Güvercinler Vurulur mu? / Zarif LAÇİN

Güvercinler Vurulur mu?

Gökyüzü bugünlerde biraz daha mavi bakıyor, yeryüzünde olup bitenlere. Bildiğinden olsa gerek, kırmızının maviyi alt etmek için iki yıl önce tam da bugünlerde nasıl da istemeye istemeye renginden azar azar yaydığını. Bu yüzden gökyüzü hüzünlerini bir kenara bırakmış, mavinin en belirgin en göz alıcı tonuyla kendini salıvermiş bütün evrenin üzerine. Oysa bir bıraksa kendini kıyamet kopacak. Her yer karanlığa bürünecek. Gözyaşından seller salıp yeryüzünü yerle bir edecek. Ama olmaz. Bugün olmaz. Her zamankinden daha sakin olmak zorunda. O da korkuyor o karanlık günlerden. Bu yüzden saklıyor geceye çalan bütün renklerini. Sadece mavi kokmak istiyor. Öyle hatırlanmak ve öyle hatırlatmak istiyor o günün en acımasız halini. Çünkü yeniden vurulmak, yeniden kana bulanmak istemiyor. Canı acıyor. İrkiliyor zaman zaman, yukarıdan en yukarıdan tanık olduklarını hatırladıkça. İrkildikçe buz kesiyor. Adeta ölümün soğukluğunu yeniden yeniden hissediyor. Hatırlıyor o korkunç günün o korkunç çığlıklarını. Yankılanıyor seyir halinde çığlıkların sessizliği bozan iniltisi. Her biri, bir  yana koşuşturan insanlar ve onların acılarla dolu feryatları. Bağrışmalar adeta birbirine karışmış, tıpkı birbirine karışmış bedenleri gibi. Ruhları karışmış birbirine, göz gözü görmez bir kan deryası. Ve bu deryanın içinde sevdiklerine ulaşmak için amansızca boğuşan insanlar.

Kimi kendindeki yaralara aldırış etmeden eliyle gözleriyle dalıverdi bu acının tam orta yerine. Kimi kardeşinden, kimi annesinden, kimi babasından, kimi çocuklarından, kimi yol arkadaşlarından bir iz bulabilmek için ölümün kokusunun yayıldığı bu meydana atıverdi kendini. En şaşkın en kendinde olmayan haliyle. Yeter ki sevdiklerinden bir iz olsun diye. İyi olduklarını görebilsinler diye. Ama ne yazık ki herkes o kadar şanslı değildi. Kimi hiç kalkamadı düştüğü yerden. Öylece kalakalmışlardı, birlikte aynı amaç için yola koyulduklarıyla. Bir çoğu da bulmak istediği haliyle bulamadı sevdiklerini. Gördükleri şey karşısında bir kez daha yığılıp kaldılar oldukları yere. Ama yine de kalkıp bir şeyler yapmaları gerekiyordu. Ve doğruldular. Bu defa da biber gazının, kanayan yaraları daha da kanatan daha da acıtan durumuna maruz kaldılar. İnsanlık dışı bu tablo bir kez daha ölümü yağdırdı onca insanın üzerine.

Peki neydi bu vahşetin nedeni? Ya da bir sebep olabilir miydi bunca masum insanın katledilişinin? Dilimiz dönebilir mi ”neden?” diye sormaya? Dönmemeli bu dil zaten. Bir barbar güruhun kirli, vahşi emelleri nice güzel insanları hayattan kopardı. Bunun izahı olabilir mi, mümkün mü böyle bir şey? Üstelik tek amaçları BARIŞI daha güçlü bir şekilde, daha kalabalık ve hep birlikte, yürek yüreğe daha kararlı haykırmak iken ve bunun için her biri ayrı ayrı yerlerden, ayrı ayrı umutları yanlarına alarak ama tek bir neden için Ankara meydanında bir arada iken…

İnsanların üzerine ölüm yağarken hangi söz bu acıyı dindirebilir ki, hangi söz? Gidenler asla geri dönemeyecek. Ya geride kalanlar? Onlar da gökyüzünü kana bulayan bu günü hiç ama hiç unutamayacaklar. Kimi zaman sevdiklerinin artık olmayışlarından kimi zaman da kaybettiklerinden. Hepsi umutlarını ve hayallerini o kanlı meydanda bırakarak gittiler. İşte tam da bu yüzden tüm bu acılara rağmen, şimdi yerde duran bütün hayalleri ve umutları sırtımıza alıp yürümenin zamanı, yine yeniden o direngen insanlara borcumuzun olduğunu bilerek. Tarihe de ”Heyy gökyüzünün güvercinleri bıraktığınız hiçbir şey yarım kalmadı” notunu düşerek…

Zarif LAÇİN


Zarif LAÇİN Kimdir?

25 Mart 1981 doğumlu Zarif, “kaliteli insan, kaliteli bir yaşam doğurur ve geride bırakabileceği de yine öyle bir hayat olur” diyor.

Tüm hikayeler o ilk nefesten itibaren hayat bulur. Suya atılan taşın oluşturduğu küçük çaptaki dalganın, bir başka çapta büyük dalgaları peşinden sürüklediğini unutmamak gerekir. İşte bunu hiç unutmayan kişidir Zarif.

Radyo-Tv Yayıncılık sadece bir meslektir onun için…

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?