerinin pazarlanışındaki vahşeti gizlediğini sanan isimleri kullanıyorlar.
Tepside ölü bir tavukla çocuklarına dans ederek yemek sunan güya müşfik anne görüntüleri de ekranlardan eksik olmaz. Saçını yıkadığı şampuanı arzuyla öpen kadın figürleri de en az bu kadar rahatsız edici olmasına karşın, oradaki aptal mesaj elbette bizi çok ilgilendirmiyor. Sonuçta bundan rahatsız olan kadınlar da karşı mücadelesini yapsın.

Biz, ‘hayvan ve yaşam hakkı savunucuları’ bizi sömürün, bundan mutluyuz mesajı veren ve akıl sınırlarını zorlayan reklamlardan son derece rahatsızız. Bu sahneler adeta ekrandan suratımıza yumruk gibi iniyor.

Yeni bardak alsın diye eskisini masa kenarından poposuyla devirip kıran kadına söylenip geçersiniz, 10 dakika sonra izi kalmaz; ama bahçede çığlık atarak koşan bir tavuğu yakalayan kadının biraz sonra onu fırından ölü halde bir tepside çıkararak sevinçten ölürcesine masaya koyup övgü beklediği anları aynı şekilde bir kenara atamazsınız.
Reklamların neredeyse tamamında hayvan şiddeti açık veya zımni şekilde körükleniyor, kanıksatılıyor ve büyük isimler markalar kullanılınca da normalleştirildiği düşünülüyor.

Hayvan sömürüsünün ve ardında büyük bir şiddetin yaşandığı bu pazarın, reklamlarda görünen yüzündeki perdeyi indirmenin zamanı çoktan geldi.
Ölü tavukla, içi bin çeşit garnitürle doldurulmuş ördek ölüsü ve minik kuzuların ‘kolu, bacağı, kafası’ ile yapılan; başka başka isimlerle normalleştirilen ‘yemek’ reklamlarıyla özdeşleşen “müşfik anne” figürü de, ileriki aşamalarda çocukların zulme karşı direnci konusunda epey sıkıntı yaratıyor.

Reklamcılık, ürünün satılması için tanıtılmasını ve özelliklerini göstermeyi amaçlayan bir sektör.
Bizim derdimiz ‘hayvanlar ürün müdür?’ konusunu tartışmaya açmak. Toplumun büyük kesimine göre hayvanlar ürün, mal, yemek, giysi. Büyük bir kesimin böyle düşünüyor olması, onların “canlı, hissetme yetisine sahip ve insanla iletişim kurabilen, zeki varlıklar” olduğu gerçeğini elbette ortadan kaldırmıyor.

Bu konuda zor da olsa yasal mücadeleyi aralıksız sürdürüyoruz. Muhatabımızın büyük, güçlü, kıpırdatılması bile zor bir alanı kaplaması bizi durdurmaya yetmez. Ancak insanların da bilmesini istiyoruz ki; reklamlardaki o hayvanlar gülümseyerek, mutlu yeşil çayırlarda koşarak ‘yavrucuklarını size yiyecek olarak sunmuyor’. Onlar gerçek değil. Bu kocaman bir kandırmaca. Gerçeği bildiğinizde elinizi süremeyeceğiniz şeyleri size satabilmek için uydurulmuş sahte görüntüler.

Tıbbi, dini ya da geleneksel boyutunu uzmanları tartışabilir; ancak her canlının sütünün kendi yavrusu için olduğunu; her canlının biricik yaşamının kendisi ve hepimiz için kutsal olduğunu anlamak çok da zor değil aslında.

Gücü kendisini ve yavrularını insandan korumaya yetemediği için ‘kol, bacak, kanat, ciğer’ gibi parçalanmış organlarına yeni adlar verilerek pazarlanan o şeyler aslında tıpkı bizler gibi yaşamayı isteyen, yaşama hakkı olan varlıklardır.
Bunları konuştuğumuzda dalga geçmeye kalkışan, kalabalıkla aynı fikirde olmanın verdiği güç ve güvenle kendsini haklı gören, sağlık, din, gelenek vb. yüzlerce bahane uyduran çoğu insan aslında için için kendisiyle yüzleşemediği için rahatsızlık duyuyor. Duymalı da…

Çocuğunu ‘kuzum’ diye sarmalayıp seven ana babanın, gerçekte bir koyunun ‘kuzusunu’ parçalarına ayırarak soslara bulayıp sunması ne kadar ürkütücü düşünebiliyor musunuz? Kendisi dışında yaşam formu tanımayan bir türe mensup olmaktan ürkmeliyiz aslında. Ama arada sırada bu kalabalığın içinde bir tane yürekli ve kendisiyle yüzleşmesinden galip çıkan biri “Ne yapıyorum ben?” diyerek yaşam hakkından yana adım atıyor ya, işte biz bundan asla umudu kesmiyoruz. Kesemiyoruz.
Siz de kesmeyin…

Şimdi reklamlar; uyusun vicdanlar demek yerine; şimdi reklamlar, ortaya çıksın yalanlar deme zamanı.

Av.Hülya YALÇIN
Hayvanlara Adalet Derneği Başkanı

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: