Son Dakika Haberler

Hay beka kadar… / Mustafa Necati YILDIRIM

Hay beka kadar… / Mustafa Necati YILDIRIM
Yorum Yap

Hay beka kadar…

Ülke yönetmek zor olsa gerek. Hiç yapmadım. Ama meraklı biri olarak ve uzun gözlemlerime dayanarak bu zorluğu kavrayabiliyorum.

Dünya üzerinde şu sıralar 192’si resmen tanınan, bilinen 236 ülke var. Farklı dinler, diller, ırklar, kültürler, toplumsal cinsiyet algıları; farklı jeoplolitik pozisyonlar, zenginlik ve uluslararası ilişkiler ağları ve bir de tabii insanlık yolculuğunda hangi vagona bilet aldıkları…
Neresinden bakılsa bir ülkeyi dünyanın herhangi bir yerinde olduğu yerde tutmak bile zor iş. Yani böyle düşününce beka (kalıcılık) meselesi kulağa o kadar da deli saçması gibi gelmiyor değil mi?
Yani biri çıkıp dünya siyasi haritası üzerinde son 500 yılda yaşanan değişimleri bir animasyon haline getirseydi ortaya nasıl bir video çıkardı? Herhalde ilk göze çarpan gezegen yüzeyindeki aşırı hareketlilik olurdu. Durmadan yeniden çizilen sınırlar, yok olan kavimler, haritadan silinen ve yerlerine kurulan ülkeler, sürekli el değiştiren coğrafyalar, yükselip düşen -ki son 100 yıldır bir tanesinin üzerinde oturuyoruz- uygarlıklar…

Tarih algımızı biraz genişletip yükseliş ve düşüşlerin kesişim kümesine hızlı bir bakış attığımızda ilk göze çarpan kavramın uyumluluk (compatible) olduğunu fark ederiz. İyiliğin ve kötülüğün, hayrın ve şerrin ötesinde yerel Amerikan uygarlıklarının yok oluşundan Güney Afrika Apartheid’ına, Dünya savaşlarından yeni emperyalizme, soykırımlardan açlığa, oradan varoluşun tüm acılarına; dön geri IŞİD çekilirken geride bıraktığı 50 Ezidi kadının çöp tenekesinden çıkan kafalarına; alt metinde hep aynı cümle kulaklara fısıldar: Pısst, bütün mesele zamanın ruhuna (zeitgeist) uyumlu olmakla ilgili.

Yani neymiş? Beka sorunuyla ilk yüzleşen ve sonrasında da yüzleşecek pek bir şeyleri kalmayan kavimler genelde etraflarında ne olup bittiğinden haberi olmayanlar arasından çıkıyor. Tanıdık geldi mi? Konuya böyle bakınca anlaşılıyor ki beka meselesi Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Devlet Bahçeli’nin o derin vizyoner kişiliklerini bir nebze aşıyor.
Hadi birlikte akıl yürütelim. Diyelim dünyanın göbek deliğinde bir ülkeniz olsun, çok verimli topraklarınız, yeraltı ve üstü zenginlikleriniz, bir de üç tarafınız -ikisi sıcak- denizlerle kaplı olsun; hatta 360 derece, 4 saatlik uçuş menzilinde eliniz kolunuz neredeyse her yere ulaşsın; üstüne süper kültür, tarih ya da kendinizi nasıl iyi hissediyorsanız, hepsi olsun… Siz de -olur ya- böyle bir ülkenin başındaki adam -bir de yancı verelim isterseniz- olun. Dedim ya çok zor iş.

Benim büyükçe bir sarayım olsaydı, içinde pamuklara sarılı yaşasaydım, han dediğim yere hamam kurulsaydı, bir dediğim iki olmasaydı ne yapardım? Muhtemelen sapıtırdım. Yani en azından fena partilerdim galiba. Neyse ki kimsenin ülkeyi bana teslim ettiği yok. Ama ya olsaydı…

Sanırım bu kadar rahata bağlayamazdım.

Eğer 80 küsur milyon insanın bekası bana bağlı olsaydı muhtemelen uyuyamazdım. Hele neredeyse bir nesildir iktidar sahibi olup koskoca bir ülkenin potansiyeline ipotek koyup, hiç tutmayacak bir sabun opera sahnelemek için varı yoğu elden çıkartıp -en çok da insanları- günün sonunda fakir fukarayı bir kilo soğan uğruna saatlerce kuyrukta beklemek zorunda bıraktıysam hiç uyuyamazdım.

Ya da şöyle düşünelim ülkenin en azından yarısı bunca yıldır onlara sunduğum ‘asr-ı saadet’ hülyası uğruna ardımdan gelip sonunda ancak öbür dünyada hesap sorulmama garantisiyle baş başa kalmışsa bitkin düşüp daldığım uykudan bir daha uyanmak istemezdim. Ama dedim ya ben hiç ülke yönetmedim. Ne bilirim?
Ama şu kadarını görebiliyorum. Bugün ülkeyi yöneten kadrolar sadece ötekileştirip hain ilan ettikleri kesimleri değil ‘Yeni Türkiye’ hayaliyle kendilerine oy verenleri de yüzüstü bırakıyor.

En büyük muhalif ekonomik krizin yakıcı etkilerinin ötesinde toplumun muhafazakar kesimleri de giderek işlerin sarpa sardığının farkına varıyor. Korku iklimi seküler kesim üzerinde iş yapmadığı gibi muhafazakarlar üzerindeki etkisini de yavaşça yitiriyor ve Sayın Başkan’ın konsolidasyon kaygısı da tam olarak buradan kaynaklanıyor.
Kayda değer her türden medeniyet -adalet, demokrasi, eğitim, özgürlükler, bilimsel yayın vb.- sıralamasında nal toplayan bir ülke olmanın utancı artık onların da inceden yüzünü kızartıyor. Çünkü ister seküler ister dindar olsun hiç kimse -bu dünya ile hiç işi olmayan bir grup dışında- çocuklarını gelecek umudu olmayan bir ülkede yetiştirmek istemiyor.

Dedikleri gibi ülke belki de hiç olmadığı kadar büyük bir beka sınavından geçiyor. Ama bu Cumhur İttifakı’nın argümanlarının tam aksine bizatihi bu iktidarın sistematik bir şekilde Türkiye’yi küresel alandaki tüm iddiasından düşürüp bir daha asla kapanamayacak bir boşluğa sürüklemesinden kaynaklanıyor.

Mustafa Necati YILDIRIM

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)